Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte 1925 yılından başlayarak, 1930 Agiri İsyanı, 1938 Dersim Katliamı kadar her dönem olağanüstü koşullarda bulunan Kürdistan, hem darbe süreçlerinde hem de darbe öncesi dönemlerde sürekli OHAL kanunları ile yönetildi. Maraş katliamı sonrasında 1979 yılında Amed, Colemêrg, Mêrdin, Sêrt, Meraş gibi bölge illerinde sıkıyönetim ilan edildi. 

Günümüzde Kürdistan’da ‘sokağa çıkma yasakları’ ile yürürlüğe konulan “fiili sıkıyönetim” ilanlarının darbeye yol açması ve ardından da bu uygulamanın genelleşmesi gibi, 1979 yılında Kürdistan’da ilan edilen sıkıyönetim uygulaması da 12 Eylül darbesine yol açtı ve ardında da sıkıyönetim uygulaması Türkiye genelinde yaygınlaştı. 


Kürdistan’da OHAL rejimi

Darbe sonrasında bir süre sonra yeni anayasa kabul edilip  “normal yaşama” dönülmesine rağmen Kürdistan’daki sıkıyönetim rejimini kendisini sürdürdü. 19 Temmuz 1987 tarihinde yayımlanan 287 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Kürdistan’da OHAL ilan edildi. 1987 yılında ilan edilen OHAL uygulaması ve 1979 yılında ilan edilen sıkıyönetim ilanı ile 2002 yılına kadar Kürdistanlılar hep olağanüstü koşullarda yaşamak zorunda bırakıldı.

Daha önce müfettişlik bölgesi ilan edilen Kürt illeri, bu kez OHAL kapsamına alındı. İlanının ardından Amed (Diyarbakır), Çewlig (Bingöl), Mêrdin (Mardin), Elezîz (Elazığ), Colemêrg (Hakkâri), Sêrt (Siirt), Dersim ve Wan’ı (Van) OHAL kapsamına alındı. Muş, Dîlok (Adıyaman) ve Bedlîs (Bitlis) “mücavir il-komşu il” olarak ilan edildi. Êlih (Batman) ve Şirnex (Şırnak) da 1990 yılında il olmaları sonrası OHAL kapsamına alındı ve OHAL kapsamında il sayısı böylelikle 13’ü buldu. 94 yılında bu illere Bedlîs de eklendi.

Tüm bu illerdeki OHAL uygulaması, 2002 yılı Kasım’ında kaldırıldı.


OHAL’in bilançosu ağır oldu

OHAL dönemi, aynı zamanda kirli savaşın da adı oldu. OHAL uygulaması altında Kürdistan’ın yaklaşık 4 bin köy ve yerleşim yeri yakıldı, boşaltıldı. Meclis Araştırma Komisyonu’nun 1998 yılında açıkladığı rapora göre, bu sayı 3 bin 428 olarak kayıtlara geçti. 

Aynı zaman OHAL, kuruluş temellerinde tehcir yatan devletin, Kürdistan’da bu pratiği tekrar hayata geçirmesine olanak sağladı. İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) raporlarına göre, OHAL dönemi boyunca 4 milyon Kürt zorla toprağından tehcir edildi. OHAL aynı zamanda Kürdistan’da 33 bin kişinin yaşamını mal oldu. 33 bin kişinin yaşamını yitirmesinde failler asker, polis ve kimi kontrgerilla yapıları olurken, devlet ise cinayetlerin siyasi sorumlusuydu.


881 kişi zorla kaybedildi

Aynı dönem boyunca yine 881 kişi polis, asker ve JİTEM yapıları tarafından gözaltına alındı ve kaybedildi. Tıpkı yeni OHAL’in Hurşit Külter’in kaybedilmesiyle başlaması gibi. Amed’de 382, Şirnex’te 186, Mêrdîn’de 184, Colemerg’de (Hakkari) 69, Dersim’de 47 ve Bedlîs’te 13 kişi zorla kaybedildi.


Tehcire zemin hazırladı

OHAL süresinde 55 bin 371 kişi gözaltına alındı, bunlardan ise yaklaşık 40 bini yargılandı. Dönemin Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), modern İstiklal Mahkemeleri görevini üstlendi. Bu DGM’lerde bin 131 çocuk yargıladı ve 201 çocuk hüküm giydi. OHAL, “koruculuk” adı altındaki sistemin yerleştirilmesine de zemin hazırladı. Birçok katliama imza atan korucular, Kürdistan’da ihanet, cinayet ve tecavüz ile özdeşleşti. Bizzat Genelkurmay Başkanlığı’nın verilerine göre, 4 bin korucu cinayet, gasp, köy yakma ve tecavüz suçuna karıştı. OHAL, Kürtçenin de fiili olarak yasaklandığı “kasetlerin saklandığı” bir dönemin adı olurken, sıkıyönetim ile birlikte 23 yılın bilançosu Kürtler için oldukça ağırdı.

OHAL, 2002 yılında kaldırıldı ancak bu kez de yerine “Geçici Güvenlik Bölgesi” uygulamaları getirildi. Kürdistan’da savaş OHAL’in ardından yıllarca bu yöntemle sürdürüldü. Bu uygulama farklı dönemlerde uygulanarak günümüze kadar geldi. 


Ne sıkıyönetim ne OHAL!

Kürdistan’da 16 Ağustos 2015 tarihiyle birlikte sıkıyönetim, OHAL ve Geçici Güvenlik Bölgesi ilanlarının dışında hukuksal hiçbir temeli olmayan ‘sokağa çıkma yasakları’ uygulanmaya koyuldu. Anayasanın idari kanunla askıya alındığı bir dönemi girilen ‘sokağa çıkma yasağı’ ilanları sonucu 9 ayda 338 sivil katledildi, 300 binden fazla Kürt bir kez daha zorla göçe maruz bırakıldı. Sur’dan Cizre’ye kadar Kürt kentleri kuşatmaya alınıp konvansiyonel silahlarla yerle bir edildi. Bazı kentlerdeki yasak 6 ayı geride bıraktı. Nusaybin ve Şırnak’ta olduğu gibi halen kent sakinlerinin girişine izin verilmiyor ve yıkım mülk sahiplerinin hilafına sürüyor. Kürt kentlerini yakıp katliamlara imza atan ve Türk hükümetinin övgülerine mazhar olan askeri komutanların neredeyse tamamı darbe girişiminden dolayı şu anda cezaevlerinde ve “terörist” olarak yargılanıyor. “OHAL nedir” sorusunun cevabı bedelini ağır ödeyen Kürdistan coğrafyasında bulunabilirken, 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan savaş ve sonrası dahi OHAL’in olası sonuçlarını gözler önüne sermeye yetiyor.