Almanya Gündemi
Almanya’da bombalı eylem planlayan ve aylarca Türkiye’de kaldığı ortaya çıkan IŞİD’li Jaber Al-Bakr hücresinde kendini asarak intihar etti. Zaten Al-Bakr’ın yakalanma süreci de şaibeler taşıyordu. Zira büyük bir saldırı hazırlığında olduğu netleşen IŞİD’linin elini kolunu sallayarak, hem de toplu taşıma araçlarını kullanarak, bir saat uzaktaki bir şehre gitmesi olayın vahameti hakkında yeterince ipucu veriyordu. Al-Bakr’ın yakalanması sonrası gelişen süreç de bir o kadar soru işareti taşıyor.
Evinde patlayıcı madde ele geçirilen, havaalanında intihar saldırısı planlayan bir IŞİD’linin hücrede intihar etmesi olayının; sadece Saksonya polisinin beceriksizliğine, polis açıklamalarında geçtiği gibi ‘hazırlıksız yakalanılmasına’, Saksonya Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında geçtiği gibi ‘intihar riskinin bilinmediği’ inkarı üzerinden açıklanacak kadar basit olmadığı da yeterince anlaşılır. Kaldı ki, IŞİD yönünü Avrupa’ya çevirdiğinden bu yana, güvenlik önlemlerinin kat be kat artıran Almanya için acemi bir izahattan daha fazlası gerekli. Al-Bakr’ın soru işareti dolu intiharının ardından İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’in açıklamaları da bazı kodlar taşıyor. Maiziere, Al-Bakr’ın intihar etmiş olmasının, zanlının işbirlikçilerinin ve olası saldırı planlarının ortaya çıkarmasını zorlaştırdığını açıkladı. Al-Bakr’ın Almanya’ya nasıl geldiği, nasıl geri döndüğü, Türkiye’de nerede nasıl kaldığı, kimlerle ilişki kurduğu, mevcut saldırı planları gibi cevap bekleyen noktaların yanıtlanması artık çok güç. Ortadoğu’da girilen yeni süreç itibarı ile de Al-Bakr olayının şaibelerinin aydınlatılması gerekiyor. Çünkü, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin desteklediği Musul’u IŞİD’ten kurtarma operasyonunun başlaması ile birlikte, çatışmaların olası sonuçlarına göre, oradan ayrılan bir kısım IŞİD’linin Almanya’ya geri dönüşleri ihtimali güvenlik konusunda kaygıları daha da arttırmış durumda.
***
Almanya Musul operasyonlarına dahiliyetini dengelemeye çalışıyor, her ne kadar doğrudan savaşa katılmadığını beyan etse de, sunduğu askeri ve ekonomik destekle savaşın müdahillerinden biridir. Ortadoğu planları nedeniyle savunma harcamalarını artıran Almanya’nın bu yıl belirlenen savunma bütçesi 34.3 milyar Euro. (2020 yılına kadar savunma içerikli harcamaların 60 milyar Euro’ya çıkarılması hedefleniyor. Yine IŞİD’ten temizlenmiş alanlara yerelleri güçlendirmek adına 33.5 milyon Euro yatırım yaptı. Türkiye ile arasında gerginlik nedeni olan, Almanya’nın Ortadoğu’daki stratejik üssü İncirlik’e 58 milyon Euroluk bir yatırım da planlar arasında.)
Almanya Ortadoğu’daki paylaşımlardan uzak kalmak istemiyor, nitekim hazırlıklarını da olası sonuçlara göre denge tutturmak üzerine yapıyor. Bundan dolayıdır ki; Musul’da her ne kadar operasyonlarda direk yer almadığını söylese de savaşın önemli bir müdahilidir. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier bölgenin yeniden yapılandırılması için çalışmaların hemen başlaması telkininde bulunması da yine bu planlarla bağlantılı.
1879 yılında II. Abdülhamid’e yapılan ziyaretle resmi start verilen Osmanlı-Alman ilişkileri temelinde, Alman şirketlerine silah siparişleri, Deutsche Bank'a verilen imtiyazlar, akabinde Bağdat Demiryolları projesi, petrol aramaları için kurulan şirketler ve dolayısıyla bölgede ilk petrol aramalarının Almanlar tarafından yapılması birbirine bağlı gelişmelerdir. Ayrıca bu dönemde Alman askerlerinin Osmanlı ordusundaki etkinliğini de hatırlayalım.
Almanya paylaşım savaşında pastadan pay almak adına hazırlıklarını tamamlıyor. Müttefik güçlerini askeri olarak eğitiyor, stratejik alanlarda hakimiyetini kaybetmek istemiyor, Türkiye ile ilişkilerinde bilhassa temkinli davranıyor. Osmanlı üzerinden Ortadoğu'ya açılma planları ile başlayan sadık müttefiki ile aralarının bu önemli süreçte bozulmasını istemiyor.
Yanıtlanması gereken çok soru var, fakat Almanya pastadan pay kapma telaşındayken cevapları çok uzak görünüyor.