Kürdistan’da yine siyasi operasyonların yoğunlaştığı günlerden geçilmekte. Son altı ay içerisinde gözaltına alınanların sayısı BDP Eşbaşkan Yardımcısının yaptığı açıklamaya göre 1350 civarında. Üstelik bu sayının daha da artması beklenmekte.
Kürt halkının yürüttüğü onurlu direniş ve bu direniş sayesinde açığa çıkan talepler karşısında bazı girişimler yapmak zorunda kalmış olan AKP, siyasi soykırım operasyonları ve sindirme politikaları güderek, zaman kazanmaya çalışmakta. Çünkü şimdiye kadar sorunun çözümü çerçevesinde herhangi bir projesi bulunmadığı gibi, en asgari düzeyde bir samimiyet gösterisi de sergilememiştir.
Ancak gelinen aşamada Türkiye’deki demokratikleşme sorunlarına ayna tutar nitelikte bir işlev görmüş olan Kürt Medyası ve Siyasi Hareketi, mevcut durumun çarpıklığını gözler önüne sermiştir. Böylelikle demokratikleşmeyi sadece Kürtler değil, diğer Türkiyeli halklar da cılız bir sesle de olsa talep etmeye başlamıştır. Bu taleplerin artması kaygısını taşıyan devlet zihniyeti, anayasal çerçevede belli başlı değişiklikler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve kabul etmektedir. Ancak bir tüccar edasında en alt sevyede taleplerle masaya oturmak istediği için tehlikeli gördüklerini devre dışı bırakmaya çalışmaktadır.
Siyasi soykırım operasyonları da bu gelişmelerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta. Kürtler kriminalize edilerek diğer halklar nezdinde itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Bu durumun aynısı ne yazık ki bizim birçok siyasi ve aydınımızın da içine düştüğü bir yanılgı olarak birçok Avrupa ülkesi tarafından da gerçekleştirilmiş ve hala da gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Kürt halkının basın ve yayın anlamında faaliyet yürüten hemen hemen her kurumuna ve kuruluşuna karşı Avrupa ülkelerinin susturma girişimleri de siyasi soykırım operasyonlarının Avrupayi versiyonudur. Bu durum, Kürtleri, basın ve medya araçlarının kullanımı konusunda daha fazla ve etkili hareket etmeye yönlendirmelidir.
Dolayısıyla ulus-devlet zihniyetinin kurumsal yapılanmaları ve işleyişi her ne kadar kısmi farklılıklar gösterse de özü değişmemekte ve medyanın üstlendiği görev de bu bağlamda pek fazla farklılık sergilememektedir. Avrupa’nın birçok ülkesinde hızlı bir şekilde artış gösteren ırkçı eğilimler ve yükselişe geçen sağ iktidarlar mevcut işleyişin ve onun mekanizmalarının birer ürünüdür.
Fakat bir taraftan da bazı Avrupa ülkelerinde ve son olarakta ABD’de gerçekleştirilen protesto gösterileri, demokratik kesimlerin örgütlenmeye ve tavır geliştirmeye yönelik eğilimlerine işaret etmektedir. Henüz zayıf olan fakat gelişime açık bu demokratik girişimlerin doğru okunması gerekmektedir. Kürt halkı olarak yaşamakta olduğumuz sorunlar, yaşadığımız zaman dilimi ve bulunduğumuz ortamlar göz önüne alındığında bir çok farklı yönelimi ve girişimi paralel olarak yaşamak zorunda kalıdığımız görülmelidir. Dünyanın birçok ülkesine göç etmiş olmamız gerçeği, aynı zamanda buralarda aktif olarak demokratik kesimlerle hareket etmemizi gerektirmektedir. Bu konuda yeteri kadar duyarlı davrandığımızı söylemek pek mümkün değil.
Sonuç itibariyle Kürtlere karşı yürütülen operasyonlar ve izlenen politikalar konusunda sadece Kürdistan’da yaşananlara ve yaşatılanlara takılı kalınmamalı. Tabi bunlar gözardı edilsin demiyorum, ancak sorunun sadece bir yerle sınırlı tutulmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Soruna genel bir bakış açısı kazandırılması gerektiğine ve bu çerçevede de gerekli kurumlara ve kesimlere aktif katılım yapılması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bir çoğumuzun, bulunduğumuz ülkelerin işleyişinden haberi bile yok, hatta büyük bir bölümümüz sahip olduğumuz hakları bile bilmiyoruz. Bu durum da bizi mevcut sistem içerisinde pasifleştirdiği gibi, sorunlar içerisinde yüzen bir yapıya büründürüyor. Bu bağlamda belli başlı önlemler alınmadığı taktirde yirmi yıl sonra Avrupa’da yaşayan halkımızı çok ciddi sorunlar beklemekte. Artık Avrupa’da da “Nasıl yaşamalı?” sorusunun ciddi anlamda tartışılması gerekmektedir.

gulistan_utkun@hotmail.de