Amerika’nın, petrol savaşı ve sonrasındaki yeniden yapılanma derken, beklenmeyen fırsat, havadan yere inmiş, Irak Anayasası'yla Kürdistan güven çemberine alınmıştı.
Ama bundan sonra açılan Petro-dolar musluğu bir kırılma meydana getirdi. Ulusalcı ruh, "ne oldumun delisi" dünyada, dolar tutkusuna evrilmişti. Düne kadar aç gezen kimileri dolar tomarı gösterisine çıkmış, mütevazı köy evlerinde oturanlar, yüzme havuzlu köşklere taşınmış, katır bulamayan tozlu yollarda dünyanın en lüks arabaları sürmeye başlamış, özgürlük tutkusu yön değiştirmişti. İnsan hırsı doymuyor, dahasını istiyordu.
Dahası, kendi Kürtlerini insandan bile saymayan Türk devleti, Kürdistan’ın onuruna darbe sayıyor, Başbakan Erdoğan, bu kompleksle günde beş vakit Kürtleri aşiret, önderlerini aşiret reisi diye küçümsüyor, Genelkurmay Başkanı General Yaşar Büyükanıt, zaferle bitecek işgalin bir kaç saatlik mesafede olduğunu müjdeliyordu.
Oysa, Irak bağımsız bir devlet, Kürdistan ise bir parçasıydı. Evrensel hukuk gereği, söz söyleme, hele hele tehdit etme kimsenin haddi değildi.
Herhalde, kimi yönetcileri Kürdistan'ı bir köy, Türk devletini kalabalık rakip aşiret sanıyor olmalı ki, TC’yi rüşvetle satın alıp susturma yoluna girdiler. "Yapmayın, bunlar girdikleri yere bela getirirler, Azerbeycan'da darbe yapmaya kalkıştılar, Özbekistan'dan tekme tokatla kovuldular" uyarılarını da düşmanlık olarak gördüler. Kapıları sonuna kadar TC’ye açtılar.
Kürdistan ekonomisinin bütün can damarları, bugün TC’nin elindedir. Su’dan süt, yoğurt, makarna peynirden yumurtaya kadar bütün gıdalar da TC’den geliyor.
Ülke ise Körfeze, baştan başa Arap yarım adasına açılan köprüdür. TC’nin ticari filolar bu körüden geçerek mal satıyor. Türk ekonomisi bu sayede ataktadır.
Petrol de Kürdistan'dan. Başka bir deyişle, güçlü olan Kürdistan’dı. Muhtaç olan değildi. Kürdistan, ihtiyacı olan peyniri, makarnayı üretecek beceride değilse bile dünyanın dört bir yanından alabilir, ilişkileri iki devlet düzeydinde tutabilirdi. Ama olmadı.
Çünkü, AKP rejimi, örnekler göz önünde ki girdiği yerde azla yetinmiyor, hepsini istiyordu. Suriye'ye "kardeşim" diye girmiş, henüz adı afişe olmamış IŞİD’i iktidar ortağı yapma isteği reddedilince TC’yi teröristlere üs yapmış, Erdoğan Kaddafi'nin elinden ödül aldıktan bir kaç gün sonra kellesini alacak cellatlar göndermiş, "Rabia" selamıyla Mısır’a dalmıştı.
Bunca örneğe rağmen Erbil, tuzağa çekiliyordu. Çünkü, Erdoğan düne kadar "aşiret reisi" diyerek kendince küçümsediklerine artık, tıpkı bir zamanlar Esad ve Kaddafi'ye hitabıyla "kardeşim" diyordu. Bu hitap yüreklerinin yağını eritmeye yeterli olmalı ki, tam güven içinde bir ve beraberdiler.
Bu gazla Bağdat’la ilişkileri savaş derekesine geliyor, öz kardeşleri Kürtlerle aralarında aşılmaz duvarlar örülüyor, ulusal kurtuluş mücadelesi veren Rojava sınırına hendekler kazılıyor, Kürt Ulusal Kongresi çıkmaza giriyor, Barzani Amed’de de Erdoğan’ın oy toplama adına gülümseme müsammeresinde yer alıyordu.
Oysa, bu sırada AKP rejimi kurumlaşmış, Osmanlı'nın yayılmacı ruhu IŞİD’in velaketen iş görmesiyle hayata geçmişti. IŞİD TC’de toplanıyor, törensellikle sınırı aşıp Kürtleri kesiyor, gece dönüyordu.
Rojava’ya paralel olarak, sıranın Güney Kürdistan’a geleceği ise bir bilinmez değildi. Vuruşlarını Musul’la yapıp, "ağabeyin hediyesi" roketlerle yayılmaya başladılar.
Gel gelelim, kıraçlara dikilen yüzme havuzlu villalara, otobanlarda salınan lüks otomobillere deste deste para yatıranlar, Şengal'de katillere karşılık verecek cephane bulamıyorlardı.
IŞİD, tavuk kümesine girmiş tilki gibi Kürt katlediyor, kurbanlık koyun misali kesiyordu.
AKP rejimi kafası kesilenlerin "stratejik ortağı"ydı. Dünya medyası, Kürtlerin kafasını kesen IŞİD’in TC’de toplanıp, sınır ötesine geçtiğini haber veriyordu.
Kürdistan'la hem tatlı karlı ticaret, hem de vekaleten savaş…
Erdoğan, Kürdistan savaşların en iğrenciyle kanarken kör bakıyor sağır duruyordu.
Boğazı kesilen çocukların feryadını duymuyor, ama seçim meydanlarında "terörist İsrail" diye bağırıyordu. İsrail’in çocuk, kadın, inançlarından ötürü erkek kestiği duyulmadı. Ama İsrail'e terörist diyen adam, insanlığa ilaç niyetine de olsa, dönüp IŞİD’e yüzünü bile buruşturmuyordu.
Bunun ne anlama geldiğini, stratejik ortağı kardeşleri düşüneceklerdir, herhalde...
Kürdistan’la hem savaş hem de ticaret
Güneyin kurtuluş savaşı, yer yüzündeki bütün Kürtlerin kutsalı, mevzisel yenilgileri genel yas, kazanımlar dört parçada coşkulu heyecan, nihai özgürlük ortaklaşa büyülü rüyaydı. İlkin, bu parçası kurtulacak, sonrası gelecekti. Kürtlerin 1960-1970’lerdeki rüyası buydu.