Yeni Şafak Gazetesi, dün Milliyet’in pespaye haberini baş sayfasında tekrarladı. PKK’nin ve PYD’nin çok “etkili” kimyasal silahlara sahip olduğu yalanını, yarı-resmi olarak “hükümet adına” ahmak yerine koyduğu okurlarına pazarladı.  Hem Milliyet gazetesi, hem de Yeni Şafak Gazetesi PKK ve PYD’nin “kimyasal silahlara sahip olduğuna” dair bilginin MİT tarafından Hükümet’e bildirildiğini yazdılar. Yalan yazdılar. Ortada hükümete MİT tarafından verilmiş böyle bir “bilgi” yok.
Bunu nereden biliyoruz?  Nereden bileceğiz. Hükümetin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamadan biliyoruz. Bakan Yılmaz, kendisini gülünç duruma düşüren tuhaf ifadelerle, adeta “istemeye istemeye” bu haberi, medyaya göre şöyle yalanlamak zorunda kaldı:  “PKK’nın elinde kimyasal silah bulunduğu yönündeki haberler de Yılmaz’a soruldu. Bakan Yılmaz, “Araştırmalar devam ediyor. O konuda henüz somut bir açıklama ve bir bilgi bize gelmiş değil ancak çalışmalar devam ediyor. Somut bir bilgi geldiğinde yine halkımıza sunacağız” diye konuştu.”
Bu ne biçim Bakan? Ortada dünyayı ayağa kaldıracak ve çözüm sürecini havaya uçuracak bir sahtekarlık var, Bakan bunun “sahtekarlık” ve çözüm sürecine karşı bir provokasyon olduğunun bilincinde, ama içindeki Rojava düşmanı kötülük zebanisi onu dürtüyor; “Araştırmalar devam ediyor”muş…  Olmayan iddianın “araştırması” mı olurmuş. Ne araştırması? Ne zaman başlamış bu araştırma? Bakan işin bu kısmını belli ki uyduruyor. İçten içe Rojavıyı yutma hayalini bu “ahlaksız yalanla güçlendirebilir miyiz?” hesabını da yapıyor. Hem MİT’in Hükümet’e “somut bir açıklama” ve “bir bilgi” vermediğini söylüyor; hem de “araştırma sürüyor” diyerek, PYD üzerinde “şüphe yaratmaya” çalışıyor.  Çalışıyor ama, olmuyor. Çünkü onun açıklamaları, ortada böyle bir “iddia” bile olmadığını kesinlikle ortaya koyuyor.  
“Ortada PYD’nin elinde kimyasal silah olduğuna dair bir iddia yok, ama biz olmayan iddiayı araştırıyoruz.” Bakan böyle demiş oluyor.
Şimdi birisi kalksa ve uydursa ki, “güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, AKP’nin depolarında yüz bin ton eroin bulunuyor, bu eroin gelirleriyle yandaş medya besleniyor”…AKP’nin buna haklı olarak tepki göstermesinden sonra, iddianın sahibi bu iddiayı şöyle yalanlasa: “Bu konuda bize gelmiş bir bilgi yok, ama olmayan eroin iddialarını araştırmaya devam ediyoruz…”  Siz böyle bir “yalanlamaya” ne dersiniz? Ben “ahlaksız yalanlama” derim. Ama “yalanlama” ne de olsa “yalanlamadır”.
Sonuç ortada:  Milliyet gazetesinde, Tolga Şardan adındaki “görevli”nin tezgahladığı ve Fikret Bila’nın pazarladığı bu provokasyon amaçlı haber 24 saat dolmadan Hükümetin Bakanı tarafından yalanlanmıştır.  Ama “görevli” muhabir iş başında. Bu yalanı uydurduktan bir gün sonra da, yine “güvenilir” kaynaklardan aldığı bilgilerle PKK karşıtı haberlere devam ediyor. O buna devam ederken, Hükümet yanlısı Yeni Şafak, Bakan tarafından yalanlanan haberi, bu yalanlamaya aldırmadan birinci sayfasından veriyor.
Ne yapmak istiyorsunuz?  “Değerli yalnızlık” çukuruna düşmüş ve hala çözüm yolunda tek bir somut adım atmamış olan bu hükümeti, Rojava’ya karşı kışkırtarak, büsbütün çözüm sürecinden yüz geri etmeye mi teşvik ediyorsunuz?  Bunu yapmayın. Başınız derde girer. Keşke yalnızca sizin başınız derde girse, halkın başı derde girer, memleketin başı derde girer. Hepimizin başı derde girer.
Çözüm sürecini havaya uçurduğunuz gün ve Adalet Bakanı Ergin’in sözleriyle söylersek, o gün, “otuz yıl önce ne olduysa o olur” bile diyemez duruma düşersiniz.  Adalet Bakanı’nın “savaş yeniden başlar” anlamındaki bu ifadesi, öyle kolayından bir ifade değil. Çünkü savaş yeniden başlarsa, ne acıdır ki, artık “otuz yılda olduğu gibi olmaz.” Sıkılan ilk kurşun ve uçakların ilk bombardımanından sonra, Türkiye tıpkı tıpkısına “Suriye’nin durumuna” düşer. Cengiz Çandar’ın ifadesiyle “Türkün Müslüman Kardeşler’den başka dostunun olmadığı” bu “değerli yalnızlık” durumunda AKP hükümeti depreme tutulur. Bir süre sonra Türkiye Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş yüzünden uluslar arası bütün platformlarda “suçlu” ilan edilir. Bunu artık ne NATO üyeliği, ne AB aday üyeliği önler.
Yıkılırsınız ve yıkıntınızın altında hepimizi perişan edersiniz. Hatta benden söylemesi; “küçük Batı’yı yutayım” derken, “büyük Kuzey’den” de olursunuz…Yani Kürdün “alternatifi” var, ama sizin yok…
O halde yalanı bırakın. Hükümetinizi “çözümde durmak yok yola devam” diyerek teşvik edin.