2014 yerel seçimleri yaklaşırken, kadının siyasetteki temsili ve BDP’nin yerel yönetimlerde uygulama kararı aldığı eş başkanlık sistemi de gündeme gelmeye başladı. Kadının siyasete katılımının ve eşbaşkanlık sisteminin çok yoğun olduğunu belirten KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta, bunun toplumsal devrim olarak da tanımlanabileceğini ifade etti.

Tüm dünyada, özellikle Ortadoğu’da hakim olan ataerkil egemen zihniyet ve siyasetin anti demokratik olmasının kaçınılmaz olduğunu, bu zihniyetin Avrupa’da bireysel özgürlük adı altında geliştirildiğini belirten Avesta, “Yaşamın tüm hücrelerine hakim olan bu zihniyet, kadınları toplumun her alanından dışlamış, siyasete katılmalarının önüne setler örmüş ya da vitrinlik olarak kadını yedeğine alarak kullanmıştır. Sahnenin görünen yüzünde kadın toplumsal yaşama katılmaktadır hatta özel yasalarla hakları güvence altına alınmıştır. Ama işin özünde ise erkek egemenliği kendisini sistemleştirmiş, her şeyi kısır bir döngü içine almıştır. Kadın bu sistemin çarkları arasında köşeye sıkıştırılmıştır. Kadın örgütlülüğü lime lime edilerek, bireysel özgürlük maskesi altında dumura uğratılmıştır. Siyasete kattığı kadını, cinsinden ve toplumsallığından uzaklaştırmış; erkekten daha beter bir duruma sürüklemiştir. Tam bir erkek karikatürü olan bu kadın tipi en çok da kendi cinsinin emeğini sömürmektedir. Burada ele alınması gereken en büyük sorun kadının öz kimliğidir” şeklinde konuştu.

Kadının katleden toplum özgür olabilir mi?

Ortadoğu’da ise durumun daha vahim bir hal aldığını, inanç ve gelenekler adına kadının toplumsal yaşamın dışında tutulduğunu dile getiren Avesta, şöyle devam etti: “Namus, sevgi ve aşk adına katledilmekte,  iğrenç uygulamalarla erkeğin elinde inim inim inlemektedir. Yaşanan tüm savaşların yıkıcı karakterinden en büyük zararı kadın görmektedir. Kadını katleden, en derin köleliğe mahkum eden toplumlar özgür olabilir mi? Kadının tacize, tecavüze maruz kaldığı ve namus adı altında katledildiği bir toplum, eşitlikçi ve demokratik olduğunu iddia edebilir mi? Bugün sözde özgürlük ve demokrasi adına savaşan çeteler, kadına el atmakta, kadınları büyük kırımlardan geçirmekteler. Bu çete örgütlerinin maskesini düşüren en önemli faktör, kadına olan yaklaşımlarıdır.”


Yenilmezliğin sırrı kadına yaklaşım
Kürt Özgürlük Hareketinin farkının, kadını tüm çalışmaların merkezine oturtarak, tüm olay ve olgulara yaklaşımının ölçüsü yapması olduğunu ifade eden Avesta, “ Dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir örnekle; kadın kurtuluş ideolojisi çerçevesinde geliştirilen kadın ordulaşması, kadın partisi ve kadın sistemini, tamamen kadının kendi öz gücüne dayandırarak, yaşamın tam merkezine alarak, tüm toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik sorunları bu temelde ele alan Rêber APO, kadınla doğru yoldaşlığı yakalamıştır. ‘Kadınsız yaşam olmaz; ama mevcut kadınla da yaşanılmaz.’ diyerek kadına statü adı altında layık görülen statüsüzlüğü kabul etmemiştir. Kadının emeğine ve icatlarına dayalı gelişen binlerce yıllık insanlık tarihine yeniden yüzünü dönmüş, kadını, kurumaya yüz tutmuş kökleriyle yeniden buluşturmuştur. Kürdistan Özgürlük Hareketi yenilmezliğinin sırrını, kadınla kurduğu sağlam bağlardan almaktadır” dedi.

Eşitliğin zirvedeki ifadesi
Dünyada en önemli sorunun kadın sorunu olduğunu ve bu sorunu doğru ele almanın doğru çözüm için ilk adım olduğunu belirten Avesta; “Apocu hareketin bu noktada en iddialı hareket olduğu şüphe götürmezdir. Bugün, Kürdistanlı kadınlar bilinç anlamında bir rönesansı yaşarken, siyasi olarak en etkili konumda, toplumsal örgütlülük açısından ise herkesi hayretler içerisinde bırakan düzeydedir. Askeri olarak gücü, deneyimli öz savunmaya dayanmaktadır. İşte en anlamlı eşitlik budur. Eşbaşkanlık sistemi de bunun en belirgin ürünüdür. Eşitliği, özgürlüğü en zirvede sembolize etmektedir. Bu durum seçim arifesinde olmakla ilgili bir durum değildir. Aksine kadın özgürlük mücadelesinin ulaştığı düzeyin ta kendisidir. Rojava’da kadın, demokratik özerkliğin mayası iken, Kuzey Kürdistan’da demokratik özgür ulus inşasının öncülüğü kadın üzerinden gelişmektedir. Demokratik, ekolojik, özgürlükçü paradigmayı geliştirerek egemen, merkeziyetçi, iktidarcı zihniyetle göğüs göğüse çarpışmaktadır. On yıllık demokratik, özgür belediyecilik deneyimi olan Kürdistanlı kadınlar, Demokratik Ulusun inşasında stratejik bir role sahiptirler” biçiminde konuştu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

YJA’nın başlattığı ‘Özgür Kadınla Demokratik Ulusa’ kampanyasının bu anlamda yepyeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ifade eden Avesta, sözlerini şöyle tamamladı; “Tüm çalışmaların ana merkezine bu slogan oturtularak, buna göre her mahallede, köyde, ilçede, kasaba ve şehirde; komünler, meclisler, kadın özgürlük evleri, parklar, akademiler, işyerleri inşa edilecek, özyönetim örgütlülüğünde, öz savunmasını yaparak öncülük rolünü oynayacaktır. Bugün bunun imkanı ve koşulları her zamankinden daha fazladır. Bunu bilmek, inanmak ve gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Bunu görebilmek için sadece otuz yıl öncesine bakmak yeterlidir. Adeta eksinin altında olan kadının konumu, bugün eylemsel ve bilinç anlamında kendisini çok daha güçlü ortaya koymaktadır. 2014 yılı Kürdistan halkı ve kadınları için bir final yılıdır. Kürdistan’da ve yurtdışında yaşayan kadınlarımız, bu tarihi fırsatı mutlaka değerlendirmeli ve doğru bir mücadele tarzı geliştirmelidir. Özgürlük, Önderlik ve Demokratik Özgür ulusun inşası için her an her yerde, eylem ve mücadele içinde olunmalıdır. Zafer çok yakındır. Kadının ruhu, yüreği, beyni ve güzelliğiyle elde edilen zafer, en anlamlı ve kalıcı zaferdir.”

ANF/BEHDÎNAN