On gün sonra seçim. Hangi sonuç “çözüm sürecine” katkıda bulunur? Hangi sonuç “çözüm sürecini” tehlikeye atar?
Sandık başında sorulacak olan soru budur... Peşin peşin konuşalım: Erdoğan’ın ya da İhsanoğlu’nun alacağı oyların miktarının hiç bir şekilde “çözüm süreci” üzerinde belirleyici etkisi olmayacaktır.
Erdoğan ister seçilsin ister seçilmesin... Eğer “çözüm sürecinde” ısrar edecekse yine edecektir. Yok, niyeti bozuk ise seçilemediği durumda “çözüm sürecine”, hükümetten düşmemek için daha çok sarılmak zorunda kalacaktır. Cumhurbaşkanlığını yitirmiş bir Erdoğan, “mütareke” şartlarını çiğner ve savaşa yol açarsa bir kaç ay içinde teker meker yuvarlanır gider.
Denebilir ki, Ekmeleddin İhsanoğlu Çankaya çıkarsa “çözüme” karşı tutum alır.
Ne yapar? Diyelim ki önüne gelen “çözüm yasalarını” veto eder.
Bir kere veto hakkı vardır. İkincisinde ya onaylar ya da “referanduma” götürür.
Ne iyi! Bu durumda eğer AKP “çözümde” ısrarlıysa, AKP seçmeniyle HDP seçmeni referandumu en az yüzde 60’la kazanır. Çözüm yoluna devam eder. Demek ki, “çözüm süreci” bakımından Erdoğan’ın ya da İhsanoğlu’nun alacağı oyların miktarı hiç bir şekilde sonucu belirlemeyecektir.
Ama şöyle bir durum var: Eğer AKP’nin niyeti bozuk ve Erdoğan “zaman kazanma oyunu” oynamaktaysa, Erdoğan’a verilen her oy, “çözüm” sürecine “hayır” anlamına gelir. Erdoğan gerçekten de Çankaya’ya çıkana ve orada “sultanlığını“ ilan edene kadar Kürt seçmenlerini “oyalama” yolunda yürür ve kimi Kürt seçmen de oyuna gelip, oyunu O’na verirse, Çankaya’nın gücüyle, Hükümet gücünü birleştiren Erdoğan, “artık oyalamaya gerek kalmadı, ‘tek millet, tek dil, tek devlet, tek bayrak, tek din, tek mezhep ve tek führer’ zamanı geldi derse, işte o zaman “çözüm” işi de biter. Durum böyle...
Gelelim Demirtaş’a...
Demirtaş’a verilecek her fazla oy, “çözüm sürecine” verilmiş oy anlamına gelecektir.
En kötüsünden başlayalım:
Demirtaş ilk turda büyük bir başarısızlığa uğrar ve oyları son yerel seçimlerin de altına düşerse, biliniz ki, “çözüm süreci” büyük bir tehlikeye girer. Bu Kürdistan’da çözüm iradesinin zayıfladığını gösterir. Bu durumda Erdoğan “çözüm” yanlısı olsa bile, Kürt tarafındaki zayıflamayla birlikte, “çözüm” riski almaktan vaz geçer. Yok eğer Erdoğan zaten “çözüm” değil, “oyalama” siyaseti izliyorsa, bunu fırsat bilir ve çözüm masasını yıkar.
Şimdi de tersini düşünelim.
Demirtaş’ın oylarının “baraja” yaklaştığını farzedelim, yüzde on barajını bir kaç puan aştığını varsayalım. Bu sonuç, AKP ister samimi olsun ister olmasın, Erdoğan ister Köşke çıksın, ister çıkmasın, çözüm sürecine muazzam bir ivme kazandırır.
Bu “ivme rüzgarıyla” yelkenlerini dolduran HDP, bir yıl sonra yapılacak olan genel seçimlere parti olarak girer, yüzde on barajını aşar, en az 60-70 vekille Meclise girer; ya korkutucu bir “muhalefet” partisi olarak hükümeti baskı altına alır; ya da “çözüm” yanlısı bir partiyle koalisyon hükümetinin ortağı olur.
İsterseniz bir de rüya görelim:
Ve ertesi gün, PKK Önderi Öcalan İmralı’dan yola çıkar, ilk önce Halfeti’ye, oradan Amed’e, Dersim’e, Van’a, oradan Kandil’e, Kandil’den Hewler’e ve Hewler’den de Kobanê’ye, arkasında dört parça Kürdistan’ın eli ayağı tutan bütün insanları, sınırları “sile sile”, halkları birleştire birleştire, zenginlikleri paylaştıra paylaştıra yürür...
Kürdistan’a çözüm, Türkiye’ye demokrasi, bölgeye barış ve herkese refah yolu açılır...
Erdoğan’a ya da İhsanoğlu’na verilen oy “değiştirmez”, Demirtaş’a verilen her oy “değiştirir.”
Kürdistan’a çözüm Türkiye’ye demokrasi