OHAL ve KHK rejiminden vazgeçemeyen AKP-MHP iktidarı, Türkiye’de OHAL’i kaldırıyormuş gibi yaparak 'Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklikler ve İçişleri Bakanlığını yeni yetkilerle donatarak, Kuzey Kürdistan’da “kısmi OHAL, kriz yönetim bölgesi veya güvenli bölge oluşturma” adı altında OHAL ötesi uygulamalarla devam edecek.
Meclis’in yönetimi ve komisyonlarının seçimi yapıldıktan sonra 'Terörle Mücadele Yasası’nda yaklaşık 100 maddelik yasal düzenleme Meclis’e gönderilecek. Önümüzdeki hafta beklenen teklif kapsamında sisteme “kısmi OHAL, kriz yönetim bölgesi veya güvenli bölge oluşturma” adında yeni uygulamalar girecek.
Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre OHAL konusu geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan toplantıda değerlendirildi. Bazı AKP kurmayları, “Henüz gerekli çalışmaları yapılmadı. OHAL bir süre daha devam etsin” derken, diğerleri karşı çıkarak seçim meydanlarında kaldırılacağı sözü verildiğini dile getirdi. OHAL yerine 'Terörle Mücadele Yasası’nda değişikliğe gidilmesi benimsendi. Bu düzenlemenin “KHK ya da yasayla mı” yapılacağı da tartışıldı ve Meclis’e getirilmesine karar verildi.
Buna göre yeni Meclis’in ilk icraatı, 'Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik olacak. Yaklaşık 100 maddelik yasal düzenleme, Meclis’in yönetimi ve komisyonlarının seçimi yapıldıktan sonra gündeme gelecek. Önümüzdeki hafta Meclis’e gönderilmesi beklenen teklif kapsamında sisteme “kısmi OHAL, kriz yönetim bölgesi veya güvenli bölge oluşturma” adında yeni uygulamalar girecek.
OHAL ve sıkıyönetimi de aşan
Kuzey Kürdistan ve Kürtlere hedef alacak düzenlemeye göre; olayın bulunduğu bölgede OHAL ilan edilecek. Hükümete, ilgili bakana veya valilere, il ve ilçelerin özel durumlarında sadece o bölgede geçerli olmak ve süre belirtmek kaydıyla ‘bölgesel kriz yönetimi’ ilan etme yetkisi verilecek. Şunlar yapılabilecek;
- Yayın yasağı, önleme gözaltısı, ev ve araç arama gibi konularda prosedür kalkacak veya azaltılacak.
- Yetki devri gündeme gelecek.
Güvenli bölge' oluşturma kapsamında;
- geçici sokağa çıkma yasağı ilanı,
- kentlerde gösteri yürüyüşlerini veya etkinlikleri güvenlik gerekçesiyle iptal etme,
- Hükümet aleyhine faaliyet veya başka fikirlerin propagandasının yapıldığı mekânları kapatma yetkisi verilebilecek.
- Bu bölgelerde, yayın yasağı, ev ve araç arama, gözaltı, teknik takip, dinleme gibi konularda yetki aktarımı yapılacak.
Belli bölgeyi kapsayan bu uygulama süreli olacak, gereksinim ortadan kalktığında kısıtlamalar sona erecek.
İçişleri Bakanlığına yeni görev
Bakanlıkların yeniden yapılanmasını içeren KHK’da İçişleri Bakanlığı’nın görevleri yeniden tanımlanırken, kısmi OHAL’e olanak veren düzenleme de yapılmıştı. Bakanlığın görevleri arasına, “yurdun iç politikasına, il ve ilçelerin genel ve özel durumları ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve Cumhurbaşkanına teklifte bulunmak” hükmü konuldu. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kapatıldı.
ANKARA
Kürtlere karşı savaş sürecek
Siyaset Bilimci Vedat Koçal, Soylu’nun İçişleri Bakanlığında kalmasını, Akar’ın da Milli Savunma Bakanı olarak görev yapmasını Kürt sorununda çözümsüzlüğün beka tartışmasıyla birlikte devamı olarak yorumladı.
