• İran savaşını kınayarak ve üslerinin kullanılmasını reddederek ABD’ye karşı durmakla övünen İspanya, Küba’ya yönelik Trump’ın zorbalığı konusunda tuhaf bir şekilde sessiz kalıyor.

* PAUL TAYLOR-Çeviri: Yeni Özgür Politika

Benim kuşağımdan birçok Avrupalı için Küba, bir ülke olduğu kadar ilerici bir davaydı da. Seçici bir idealizmle dolu öğrenci yıllarımızda (benimkiler 1970’lerin ortasıydı), yolsuz bir rejimi ABD mafyasıyla iş birliği içinde deviren cesur ve küçük bir ülkeydi. Karizmatik Fidel Castro ve efsanevi gerilla lideri Che Guevara’nın önderliğindeki halk devrimi sonrasında, bağımsızlığını savunmak için ABD’nin ezici ekonomik ambargosuna direnmişti; Hasta la victoria siempre! (Zafer’e kadar daima ileri!)

Şimdi Kübalılar, elektrik yokluğu veya çok az elektrikle umutsuz bir yoksulluk içinde kıvranıyor. Donald Trump’ın “maksimum baskı” politikası çerçevesinde emrettiği yakıt sevkiyat ablukası, adanın yöneticilerini ya devirmeyi ya da onları ABD kapitalizmine açılmaya zorlamayı hedefliyor. Washington’un, Fidel’in 94 yaşındaki kardeşi ve halefi Raúl Castro’yu (emekliliğinde hâlâ önemli bir güç odağı) 1996’da iki ABD hafif uçağının düşürülmesinden sorumlu tutarak cinayetle suçlaması, tamamen tasfiye etme kararlılığını gösteriyor.

Fabrikalar ve ulaşım, elektrik yokluğu nedeniyle durma noktasında. Hastaneler, acil jeneratörleri çalıştıracak yakıt kıtlığıyla hastaları tedavi etmekte zorlanıyor. Avrupa siyasetinin sert sol kenarlarının ötesinde, Küba ekonomisinin ve halkının açıkça yasadışı boğulmasına karşı protesto eden neredeyse kimse yok. Havana’ya yakıt veya elektrik jeneratörü göndererek ABD’nin zorbalığına karşı koyan da yok. Dünya, Trump’ın ölümcül sıkıştırmasına karşı Küba’yı korumak veya rejim değişikliğini engellemek için parmağını kıpırdatmıyor. Öfke bile kıt.

Bunun bir nedeni, Küba’nın geleneksel dost ve müttefiklerinin (Rusya, Venezuela, Meksika ve Brezilya) ya felç olmuş ve dikkatleri dağılmış ya da Washington’la daha büyük hesaplarının olması. Bir diğer neden de Kübalıların içinde bulunduğu durumun büyük ölçüde kendi beceriksiz yöneticilerinden kaynaklanması; onlar, kendi halkına yardım etmek için neredeyse hiçbir şey yapmadı. Kübalıların ne özgürlüğe ne de refaha kavuşamaması, ABD ambargosundan ziyade, on yıllarca süren kötü yönetimin ekonomik girişimciliği ve ifade özgürlüğünü ezmesinden kaynaklanıyor. Bu, en düşük ortak paydaya dayalı eşitlikçilik adına yapıldı.

Eski Belçika ve AB’nin Havana Büyükelçisi Herman Portocarero (2016 AB-Küba siyasi diyalog ve işbirliği anlaşmasını müzakere etmişti) şöyle diyor: “Bugünün Kübası hiçbir şekilde 'özgür' değil. Verimli toprağı bol bir tropik ada olmasına rağmen yıllardır gıda ihtiyacının yüzde 80’ini ithal ediyor.”

İdeolojik dogma duvarı

AB ve Brezilya, Küba’nın şeker kamışından gıda üretimine geçişine mali teşvik ve teknik yardım teklif etti. Portocarero, “Denemek istedik, Brezilyalılar da denedi ama başaramadık. Her seferinde ideoloji ve dogma duvarına çarpıyorduk” diyor. Son iki yılda ağırlıklı olarak yaklaşık bir milyon eğitimli Kübalı ülkeyi terk etti. Küba’nın uzun “şeker babaları” zinciri, Ocak'ta Trump’ın ani askeri harekâtıyla Venezuela’nın sol hükümeti devrilince, Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro ve eşi ABD’de yargılanmak üzere kaçırılınca sona erdi. Bu, Küba’yı ayakta tutan sübvansiyonlu Venezuela petrol sevkiyatlarını bitirdi. İhracatı çok az olan ülke, çoğunlukla ABD ve Kanada’daki Küba sürgünlerinin gönderdiği havalelerle idare ediyor. Ülkenin ikonik Havana Club romu bile, Küba’da cam üretimi enerji maliyetleri yüzünden kârlı olmadığı için ithal şişelerde satılıyor.

