Artık “yarın ne olacak” diye meraklanmanın anlamı kalmadı. Yarın hiçbir şey olmayacak. Bugün ne olduysa o olacak. Konumuz eğer “AKP’nin encamı” ise bu böyle. Saray “tek kişilik dikta rejimi”nde son virajı aldı. Bu rejim şimdi fiili rejimmiş. Bir rejimin fiili olmasıyla resmi olması arasındaki fark sizce nedir? Örneğin birisi sizi fiilen hapse atsa, ama resmen atmasa kendinizi nasıl hissedersiniz? Öyle düşünelim. 

Ömrü bürokratik tahta sandalyelerde oturmakla geçmiş, vicdanı gibi, mabadı da taşlaşmış formalist, “fiili” olana karşı çıksa bile, o fiili olan bir kere resmi hale gelince “işte şimdi oldu” deyiverir. “Resmi olan” davar tersi olsa, tabağına konduğunda mideye indirir.

O nedenle Erdoğan rejiminin ne zaman “resmileşeceği” ile ilgili “referandum”du, “anayasa değişikliğiydi” gibi işlere fazla kafa takmanın anlamı yok. Adam anayasayı değiştirmeden de istediğini yapıyor, değiştirirse de aynısını yapacak.

O halde mesele “fiili” olanın “resmi” olmasını önlemek değil. İster fiili, ister resmi olsun, bu rejimi sona erdirmek.

Bu bir.

İkincisi, “sona erdirmek” için bir şeyler yapılıyor mu?

Bu “nerede” sorusuyla aydınlanabilir.

Fırat’ın Batısında, bizimkileri saymazsanız, yapılan hiçbir şey yok. CHP’nin başındaki adam, iyice tırsmış durumda. Dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili Anayasaya aykırılığını kendisinin söylediği son Anayasa değişikliği ile ilgili kararın bozulması için, AYM’ye başvuruda bulunmaya kalkışacak olan CHP’lileri tehdit ediyor. Erdoğan’ı değil.

Fırat’ın Doğusunda ise yapılanlar adım adım maksimal noktaya doğru tırmanıyor. Hele bir de vekilleri tutuklamaya yeltendikleri zaman, siz seyreyleyin gümbürtüyü.

Ama daha önemli olan şu: AKP savaşı Suriye ve Rojava’da kaybetti, zaferi Nusaybin’de arıyor. Oysa şu anda AKP’nin tümüyle yerle yeksan olmasıyla ilgili gelişmeler, Suriye’de cereyan ediyor.

Rakka operasyonu başladı.

AKP’ye rağmen başladı. Nusaybin’i uçaklarıyla bombalayan Türk ordusu, elinde dürbün Rakka operasyonunu seyrediyor. Amed Dicle ANF’de yazdı:

“Rakka operasyonu Demokratik Suriye Güçleri-QSD tarafından yapılıyor. QSD’nin en büyük yapısı YPG ve YPJ savaşçılarından oluşuyor. Geçtiğimiz günlerde QSD’ye katılan ve Rakkalı savaşçılardan oluşan Ekrar El Reqa ve Liwa Tehrir savaşçıları da operasyonda aktif rol alıyorlar.

Operasyona koalisyon güçleri de havadan destek veriyor. Bir süre önce bölgeye giden 50 Amerikalı uzman askerin sayısı artırıldı. 23 Mayıs gecesi 250 ABD’li uzman asker daha Rojava’ya geçti.”

Rakka operasyonu, sadece IŞİD’in Rakka’dan çıkarılması değil aynı zamanda tüm Kuzey Suriye’den temizlenmesi anlamına gelecektir. Rakka’dan çıkarılan IŞİD’in Mınbiç ve Cerablus’ta tutunması mümkün olamayacaktır. Bu bölgelerin kaderi birdir. Önce veya sonra birlikte özgürleştirileceklerdir. Bunun askeri taktikleri ise askeri stratejistlerin işidir. Gelişmeler büyük sürprizlere gebedir. Ama neticede Türkiye ile IŞİD arasına bir tampon bölge oluşturulacaktır. Ve bu Türkiye’ye rağmen yapılacaktır. İstenirse bunu başka şekilde de okumak mümkündür!

Bu hamle yaz aylarına kadar devam edecektir. Sonuçları yeni Suriye’nin şekillendirilmesini belirleyecektir. Eğer beklendiği gibi başarıya ulaşır, IŞİD kırılır, Kuzey Suriye ve Rojava topraklarından çıkarılırsa, bu durum Türkiye’nin Suriye’de tam anlamıyla dibe vurmasına yol açacaktır. Yani malumun ilanı olacaktır.

Rojava ve Suriye’deki bu gelişmeler Türkiye’deki savaşı ve Kürt sorununu da etkileyecektir. Zira, AKP Hükümeti Rojava mevzusundan dolayı Kürtlere savaş açtı. 30 Ekim 2014 tarihinde MGK’da Kürtlere karşı alınan savaş kararı yürürlüktedir. Türkiye’nin Rojava ve Suriye’de kaybetmesi, Kürtlerin Türkiye’de de kazanması anlamına gelecektir. Onun için gelişmeler herkes için hayati önemdedir.”

Ben de şu cümleyi ekleyip, yazıyı bitireyim: Ne yaparsan yap, istersen tüm HDP’li vekilleri hapse at, gücün yeterse tüm Kuzey Kürdistan kentlerini yık, savaşı kaybettiğin yerde, yani Suriye’de gömüleceksin…

Yani, Suriye’de kesin zafere kadar, aktif savunmayla Türkiye’deki mevzileri korumak…Mesel bu…