Doğru, yapısal olan sorunlarımız var, fakat biz kültür ve sanat çalışmalarına başladığımız andan itibaren şöyle bir söz, sorumluluk ve yükümlülüğün altına girmiş oluyoruz. Sorunlarımız yapısal da, tarihsel de olsa ne olursa olsun, ben bir kültür ve sanat emekçisi ya da sanatçı olarak bu sorunları çözmek için varım! Sorun çok çetrefilli, yapısal sorunlarımız var demek, benden kaynaklı değil aslında, benden de önce bu sorunlar vardı, demektir. Sorunun varlığını kabul etmek ve çözüm aramamak, çözümü kendinde aramamak bir aldatma yöntemidir. Hem kendini hem toplumu aldatma yöntemidir.
Bu anlamıyla yapısallık kavramına açıklık getirmek gerekir. Çünkü yapısallığı ele alış tarzı yanlıştır. Sorunu kendi zihniyetinde gören bir anlayış ve zihniyet daha çözümcü bir zihniyettir. Çözüme hizmet eden bir yaklaşımdır. Sorunun özüne dokunmak, içeriğine inmek aslında zihniyeti ve anlamı tanımaktır. Buna ulaşmayan, sorunu sadece yapı ile ele alan yaklaşımlar biçimci ve dar yaklaşımlardır. Yapı sorunları temelde bir bilinç sorunundan kaynağını alır. Kendini tam görme ile kendine göre görme ve algılama ile çözüme uluşmak mümkün olmaz. Kendi algılamalarımıza göre yapılacak bir çözüm, kendine göre bir çözüm arayışı olur. Algılarımızın nasıl oluştuğunu anlarsak oluşan çözümün de bize ait olmadığını anlayabiliriz. Kültürel soykırımın uygulamaları altında şekillenen zihinlerimiz, oluşturulan algılar bize ait algılar olamaz. Her sabah 'And' olarak okunan, 'Türküm'  ile başlayan sözlere dahi itiraz etmeyen bir zihniyet dünyamız varken, kendimize göre yarattığımız çözümler asla gerçek bir çözüm olamaz.
Kültür ve sanat çalışmaları zihniyet ve anlam çalışmalarıdır. İdeolojik ve fikirsel çalışmalar kapsamında değerlendiriyor ve tartışıyoruz. Zihniyet çalışmaları içerisinde, bunun yükü en yüksek, toplumu değiştirme, dönüştürme ve inşada en etkili olabilecek çalışmaları değerlendiriyoruz. Kültür ve sanat çalışmalarının en düşünceli insanlarla yapılması gerekir. Şöyle bir benzetme yapılabilir, örneğin araştırma ve inceleme, hakikate ulaşma-hakikati açığa çıkarma çalışmaları; bir dağı delip onun içerisinden altın madenini bulup onu eleyip ayrıştırmak gibidir. Bizim toplumsal sistemimizde bunun karşılığı nedir diye bakarsanız; bilim ve aydınlanma faaliyetleridir. Araştırma-inceleme gibi çalışmalar; dağı delip altın çıkartma çalışmalarıdır. Kültür sanat çalışmaları ise hakikati işler, altını işler. Bir kuyumcu titizliğiyle onu işler ve hakikatin etki gücünü, sanatın gücüyle yüzde yüz arttırır. Beğeni ve fikri taşır. Ayrıca estetik açıdan ona biçim verir, hakikati estetize eder. Hakikati işler ve topluma hakikati bu biçimde sunar. Toplum hakikatle, sanat aracılığıyla buluşur. Hakikat müziğin gücünü, tiyatronun gücünü, sinemanın gücünü, resmin gücünü kullanarak, kendini topluma aktarır. Aktardığı zaman hakikatin gücü yüz kat artar. Bu bir tarafıdır, ama eğer bununla oynanırsa, hakkı verilemezse, hakikatin gücünü yüz kat düşürür.
Kültür ve sanat kurumlarımızda demokratik ulusa, demokratik topluma, demokratik kültür ve sanata kazandırmayan her şey, kazandırmayan her tutum, her etkinlik bize, toplumsallığımıza kaybettiriyor. Nötr yani ne yararlı, ne zararlı öyle bir sanat çalışması yoktur.
Anadilde eğitim istiyoruz. Kültür ve sanatımızı da anadilde yapacağız. Bu tek başına yeterli midir? Sadece Kürtçe eğitim ve sanat yetmez. Kültür ve sanat alanında yapılan tüm Kürtçe çalışmalar bize, topluma mı aittir? Mevcut eğitim sistemi bize mi aittir? Değil ! Yoldaşlık-arkadaşlık tarzı, ilişkiler bize mi aittir? Yönetim tarzı bize mi aittir? Değil! Halka yaklaşım bize mi aittir... İlkelerini, kurallarını ve kutsallarını savunmada sergilenen refleksler bizim öz-reflekslerimiz midir? O zaman bu faaliyetlerde bizim kültür ve sanatımız değildir. Anlayışı halka ait sanatımız ancak topluma ait olur. Doğru anlayış ve zihniyetle yaparsak az da yapsak bize ait olur. Yanlış bir zihniyetle yaparsak zarar vermiş oluruz. Önce zihniyet, sonra yapı demek daha doğru olandır. Zihniyet sorunumuz var ki yapısal sorunlarımız var demek, buradan başlamak daha kazandırıcı olacaktır.
Kültürel kavram ve kuramlardan yoksun bir kültür ve sanat çalışması çok geliştirici olmaz. Yani kuyumcu da en az madenci kadar altını tanımak zorundadır. Altın gibi bir fikir olmadan, sanat yapılamaz. Bizim tiyatro kuramımız, müzik, sinema kuramımız nedir? Kuramdan yoksun ne yapılabilir?
Yurtseverliğin sanat anlayışının, sistemin sanat anlayışından nasıl ayrıştığını ifade edebilecek sanatçı sayısı kaçtır? Kim farkı ortaya koyabiliyor? Hangi sanatçımız yurtseverlik anlayışına göre 1 saat derli toplu bir kültürel konu üzerine değerlendirme yapabilir? Kuramdan yoksun bir kültür sanat çalışması olamaz. Olursa zarar verir. Bunun örnekleri de çoktur. O zaman biz kimin sanatını yapıyoruz?
Demokratik ulusun kültürü nedir, nasıl inşa edilir, nasıl halka mal edilir? Mesele bu üç sorunun yanıtıdır. Kültür ve sanat emekçileri yüzünü bir halkı savunmaya dönmelidir. Dünyada tüm kültürel çalışmalar orijin çalışmasıyla başlar, kök arayışıyla başlar. Bizim kültür ve sanat çalışmalarımız kökten yoksundur, orijinden yoksundur.
Peki, kaç tane derleme çalışmamız var? Folklorumuza ilişkin, müziğimize, tiyatroya, giyim kuşamımıza, yemeklerimize, dinimize, köylerimize, dağlarımıza vb. yaşam biçimimize ilişkin, hayvancılık ve tarıma ilişkin kaç tane derleme, araştırma-inceleme grubumuz var? Biz sömürgeci zihniyet bile çalıp çırpacağı, talan edeceği coğrafyada her köye her mezraya derleme grupları, kendi adamlarını gönderir.  Köklerimiz üzerine yeni bir kültür inşa edebilmek için kültürel köklerimizle buluşmamız gerekir. Köksüz kültür ve sanat çalışması yürütemeyiz.

ERDAL KIZILDAÐ