AKP ve Cemaat Türk Kolonyal Faşizmi'nin Kürdistan'daki temel güçleri durumuna getirildiler.

Erdoğan ve Gülen "Mustafa Kemal heykelleri yerine dikilen Galon Figür"ler oldular.
Gülen, meşhur bedduasında, Erdoğan’ın "zürriyetinin sonunun" gelmesini buyurdu.
Gülen duasında ellerini yukarılara kaldırınca, tanrı katına yakın bir yerlerde "ilahi operasyon" için yükseldiği görünümünü verdi.  
Erdoğan ise İslami bir atak gerçekleştirmede geri kalmadı.
AKP Erdoğan’ı "postmodern Muhammed" mertebesine yükseltmek için girişim başlattı. Böylece, Erdoğan’ın "ilk sahabesi" bir "Kürt" oldu.
Metiner, Ankara’da değil Kürdistan da (Adıyaman) 30 Mart seçimlerini "Uhud Harbi"ne benzetti ve Erdoğan’a sadakatle bağlı olduklarının altını çizdi.
Metiner’in bu çıkışı, bir zamanlar Erdoğan kapı dışarı edilen ve sonradan AKP adına "kuduzlaşan köpeğin" kendisini daha da  affetirmek için azgın bir "ısırma operasyonu" olarak algılamamak gerekiyor.
İşin temelinde Kürdistan duruyor.
Yerel seçimler geliyor. Kılıçlar çekildi. Asıl hesap Kürdistan’da görülecek.  
Ne AKP ne de Cemaat Kuzey Kürdistan Hareketi’nin başarıya ulaşmasını istememektedirler.
AKP Türkiye’de Cemaat’e dokundu.
Kürdistan’da "ihahi kolonyal ittifak" var.
Kürdistan’da büyük oranda kapı dışında tutulan AKP, Cemaat imamları ve yargı gücüyle kendisinin de içinde olduğu, devlet kolonyalizmine dokunmuyor.
Hatta AKP, Kürdistan’daki Cemaat gücünü, hışmından "koruyarak" bu güçleri nötrleştiriyor ve atıl hale kendisine karşı atıl hale getiriyor.
Çünkü, Kürdistan’da AKP’li/Cemaat yanlısı Yargı/Emniyet/Ruhani görevliler, işgalci gücün ayakta durması için "vatan görevi" icra etmektedirler ve "dokunulmaz"dırlar.
AKP ve Cemaat arasında başlatılan ve "Uhud Harbi"ne dönüştürülmek istenen savaşın Türkiye Cephesinde, kılıçlar bilendi.
Cephane taşıyan TIR Cemaat hamlesi, sonradan Cemaat taraftarı yargıç/emniyet mensupları, MİT’çilerin görevden alınmaları AKP cevabı oldu.
Ancak AKP/Cemaat koalisyonu o kadar "kir ve pas"a bulaştılar ki, bu harbi sonuna kadar götürürlerse, iki güç adına son on yılda gerçekleşen suçlar ortaya çıkacaktır.
Erdoğan, Gülen’in ipini çektiğinde, kendisi için de darağacı hazırlayacağını bildiğinden dolayı, Türkiye’yi yöneten güçler "harb"in son hamleye kadar devam etmesine müsade etmeyeceklerdir.
Yani 30 Mart’a kadar perde arkasında bir anlaşma ve paylaşım sağlanmış olacak, ya da bir taraf susturulmuş olacak ve AKP/Cemaat’in ömrü uzatılacaktır.
"Kutsal Uhud Harbi" Kürdistan’dadır.
AKP, Barzani’yi Diyarbekir’e davet ederek, Kuzey Kürdistan kalesine "gol" atmak istedi. Olmadı. Kürdistan’ın Başkenti Diyarbekir’de, temsilen Baydemir ve Leyla Zana, Barzani’yi Diyarbekir’e yakıştıran mütevazi bir halde bulundular. Erdoğan bu resim karesinin dışına düştü.
Şivan Perwer Erdoğan tarafından Tatlıses ile birlikte, "tarihi kolonyalist entrika"ya kurban edildi.
Şivan’ın bu yarasını sarması uzun yıllar alacaktır.
Tek önerim, Metiner gibi "kolonyalizmin kir ve pas atölyesine mahkum" edilen "Kürt"lerle ilişkiden uzak durması.
AKP’nin "Kürtler"i son bir kez daha bölme çabaları sonuç vermedi.
Bundan dolayı da "harb"den bahsediliyor.
AKP/Cemaat Kürdistan’da "tek güç" olarak, o kutsal savaşa hazırlanıyorlar.
Türkiye’deki "yedek harb"in önemli nedenlerinden biri de,  "Kürdistan’ı paylaşım savaşı"na dayanıyor.
Kürdistan’da Allah ve Tanrılarla değil, "AKP ve Cemaat kulları"nın ayakta tutmak istedikleri "ilahi kolonyalizm"in çarkları dönüyor.
Konsantre olunması gereken budur.
Kuzey Kürdistan’da 30 Mart yerel seçimleri, Ankara merkezli "suni çatışmalar" bir tarafa bırakıldığı ve "ilahi kolonyalizm"e dur dendiği oranda kazanılacaktır.
Erdoğan ve Cemaat’e "biat eden Kürt kullar"a rağmen, bunun öyle olacağından da hiç kuşku duymuyorum.