Daha geçen gün Türk Başbakan Amed'de dillendirdiği Kürdistan kelimesi anayasaya aykırı bulunduğu için belgelerden çıkarıldı.
Yani aslında Başbakan suç işlemiş oldu anayasaya göre. Yine meclisin arşivlerinde Osmanlı imparatorluğu döneminde tanımlanan ve TBMM'nin kuruluş belgelerinde geçen Kürdistan kelimesi de anayasaya aykırı. Demek oluyor ki TBMM'nin kurucuları taa cumhuriyet kurulduğunda anayasaya aykırı davranmışlar. Eğer meclis arşivleri silinmeyecekse, anayasal suç işlendiğine dair suç duyurusunda bulunmak gerekebilir. Ya bu cumhuriyet değişecek ya da bu arşivler değişecek. Aksi halde TBMM iki türlü suç işliyor.
Birincisi; eğer ilk anayasada var olan Kürdistan bir realite ise, bugünkü anayasa inkar etmekle suç işlemiştir. Yok eğer böyle bir realite yoksa, o zaman cumhuriyetin kuruluşundaki mecliste bir sakatlık ve uydurmalık var. Yoksa nerden çıkarsınlar 'Kürdistan mebuslarını'.
Yani sorunlu bir durum.
İkinci suç ise daha da büyük. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'la görüşmelerin olduğu, gerek devlet, gerekse de BDP ve HDP heyetlerinin görüşmeler yapması da anayasal suçtur. Çünkü anayasada bunun karşılığı yok. Başbakan fiili olarak 'görüşmüyorum' da dese bu suçtan kendisini koruyamaz. AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal "TBMM'nin bütün işlemlerinde anayasaya uygunluk oluşması gerekmektedir" demiş.
AKP'li vekilin bu söylemi bile Erdoğan, devlet ve BDP heyetinin suç işlediğini gösteriyor. Evet, ortada yasal bir suç var. Şu an yürürlükte olan anayasaya göre durum böyle.
Mevcut anayasanın çözüm süreci önünde nasıl bir engel teşkil ettiğini hatırlatması açısından, meclis bütçe görüşmelerinde yaşanan ittifaka bakmak yeterli. Çünkü çok şey anlatıyor.
Bu yaşanan olay, Sayın Öcalan'ın "sürece yasal zemin hazırlanmalı" sözlerini bir kez daha doğruluyor. En son yapılan heyet görüşmesinde Sayın Öcalan; "Çözüm için üç ayak önemlidir: Bunların başında yasal zemin ve hukuki çerçeve gelmektedir" derken yasal çerçevenin önemine dikkat çekmişti.
Yasal tedbirler alınmazsa ne olur?
Öncelikle AKP pragmatik dahi yaklaşsa, öncelikle bu yasal zemini kendisi için hazırlamak zorunda. Çünkü bu devlet ve hükmet adına çözüm süreci heyetinde yer alan herkesi suçlu kılmaktadır. Yine 'Akil insanlar' oluşumunda yer alanlar da aynı tehlike ile karşı karşıya. Nitekim bu tedbirlerin alınmayışının çözüm sürecini aksattığını yavaşlatma sebebi olduğunu KCK yetkilileri defalarca açıkladı. AKP'nin anayasanın uygunluğunu tespitinden çok 'Erdoğan'ın telaffuz ettiği Kürdistan'ı kabullenmeyen zihniyetle mücadelesi çözüm sürecini hızlandırabilir. Aksi halde bu tablo içerisinde Gever'de yaşanan katliam failleri kim olursa olsun hükümetin sorumluluğundadır.
Tüm bunlardan da bağımsız mevcut anayasanın Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamadığı, olası parça parça değişimlerine yetmediği bilinmektedir. Çünkü yürürlükte olan anayasaya göre Türk dışında kimse yok zaten Türkiye'de. Kürtler otuz beş yıllık mücadele ile kendilerini TBMM'nin tozlu rafları arasından kurtardı. Artık Kürtlerin varlığı kabul edildi. Kürdistan'ın da raflardan çıktığı artık bilinmek durumundadır. Kara sınırının tamamına yakını Kürdistan olan bir Türkiye'nin, artık Kürdistan'ı inkar etmesi mümkün değildir. Bu anayasanın da artık objektif olarak hükmünü yitirdiği anlaşılmak durumundadır.
Kürdistan’la çevrili Türkiye ve Kürdistan yasağı
TBMM'de bir Türk klasiği yaşandı geçen gün. Bütçe görüşmelerinde BDP'nin 'Kürdistan ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan' olarak ifadelendirdiği bölümler belgelerden çıkarıldı. Üstelik birbirine hiç de dost olmayan MHP, CHP ve AKP'nin oybirliği ile... Biribirlerinin ayağını kaydırmak için ellerinden geleni ardına bırakmayan partiler, söz konusu Kürtler olduğu zaman birleşebiliyor. Bir Türk egemen klasiği olarak yaşanan bu durum, çözüm sürecinin pamuk ipliğine bağlı bir dönemde olması itibari ile de dikkat çekici.