Bu makaleyi yazma konusunda bir/iki hafta tereddüt yaşadım. Yazmam doğru olur mu? Yazarsam muhatapları ne düşünecek? Bir süre daha beklemeli miyim?
Sesli düşünüp durdum.
"Makul"ü de aşan bir süre geçti. Ayrıca, ülkemiz ve evimizin güzelliği, halkımızın rahatı ve menfaatleri için "köyün delisi" olmak utanılacak bir durum değildir.
Bilakis onur duyulacak bir yaşam biçimidir. Bunlardan hareketle yazmaya karar verdim.
Olay/öykü şudur:
En azından iki yıllık bir mazisi olan bir durumdur.
Diyarbakır’a bağlı en büyük merkez ilçe Bağlar’dır.
Bağlar ilçesinin en merkezi ve işlek caddesi Gürsel’dir.
Bu caddenin orta yerinde, yani Yanıkköşt durağının hemen karşısında, kaldırımın yarısı bir yana, ana yolun yaklaşık iki metresini içine alan, etrafı kasalarla örülen, üstü deniz mavisi bir plastik örtü ile kapatılan "gündüz kondu" bir manav tezgâhı vardır.
Çirkin görüntünün yanı sıra, bilaistisna her gün, orada "gündüz kondu" nedeniyle trafik tıkanıyor.
80’li yıllardan bu yana o caddeyi bilirim. O yıllarda, "gündüz kondu''nun hemen dibindeki ara sokağın başında önceleri bir, sonraları iki el arabası duruyordu. Akşamüstü işinden dönen halk bu el arabalarından sebze ve meyvesini alır, evinin yolunu tutardı.
2013 yılının ortalarıydı. BDP’nin MYK üyesi olduğum için durum, şikayet ve halkın talebi bana da taşınmıştı. Konuyu ve gereğinin yapılması için Bağlar Belediyesi'nin ilgili birim yetkilisini telefonla arayarak paylaşmıştım.
Yetkili arkadaş (ismi bende saklı); "Başkan konuyu biliyoruz. Bu durumu doğru da görmüyoruz. Kaldırılması için defalarca girişimde de bulunduk. Ancak, hep karşımıza engeller çıkarıldı. Diyarbakır’a geldiğinizde, yüz yüze her şeyi seninle paylaşırım" demişti.
"Diyarbakır’a gelince görüşürüz tamam, ama bu arada gereği için girişimlerinizi sürdürün lütfen" demiştim.
Aradan bir hafta daha geçmemişti. Diyarbakır’a döndüm. Arkadaşımızla görüştüm. Bana birçok şey anlattı. İsim ve kaynak belirtmeden, "gündüz kondu"nun kaldırılamaması ile ilgili yapılan müdahaleleri paylaştı.
Araya seçim çalışmaları, kongre hazırlıkları girdi. Konu benim gündemimden de düşmüştü.
Bağlar, daha önce on yıl ikamet ettiğim bir ilçe. Sıklıkla oraya giderim. Birçok akrabam orada yaşıyor. Giderken de çoğunlukla Gürsel caddesini kullanırım. Her gidişimde yaşadığım trafik sorununu saymıyorum, görüntüsü dahi beni sürekli rahatsız ediyordu. O bölgenin esnafı da, o yolu kullanan on binlerce yurttaş da rahatsızdı bu durumdan.
17 Aralık 2014 günü "gündüz kondu"nun fotoğrafını çekip, twitter hesabımdan "Kürdistan ülkem, Amed evim. Bağlar ilçesinin merkezi caddesi (Gürsel)" yazısıyla yayınladım. Belki Büyükşehir ile Bağlar Belediyesi yetkililerinin, görevlilerinin dikkatini çeker diye.
Tık yok.
Daha sonra tekrar yayınladım. Bu sefer şunları yazdım resmin üstüne; "Demek ki, bu görüntüler rahatsız etmiyor".
Yine Tııık yoktu. İşin ilginç tarafı, siyasal irade ve halktan da Tıs yoktu.
Şimdi sormak istiyorum.
Bu bir işgal değil mi?
Bu bir "görüntü kirliliği" değil mi?
Bu Bağlar'da, Diyarbakır’da yaşayan halkın yaşamını zorlaştıran, halkta duygu kırılması yaratan bir durum değil mi?
"Gündüz kondu"nun sahibi "değer" atfedilen bir kişi olabilir, onun da ekmek için mutlaka para kazanmaya ihtiyacı vardır. Ancak, ona atfedilen "değer" halkınkinden daha büyük müdür?
Onu on binlerce insandan üstün kılan "koruyan" olgu nedir?
Halkın yüzde 50-70 arası oy desteği vererek seçtiği belediyeleri güçsüz kılan nedir? Sıradan, basit ve doğal olan bir uygulamayı hayata geçiremeyen bir yerel yönetim daha büyük sorunları nasıl çözebilir, çözebilir mi?
Devletin "derin", "paralel" güçleri Diyarbakır’ı da mı kuşatmaya başladı?
Bir süre sonra, bir gelişme yaşanmaz ise, bana düşecek görev; "kolay gelsin" demek olacaktır.
Son söz, "yavaş atta olduğu gibi" sabırlı halkın çiftesi pek olur.