24 Haziran seçimlerinin ardından yeni sistem 9 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin etmesi ve kabinesini açıklamasıyla başladı. İç ve dış politikayla ilgili iki bakanlık koltuğunda oturan Süleyman Soylu ve Mevlüt Çavuşoğlu yerini korudu. Milli Savunma Bakanlığına ise Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar getirildi. Erdoğan’ın kabinedeki bu tercihlerini Siyaset Bilimci Vedat Koçal ve Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, Evrensel’e yorumladı.
Vedat Koçal, Soylu’nun İçişleri Bakanlığında kalmasını, Akar’ın da Milli Savunma Bakanı olarak görev yapmasını Kürt sorununda çözümsüzlüğün beka tartışmasıyla birlikte devamı olarak yorumladı. Koçal, son dönemde “terörist/ vatan haini” söylemlerinin çarpıcı düzeydeki artışını da hatırlatarak, “PKK ile askeri, HDP ile siyasi çatışma anlayışının ve dolayısıyla cepheleştirmenin toplumsallaştırılacağı bir evreyi haber verir biçimde yorumlanabilir” dedi. Mevlüt Çavuşoğlu’nun koltuğunu korumasını değerlendiren Fatih Yaşlı, AKP’nin 16 yıllık dış politikasının resmileşen yeni rejimde de süreceğini belirtti. Çavuşoğlu’nun görevde kalmasının ABD ve Rusya’nın zaaflarından yararlanarak iki tarafı idare etmeye yönelik dış politikanın süreceğini söyleyen Yaşlı, bu politikanın potansiyel kriz taşıyacağı uyarısını da yaptı.
Denge arayışına devam
Erdoğan’ın iki isme kabinede yer vermesinin Kürt sorununda nasıl bir politika izleyeceğine ilişkin soruya yanıt veren Siyaset Bilimci Vedat Koçal, 2010’lara kadar gelen süreç boyunca Kürt sorununun, Türkiye sınırları içerisinde Kürtlerin olduğu diğer ülkelerle kıyaslandığında nispeten daha askeri boyutta olduğunu belirtti. Koçal, “İki tarafın da karşı tarafın iradesine boyun eğdirip varlığını sonlandıramadığı, bir tür denge durumuna sabitlendiği, esasen iki tarafın da alışmış göründüğü bir 'kontrollü çatışma süreci' olarak devam edebilmiş olması, bu yapısal özellikle ilgilidir. Nitekim Özalizmin ve Erdoğanizmin 'açılım' deneyleri, bu görece denge durumu ile açıklanabilir” diye konuştu.
Koçal, devamla şunları söyledi: “Erdoğan’la simgelenen devlet-parti rejiminin Kürt politikası, kendine özgü olmayıp, esasen Türkiye’nin Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanından ve Kırım Savaşı’ndan bu yana politikasının temelini oluşturan 'beka' için uluslararası bloklaşma içinde denge arayışı geleneğini sürdürür niteliktedir. Bu kapsamda, Rusya’nın Kafkasya’da, Çin’in Sincan-Uygur özerk bölgesinde ve İran’ın da Kürtlerin Rojhilat dedikleri Zagros bölgesindeki etnik-ulusal bastırma hareketleri, Türkiye’ye, yeni-liberal blokun federalizm dayatmalarına karşı bu konuda ilham ve güvence vermekte, küresel bloklar arasındaki denge arayışında, Asya blokunu işaret etmektedir. Nitekim Türkiye’nin son zamanlarda, S-400 füzeleri konulu Rusya ile yakınlaşma gündemi, Çin’le yine askeri anlaşmaları, İran’la, ABD’deki Sarraf-Halk Bankası yargılamalarına damga vuran ekonomik ilişkileri ve siyasal yakınlaşmaları, 'eksen değişikliği' ihtimalinden önce, Osmanlı’nın son döneminden bu yana süregelen, küresel kamplardan birine, diğerine yakınlaşma tehdidi ile mesaj verme geleneğinin günümüze uzantısıdır.”
