Pazar günü İzmir Kitap Fuarı’nda "Kürt Sorunu, Suriye, Ortadoğu Denklemi" başlığıyla bir konuşmam vardı. Toplantı, üç-beş kendinibilmezin provokasyon çabalarıyla renkli geçti. Kışkırtıcıların renkleri kalpazan komünistlerin sahte kızılından faşistlerin karasına uzanan bir çeşitlilik içermekteydi ve ilginç bir Kürt karşıtı koalisyona işaret etmekteydi. Aynı zamanda, Türkiye’nin "yeni faşizmi"nin de göstergesiydi bu tablo. İşin bu yanı çok önemli değil; biz bu türden "vakalar"a alışığız. Çapulcuları defettik ve söyleşimizi sürdürdük. Ben İzmir’e trenle gidip geldim. Ne demişler; "demirden korkan trene binmez..."

Asıl ilginç olan, çıkışta bir Kürt gencinin söyledikleriydi. Bana şöyle dedi: "Kızmayın onlara. Aslında biz bu milliyetçilere Kürt bilincimizi borçluyuz, Kürtlüğümüzü biraz da onlardan öğrendik. Yoksa, aptal asimile ‘Kürt kökenli Türk’ olurduk en fazla." Bilmem acaba diyalektik böyle bir şey mi? Her neyse, o gencin olgun, vakur, soğukkanlı, kendinden emin hali çok hoşuma gitti.
Akşam düşündüm; AKP’nin de Kürtlere borcu var aslında.
Şöyle şakacıktan bir kaba taslak liste çıkardım:
- Savaşta yenemeyen ordunun borusu ötmez. AKP, Kürtler sayesinde o mahut "askeri vesayet"ten kurtuldu;
- "Eski düzen"in burnunun sürtülmesi, o blokta çatlak seslerin ortaya çıkması ve eski MİT’çilerden kimi gazetecilere uzanan liberal müttefiklerin AKP’ye destek olması da, Kürt Direnişi’nin çok yönlü başarılarının sonucuydu;
- Toplumsal yorgunluk, şovenizmin felç halinde dinamiklerini yitirmesi, hatta biraz da kan kaybedip AKP kanallarına akması da Kürtler sayesinde oldu;
-  Kürt mücadelesi karşısında sistemin ezberinin, dengelerinin, istikrarının bozulması sonunda AKP’ye yaradı;
- Dört eski başbakanın -Ecevit, Çiller, Yılmaz, Erbakan- AKP’nin birinci parti çıktığı ilk seçimlerdeki toplam oy oranlarının yüzde onbir-onikiyi ancak bulması ve "Eski"nin tasfiyesi, özünde Kürtler karşısındaki yenilginin sonucuydu ve iktidar parsasını AKP böyle toplayabildi;
- AKP’ye yol açan çok boyutlu çöküşün "ekonomik kriz" olarak ortaya çıkan veçhesi de Kırli Savaş’ın bir sonucuydu;
- Eski egemenlerin emperyalizmle ortaya çıkan çelişkileri de Kürt mücadelesi dolayımıyla oldu da AKP "yeni gözde" olma fırsatını yakaladı...
Elbette bu liste uzatılabilir...
Ve listeye mutlaka, her şeye karşın, Kürtlerin uzattığı (adil ve onurlu) "barış eli" de eklenmeli... Her ne kadar AKP elinin tersiyle itmeye, en azından ondan sadece bencilce yararlanmaya yönelmiş olsa da, o "barış eli"dir onu bugün ayakta tutan...
Borcunu ödemeyen müflis tüccar gibi binbir oyun içinde, iflastan dahi nemalanmaya çalışıyor iktidar...
Kuzey’deki alacaklısı yetmiyor, şimdi Güney’dekiyle Batı’dakine de gözünü dikmiş hırslı tüccar dolanıyor ortalıkta; ideolojik ağababası Özal gibi, "bir koymuş gibi gösterip üç almak" peşinde...
Ama Kürdün alacağı baki...
Çünkü o alacak, benim yukarıdaki fantezi listeme sığmaz...
O alacak, tarihe, hayata, gerçeğe...hakka, adalete, insanlığa...en fazla da sarsılmaz iradeye, az yazılmış özveriye, bal eylenmiş onulmaz acılara dayanıyor...
Anasının ak sütü, çocuklarının toprağına döktüğü canı-kanı kadar helal hakkıdır Kürdün o alacak...
Ve biliyoruz ki, haklar da verilmiyor, mücadeleyle alınabiliyor ancak...