Rusya ve İran'ın hali

Sovyet döneminde Havana’nın baş koruyucusu ve ekonomik ortağı olan Rusya, Ukrayna’da kazanılması imkânsız bir savaşa saplanmış durumda. Ortadoğu’daki kilit müttefiki Esad rejiminin Suriye’de iç savaşla devrilmesini ve diğer bölgesel ortağı İran’ın ABD ve İsrail tarafından bombalanmasını çaresizce izledi. Moskova, Mart'ta Küba’ya tek bir petrol sevkiyatı gönderdi; ABD bunu “insani” gerekçelerle geçmesine izin verdi. Başka hiçbir ülke (sol hükümetli Meksika ve Brezilya bile) ABD’nin ikincil yaptırımlarından korktuğu için yakıt göndermeye cesaret edemedi.

Çin'in gündeminde yok

Havana’yla dostane ilişkileri olan Çin ise ABD ablukasına meydan okumadı. Xi Jinping’in Trump’la konuşacak çok daha önemli konuları var. Bu ayki zirvelerinde Küba’nın gündeme geldiğine dair bir işaret yok. Çin için yeterince büyük bir pazar değil.

Avrupa kendiyle meşgul

Avrupa’ya gelince; Küba konusunda her zamankinden daha bölünmüş durumda ve Rusya’nın Ukrayna savaşı ile ABD-İsrail’in İran savaşıyla meşgul. Bu savaşlar, enerji arzını kısıtladı ve yakıt fiyatlarını fırlattı. AB içinde İspanya ve Fransa geleneksel Havana’nın en büyük savunucuları ve ABD ambargosunun (1962’den beri sürüyor) en açık sözlü eleştirenleri oldular. Yıllarca Madrid’den Havana’ya direkt uçuşlar yapılabiliyordu, ancak turizm çöktüğü için birçok uçuş şimdi iptal ediliyor. Yıllarca AB, ambargonun sona erdirilmesini talep eden yıllık BM Genel Kurulu kararını oybirliğiyle destekledi, ancak 2025’te Macaristan ret oyu kullandı; Çekya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya ve Romanya ise çekimser kaldı.

Sol cenahtan birçok kişi (Jeremy Corbyn ve Jean-Luc Mélenchon gibi kıdemli siyasetçiler) için Küba meselesi, anti emperyalizm ve egemenlik meselesidir. Sağ cenahtaysa anti komünizm ve bireysel özgürlük meselesidir; özellikle Sovyet egemenliği altında uzun yıllar yaşamış Orta Avrupa ülkelerinde bu böyledir.

İspanya'nın tuhaf sessizliği

İran savaşını kınayarak ve üslerinin operasyon için kullanılmasını reddederek ABD’ye karşı durmakla övünen sol hükümetine rağmen İspanya, eski sömürgesi Küba’ya yönelik Trump’ın zorbalığı konusunda tuhaf bir şekilde sessiz kaldı. İspanya, Meksika ve Brezilya liderleri geçen ay ortak bir açıklama yayınlayarak Küba halkının “vahim durumunu” kınamakla yetinip egemenlik ve uluslararası hukuka saygı çağrısı yaptılar, ancak ABD’den veya petrol ablukasından açıkça bahsetmediler ve sadece insani yardımın artırılacağını taahhüt ettiler, enerji sevkiyatı değil.

Washington, Küba’nın mevcut liderlerine bir “anlaşma” dayatsa veya onları devirmek için ilmeği sıksa bile, Avrupa’nın “Donroe Doktrini”nin bir sonraki bölümünü durdurmak için hiçbir şey yapmasını beklemeyin. Avrupalıların da Trump’la görüşecek daha büyük meseleleri var. Küba’yla tarihleri olabilir ama ABD’nin coğrafyası ve jeopolitiği yanında...

* Avrupa Politika Merkezi’nde kıdemli araştırmacısı Paul Taylor'ın The Guardian'daki makelesi çevrilerek düzenlendi.