Dün kulağım kirişte, yazıya oturdum. Ancak, Suriye yönetiminden henüz, bu yönde herhangi bir açıklama yoktu.
Suriye’de ses yok da telaşı Türk devletini sarmış, Kürtlere düşmanlık olan bilinçlerini de alıp götürmüştü. Bir gün önce, Kürtleri top atışına tutan kafanın ordusu, dün kardeşliğin yeni uçuk haliyle, savaş uçaklarını uçuruyordu, Rojava üstünde...
Böyleydi, bu yiğitlerin halleri: Dinlerinin rehberi, boğalar gibi böğürüp, kurtlar gibi uluyarak "köklerini kazın" naraları atıyor, siyaset önderleri de, ırkçılığın zirvesinde "tek millet" diye haykırıyor, kardeşliğine yandığının dünyasında.
Bunlara bakıp, "ciddi olun, bunlarla kardeşlik, kurtla koyunun birlikte otlamasına benzer, bir yer yüzü imkansızdır" dediğim için, kimi "nazba göre şerbetçi"ler beni, "barışa düşman" göstermeye kalkıştı. Eleştiri ve kaygıları da başka türlü çarpıttılar.
Oysa, bunların Kürtlere karşı insaniyetleri ortadaydı. Kürtleri inkar, var olduklarını söylemekte direndikleri yok etme yeminliydiler.
Nitekim, Recep Erdoğan’ın tekzip edilmeyen "Kürdistan, Arjantin'de de kurulsa izin vermeyiz" sözü diriliğiyle orada duruyordu. Bu ırkçılık, yani, insanlık suçuydu. Bu temelde kardeşlik olur muydu? Hayır…
Rojava meselesinde (Suriye Kürdistanı), karekterlerini bu yüzden top atışları ve savaş uçaklarıyla ortaya koyuyorlardı.
Utanma duygusu zaten gelişkin değildi. Başbakan İdi Amin bile yapmadığını yaparak, dünyaya biçim verme ve meydan okuma gösterisinde elçileri iftar yemeğine çağırma adıyla toplayıp, ülkelerini aşağılıyordu.
Bir oraya, bir buraya burunlarını sokuyor, zayıf bulunca elleri, kollarıyla Suriye içlerine dalıyor, Başbakan aklının yarısı olan Yalçın Akdoğan, kendine uygun rakip seçimiyle, "ateşle oynanmamlıdır" diyerek Kürtleri tehdit ediyor, Türk ordusu da Kürtleri top ateşine tutuyor, savaş uçakları tehdit turuna çıkıyordu.
Bir başka utanmazlık: Kendi rejimini ihraç adına Suriye’de suç batağına saplanmış, içeriye sarkmak için sınırda 17 ayrı kamp kurmuş, can alıp, kan dökmek üzere El Kaidecileri, yerli ve yabancı kiralık katilleri eğitip törensellikle göndermiş, içeriye ayrıca 3 bin 500 ton silah sokmuştu.
Katillerden biri, söktüğü insan kalbini yerken çekilmiş görüntüleri, alçalmanın evrensel tarihine geçmişti. Esir aldıkları insanların kafasına yakından ateş etmeler, yüksekten atma, sokakta kadınlara tecavüzler de…
TC bunlara Özgür Suriye Ordusu diyordu.
Kürtlere gelince: Onlar yurtlarının yerlileriydi. Yurt hırsızlarının harita üzerinden çektiği çizgiyle, ana gövdeden şeklen kopmuş görünüyordu. Ama hep Rojava Kürdistan’dı.
Türk devleti, "Kürt yoktur" tezini hakikate çevirmek için, 1925-1940 yılları arasında kırım yaparken, can derdine düşmüş, çıkmazda sıkışmış Kürtlerin akın akın Rojava’ya sığındılar.
Kürdistan’ın ulusal liderleri, burada bir araya gelip ses verdiler. Savaşa döndüler. Cigerxwîn ağıtlarını burada yazdı.
Adı "kaçakçıya" çıkmış Liceli atlılar, bezenmeye düşkün Kürt kadınlarına, kara sedef ışıltılı ibrişim "guelik"leri, en has ham ipekten "temezi" ve "şear"ları buradan, kuzeye taşıdılar. Erkekler için yelek, ceket.
Kısacası Rojava sanatta, ulusal ruha yataklıkta ve ticartte Kürdistan’ın işlevli parçası olarak kaldı.
Türk devleti, sınır dedikleri hat boyunca, çit gibi asker dizerek geliş-gidişlere engel olamayınca, Rusların, ikiye ayırdığı Almanya’nın arasına inşaa ettiği duvarı taklide başladı. Ancak, pahalı olan duvar yerine, kuzeyle arasına NATO mayınlarını döşedi…
Buna rağmen Rojava, Kuzey Kürdistan’ın da nefes alma alanı olmaya devam etti. Son isyancılar, 1970’lerde orada birleşip çoğaldılar.
Günümüze gelince: Sadaka toplayarak işe başlayan rejimden beslenerek dolar milyarderiliğine yükselen baş dinci Fethullah Gülen’in gazetesi "sınırda PKK devleti tehlikesi" manşetiyle çıkıyordu.
Bir halkın kaderini ele alıp, onurunu kurtarma mücadelesi, ırkçılar için tabii ki tehlike demektir. Çünkü, Kürdistan’ın isyancı çocukları, Masaldaki Alaeddin’in cini misali, şişeden çıktı.
Kürtler, bölgenin en ciddi gücü. Gülen’in anladığı dille, Kürdistan birleşerek devletleşiyor. Hayal değil, bir gerçek bu.
Onu durdurtmak mı? Artık imkansız. Bugün, dün değil çünkü…
Kürdistan birleşiyor!..
Türk medyası, önceki gün, "Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, yarın Kürdistan’ın özerkliğini tanıdığını ilan edecek" yayını yapıyor, televizyonlarda konu tartışılıyordu.