Kürt sorununda çözümsüzlük
Yeni sistemin ilk kabinesinde Soylu ve Akar’ın yer almasına ilişkin de Vedat Koçal şunları dile getirdi: “Kürt sorunundaki muhtemel politikaların akıbetine ilişkin öngörüde bulunmanın yolu, Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Savunma Bakanı gibi kişisel aktörlerin tercihlerinin ve söylemlerinin ötesinde, devlet aklının ve geleneğinin belirleyici etkilerini ele almaktan geçmektedir. Bu haliyle, AKP görünümlü devlet-parti rejiminin, Kürt sorununa dair muhtemel politikasının, din ve milliyetçilik temalı popülist söylemlerle soslanmış bir Yeni-Kemalizm’e dönüşen ulus-devletçi sürekliliği içerisinde, siyasal alanı sınırlandırıcı ve askeri-bürokratik baskı aygıtını etkinleştirici pratiğini genişleteceğini ve yoğunlaştıracağını beklemek, tarihin ve politik ekonominin işaret ettiği bir gerçekçilik halidir. Nitekim müsteşar düzeyindeki üst düzey bürokratların bakanlaştırıldığı ve özellikle Genelkurmay Başkanının 'Savunma Bakanı' olarak atandığı teknokrat Cumhurbaşkanlığı Hükümeti kabinesinin, üst düzey bürokratların milletvekili olarak 'atandıkları' önceki seçimlerle 'ilerleme' yönlü ilişkisi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sürdürülmesi yoluyla beka politikasında da aynı yönlü 'ilerleme’yi haber vermektedir. Nitekim sivil toplum katında 'terörist/ vatan haini' söylemlerinin çarpıcı düzeydeki artışı ve bunların televizyon, basın, kurumlar gibi kamusal alanlarda her geçen gün daha çok görünür kılınması, PKK ile askeri, HDP ile siyasi çatışma anlayışının ve dolayısıyla cepheleştirmenin toplumsallaştırılacağı bir evreyi haber verir biçimde yorumlanabilir.”
Yaşlı: Değişiklik yapılmayacak
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun görevine devam etmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem sınır komşusu ülkelere hem de dünyaya nasıl bir mesaj vermek istediğini anlatan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, dış politikada potansiyel krizlerin yaşanabileceğini söyledi. AKP’nin politikalarında köklü bir değişim yakalanmayacağını söyleyen Yaşlı, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de 24 Haziran günü rejim değişikliği oylaması anlamına gelen bir seçim yapıldı, 9 Temmuz itibariyle de resmi olarak yeni rejimin ilk hükümeti kuruldu ama bunu AKP iktidarı açısından bir 'kopuş' değil, bir 'süreklilik' olarak görmek lazım. Yani 16 yıldır devam eden AKP iktidarında yeni bir merhaleye geçildi ama bu yeni merhale, AKP politikalarında köklü bir değişiklik olacağına değil, bilakis mevcut politikaların derinleşerek devam edeceğine işaret ediyor.
Çavuşoğlu’nun görevde kalmasını da bunun üzerinden okumak gerekiyor. AKP iktidarının dış politikası uzunca bir süredir, değişmeyen parametreler üzerinde hareket ediyor. Bu AKP’nin ilkeli bir dış politika yürüttüğü anlamına gelmez elbette, ortada çoğu zaman ilkesizliğe varan bir pragmatizm var. Değişmez parametrelerle kastettiğim şey, dünya sistemindeki, emperyalizmdeki çatlaklardan ve mevcut hegemonya krizinden faydalanarak, bu çatlak ve krizlere oynayarak, Türkiye’nin emperyalist hiyerarşi içerisindeki yerini değiştirmek, yeni-Osmanlıcı politikaları hayata geçirmeye çalışmak.”
