Herkes Türkiye’nin İsrail ve Rusya ile geliştirdiği yeni ilişkileri tartışıyor.

Türk devleti, dünya kamuoyu önünde neden İsrail’i düşman ilan etti? 

Rusya ile iyi sayılabilecek ilişkilerini neye güvenerek, neden bozdu?

Türk devleti Mısır’ın iç işlerine karışacak, Mısır’ı düşmanlaştıracak cüreti nerden buldu?

Dış ilişkiler kapsamında çok kısa sayılabilecek bir sürede, neden bu politikaların tümünden vazgeçilerek “dostluk” ve “iyi ilişkiler” politikasına dönüş yapıldı?

Erdoğan ve AKP’nin tüm komşularıyla yarattığı gerilim ve düşmanlık politikasında Türk ordusunun rolü ve katkısı neydi?

Son birkaç yılda AKP marifetiyle geliştirilen dış politikada TSK(Genelkurmay’ın) rolü ve katkısı doğru tespit edilirse, mevcut değişikliğin “U” dönüşü değil, “uuuvvv” dönüşü olduğu görülecektir.

Dansın, raksın ve “dönüş”ler konusunun uzmanı, Türkiye’nin en iyi semazeni Etyen Mahcupyan’ın yazdıklarından tüm soruların yanıtı var; “Hükümet dış politikada akılcı bir hamle yaptı. İsrail ve Rusya’ya yönelik yakınlaşma adımları Ortadoğu’da dengeyi kollama ve hareket alanını genişletme çabasını ifade ediyor. Çözüm Türkiye’nin iradesiyle geldi. Her iki ülkeye karşı Türkiye, “daha aza razı olma” iradesi gösterdi ve çok da iyi yaptı.

Bu çifte hamle ile ekonomik sıkışmanın bir miktar rahatlaması mümkün olacak.

(…)Suriye meselesine gelince, bu yakınlaşmalar sayesinde Türkiye en azından sözünü biraz daha dinletebilecek, belki de nihai çözüm üzerinde ufak çapta da olsa ağırlık koyma şansı elde edecek.”

Eski Zaman yazarı, eski Başbakan başdanışmanı Etyen Mahçupyan, İsrail ve Rusya ile düşmanlık politikasından dönüşün çok büyük bir gelişme yaratamayacağını itiraf ediyor.

Mahcupyan hakikaten olup biteni anlatmakta çok mahçup; “Türkiye en azından sözünü biraz daha dinletebilecek”, “belki de ufak çapta da olsa ağırlık koyma şansı bulacak” diyor. 

Tayyip Erdoğan, AKP iktidarı ve Türk Genelkurmay Başkanlığı, Irak ve Suriye’de savaş başladığında, bu ülkelere doğrudan müdahale ederek oluşacak yeni rejim içinde yer alma hesapları yaptı ve bu olasılığa inandı. ÖSO, El Kaide, El Nusra ve DAİŞ’e her türlü destek ve yardım yapıldı. Bu çeteler Türk subayları tarafından eğitildi. Irak ve Suriye’de Türk subayları çetelerle birlikte savaşa katıldı, hala savaşıyorlar.

Türkiye’nin Ortadoğu’da aktör olma hayalini İsrail ve Rusya değil, PKK ve Kürt halkı bitirdi. Türkiye’nin desteklediği katil çeteler Şengal’de, Kerkük’de, Maxmur’da, Kobanê’de, Hesekê’de, Grê Spî’de Kürt savaşçılar karşısında ağır yenilgi yaşadı ve etkisiz hale getirildi.

Kısacası AKP iktidarı ve Türk Genelkurmay başkanlığı, uyuz ve siyah bir beygire beşliği basıp milyon kazanma peşindeki kumarbaz pozisyonundaydı.

Bu hayallerini yerle bir eden temel güç HPG, YPG, YPJ, YPŞ savaşçılarıydı.

Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar yönetimindeki Türk devletinin, İsrail ve Rusya ile yeniden “dost” olma kararı ve yeni(!) dış politikasının tek bir amacı vardır: Kürtlerin Rojava’da, Şengal’de, Kuzey Kürdistan’da hak ve statü sahibi olmaması.

Türk egemenlerinin müzmin Kürt düşmanlığını anlatmak için anlatılan o hikayeyi herkes biliyor.

Kendisine verilecek ödülün iki mislini Kürt arkadaşının alacağını duyan asker, hiç tereddüt etmeden ve üzüntü içinde talebini söyler; “benim bir gözümü çıkarın!”

Etyen Mahcupyan’ın “Türkiye aza razı olma iradesi gösterdi” dediği politika tam tamına böyle bir politikadır.

Tayyip Erdoğan-Hulusi Akar idaresindeki Türk devleti, dışarıyla dostluk politikasını Kürtlerle savaşı derinleştirme amacıyla geliştirmek istemektedir. Bu amaca uygun olarak, Kürtlerin Rojava’da statü elde etmemesi, Rojava kantonlarının birleşmemesi için her türlü tavizi vermeye açıktır.