KDP ve KDP medyası, 7 Haziran günü Hewler’de bir araya gelen bazı siyasi partilerin Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığı için 25 Eylül günü referandum yapılması kararı aldığını duyurdu ve bunun yoğun bir şekilde propagandasına başladı. Fakat dış kamuoyuna yönelik de farklı şeyler söylüyor. KDP’nin önemli yetkililerinden Hoşyar Zebari Reuters’e yaptığı açıklamada “referandum bağımsızlık için değil” dedi. Daha önce KDP Genel Başkanı Mesud Barzani de Bağdat ziyaretinde benzer şeyler söylemiş, “Bağımsızlık farklı, ayrılmak farklı şey” demişti. O zaman ‘bağımsızlık için referandum yapacağız’ diye KDP neyi oylamak istiyor? Hoşyar Zebari bu durumu, “biz referandum ile halkın eğilimini ölçmek istiyoruz” şeklinde izah etmiş. Fakat KDP, iç kamuoyuna yönelik olarak hiç de öyle demiyor. Yoğun bir şekilde ‘bağımsızlık referandumu’ şeklinde propaganda yapıyor. 

Bu durumda akla gelen ilk soru KDP referandum fikrinde gerçekten samimi mi? 

Öncelikli olarak şunu belirtmek gerekir ki; Kürtlere ya da hiçbir halka ‘bağımsızlık istiyor musunuz?’ diye sorulmaz, sorulamaz. Hiçbir halk ya da hiç kimse ‘bağımsızlık istemiyorum’ demez. Hele hele bu söz konusu olan halk, işgal ve sömürü altında yüz yıllardır yaşamak zorunda kalan, Kürtler gibi en büyük özlemi bağımsızlık olan bir halksa. Bir referandum yapılmadan da bu halkın bağımsızlığa evet diyeceğini siyasi öngörüden yoksun biri dahi bilir. Sorun Hoşyar Zebari’nin dediği gibi halkın eğilimini ölçmek değil. 

Sorun halkın nabzını ölçmek değilse, o zaman KDP referandum fikrinde samimidir. Ama maalesef buna dair de bir alamet yok. Çünkü bağımsızlık için referanduma gidecek olan bir siyasi hareket her şeyden önce bağımsızlığa giden yolun taşlarını döşer. Ama maalesef KDP bırakalım bunun taşlarını döşemeyi, taşlarını söküyor. Bir halk için bağımsızlığa giden en önemli yol halkın birliğinden geçerken, KDP Kürtler arasında ulusal bir birlik oluşmasın diye neredeyse takoz döşüyor. Türk devleti ve DAİŞ ile bir olup Rojava ve Şengal’deki Kürtlere ambargo uyguluyor. Bu Kürtlerin ulusal birliğini sağlama değil, düşmanlıktır. Diğer yandan Kuzey Kürdistan’da Kürtler Türk devleti ve AKP iktidarıyla büyük bir savaşın içindeyken ve siyasi temsilcilerinin hepsi hapislerdeyken, Kürtlerin yanında yer alması gereken KDP, Türk devletinin yanında duruyor. Güney Kürdistan’da ise silahlı gücüne dayanarak halkın iradesine el koymuş, parlamentoyu çalıştırmıyor, Başkanı seçtirmiyor. Tüm bunlarla ulusal birlik olmaz. Ulusal birlik olmadan da bağımsızlık olmaz. En fazla, KDP’nin istediği gibi, Dohuk ve Hewler’le sınırlı bir derebeylik, bir hanedanlık olabilir.  

Öte yandan Kürtlerin bağımsızlık isteminin sınanmaya hiç ihtiyacı yok. Kaldı ki, bu uğurda yüzbinlerce şehit vermiş olan Kürt halkının bu fedakarlığını görmeyen bir hareket siyasi ciddiyetten ve samimiyetten uzak demektir.

Böylesi bir söylemin ortaya atılmasının asıl nedeni, Kürt halkının böylesi bir gündeme şu an ihtiyaç duymasından kaynaklanmıyor. KDP’nin böylesi bir gündeme ihtiyaç duymasından kaynaklanıyor. 

Bunun da birinci nedeni, KDP devam eden dünya savaşında doğru bir siyaset izlemediği için Ortadoğu’da değişen siyasal dengelerin içinde son yıllarda etkisini yitirdi. Türkiye’nin yanında yer alarak bölgede Kürtler ve kendisi adına etkili bir siyaset ortaya koyamadı. Bundan dolayı da parti olarak etkisiz hale geldi. En önemlisi de geçmişte neredeyse dört parça Kürtler adına dünya çapında diplomasi yapan tek parti konumundayken, son yıllarda Rojava’nın çıkışı ve Kuzey Kürdistan’da HDP’nin etkili bir siyaset ortaya koyması yüzünden bu önemini yitirmesinden kaynaklanıyor.  

İkinci neden; KDP’nin yanlış siyasetinin Kürdistan Bölgesi’nde neden olduğu siyasi ve ekonomik krizdir. Bir süre basına çok fazla yansıyan krizin şimdi çok fazla yansımamasının nedeni krizlerin çözülmesinden kaynaklanmıyor. Krizler devam ediyor. Sadece halk hem sorunların tekrarlanmasından bıktı, hem de öncülük sorununu çözemedi. Fakat bölge halkı tüm bu krizlerden KDP’yi sorumlu görüyor. Kürdistan Bölgesi’nde parlamento işlevsizse, Bölge Başkanı seçilemiyorsa, halk maaşlarını alamıyorsa, Bağdat ile gerginlik yaşanıyor ve Bağdat Kürdistan Bölgesi’nin bütçesini ödemiyorsa tüm bunun tek ve asıl sorumlusunun KDP olduğunu düşünüyor. 

Öte yandan Bölge’de büyük bir yolsuzluk yaşanıyor ve halk bu yolsuzluğun başında KDP ve Barzani ailesinin yer aldığı konusunda hem fikir. Bundan dolayı da KDP halk nezdinde büyük bir güç kaybetmiş durumda. Bu durumu düzeltecek bir hamle yapmadan da KDP seçimlere gidemiyor. Seçimi engellediği için de kitlelerin desteğini kaybediyor. Giderse seçimi kaybedecek. KDP’nin herhangi bir seçimden önce tüm bu olumsuzlukların üstüne örtecek bir hamleye ihtiyacı var. Bağımsızlık için referandum söylemi de bir tek bu amaçla ortaya atılmış bir söylem. Bundan dolayı da seçimleri Kasım ayında, referandumu da Eylül ayın da yapılmayı planlıyor.