S-400’ler, F-35’ler krizi
“Yeni rejimin resmileşmesinin de bu yaklaşımda ciddi bir değişiklik anlamına gelmeyeceğini söyleyebiliriz” diyen Yaşlı, devamında şunları söyledi: “Bir yandan İran ve Rusya ile Suriye üzerinden yakınlaşmaya devam etmek ama öte yandan ABD’den yakınlaşmak için yeni bir işaret beklemek, hatta İran’a yönelik bir saldırıda etkin rol oynamak, Rusya’dan S-400 alırken NATO’da daha önemli roller üstlenmek gibi iki tarafı da idare etmeye, iki tarafın da zaaflarından yararlanmaya dayalı siyasetin, sınırlarına dayanmış olmakla birlikte, bu dönemde de sürdürülmeye çalışılacağını, ancak bunların hepsinin birer potansiyel kriz başlığı olduğunu söyleyebiliriz. İdlib, S-400 alımlarını, F-35’leri, Suriye’de Şam ve Kürtlerin anlaşması ihtimalini, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tutumlarını ve Zarrab dosyası gibi başlıkları ise yakın geleceğin somut kriz başlıkları olarak görebiliriz.”
Savaş politikası derinleşecek
HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, yeni kabinede İçişleri Bakanı’nın değiştirilmemesi ve Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olmasının savaş politikalarının daha da derinleşeceğine işaret ettiğini vurguladı.
ANF’den Zeynep Kuray’a konuşan Bilgen, 'yeni sistem' olarak lanse edilen yönetim şeklinde inisiyatifin tümüyle Erdoğan’da olacağını söyledi. Bilgen, oluşturulan kabinenin profiline bakıldığında iki temel hedef gördüğünü belirtti;
- İçişleri Bakanı’nın değiştirilmemesi ve Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması, savaş politikalarının daha da derinleşeceğine işarettir.
- Kabinedeki iş adamı ağırlığı da devlet kaynaklarının daha çok özel sektörün işletme mantığıyla yönetileceğini gösteriyor.
Yerel seçimlere kadar
Bilgen, HDP’yi açıktan tehdit eden Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı görevini sürdürmesinin özellikle yerel seçimlere kadar AKP ve Erdoğan’ın stratejisini ortaya koyduğuna dikkat çekti. Soylu’nun yerini korumasının tehditkar siyaset tarzının korunduğunun ve arkasında durulduğunun açık göstergesi olduğunu vurgulayan Bilgen, "Belli ki Soylu’nun söylemleri Erdoğan nezdinde prim yapıyor. Görünen o ki, yerel seçimlere kadar Soylu’nun söylemleri, yaklaşımları, siyaset yapma tarzı Erdoğan’ın da politikasını yansıtacak" dedi.
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Savunma Bakanı olmasının ise öne sürüldüğü gibi askeri vesayetin sona erdiği anlamına gelmediğini kaydeden Bilgen, dünyada bunun tam tersi örnekler olduğuna işaret etti. Türkiye’de vesayetin ancak siyasetin demokratikleşmesiyle biteceğinin altını çizen Bilgen, şunları vurguladı: "Mesele sadece orduyla cumhurbaşkanının veya hükümetin ilişkisi değildir; mesele toplumsal demokratikleşme konseptinin siyasette belirleyici olmasıdır ve bunun da dünyada standartları bellidir. Güvenlik politikalarının siviller tarafından izlenmesi, güvenlik politikalarının parlamenter denetimi. Bugün ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız."
Bilgen, aynı kadroların korunmasının Avrupa Birliği ilişkilerinden iç güvenlik politikalarına, yargıdan hukukta yaşanan sorunlara kadar her şeyin bir kez daha test edileceğinin, ülkenin bir kez daha deneme-yanılma yöntemiyle yönetileceğinin göstergesi olduğunu kaydetti.
Savaşla kontrole yönelecekler
Bu sistemde ülkedeki ekonomik krizin yönetilemeyeceğini vurgulayan Bilgen, ekonomiyi yönetemedikleri için de dönüp savaş konseptiyle toplumu kontrol altında tutmaya, denetlemeye yöneleceklerini belirterek, "Sahici sorunları, özellikle de ekonomik sorunları çözemeyince, militarizme, milliyetçiliğe, düşmanlaştırmaya, ötekileştirmeye ve kavga, gerilim siyasetine yönelmeyi tercih edecekler" diye konuştu.