Cumartesi günü Düsseldorf’ta Türkiye’yi yaşadık. Aradaki fark Alman polisinde TOMA’ların dışında bir de “atlı polisin” olmasıydı. Bir de durup dururken Almanlar Türklerin beynini gaz bombası tüfekleriyle patlatmak yerine copla patlattı.

Biz bu sahnelere tanıklık ederken bir de ne görelim, Almanya seçimlerinin mağlubu SPD’li Dışişleri Bakanı Gabriel Antalya’da ortaya çıkmamış mı? Sakın Gabriel’in fiili turizm boykotunu deldiğini, kışa ramak kala Antalya güneşi altında keyif çattığını düşünmeyin. Hayır. O, Türk Dışişleri Bakanıyla medyaya sırıtarak poz vermekteydi. Muhtemelen meslektaşına „bizim oğlanları beğendin mi?“ diyordu.

Bu utanç verici resmin yorumu, “devletler arası çelişkilerden yararlan, ama bu çelişkilere asla güvenme” ilkesinin bir kere daha doğrulanmasıdır.

Şimdi kısa erimli işlerimizden birisi, özellikle SPD tabanına, sendikalara, sivil toplum örgütlerine, Düsseldorf’taki saldırının vahşet görüntüleriyle SPD’li bakanın aşağılık pazarlık görüşmesinin görüntülerini yan yana göstermek ve “bizim sırtımızdan kirli pazarlıklarınız yerin dibine batsın” demek. “Kürde Kürt propagandasının” yerine Kürdün Alman’a propagandasının tam zamanı.

Şimdi gelelim bu devletlerarası ilişki ve çelişkilerin stratejik yorumuna:

Şu anda Almanya ile ABD’nin Türkiye ile ilgili politik çıkarları, temeldeki birliğe rağmen farklılık gösteriyor.

Almanya ve Avrupalı devletler, daha AB ile ilgili ilk adımların atıldığı günlerden bu yana Türkiye’yi AB’ye almama konusunda anlaşmışlardı. Onların politikası şöyle özetlenebilir: Ne AB içine almak, ne de AB dışına atmak; Türkiye’yi “savaş, terör ve göç” bölgeleriyle, yani Ortadoğu ve Kafkasya ile Avrupa arasında tampon bölge olarak kullanmak. (Malum, diğer tampon bölge de, Rusya ile Avrupa arasında Ukrayna, Belarusya, Litvanya’dan meydana geliyor ve şu anda Ukrayna, tıpkı Türkiye gibi güvenilir bir tampon bölge olmaktan çıkmak üzere.)

Türk bölgesel emperyalizminin “bölgede güç merkezi olma yoluyla AB’ye üyelik” şeklindeki Davutoğlucu stratejisi çökünce, Türkiye bir anda güvenilir bir tampon bölge olmamantan çıktı ve tipik bir Ortadoğu ülkesi haline geldi.

İşte Almanya şimdi, Kürt halkının ve onun Önderliğinin sırtından Türkiye’yi yeniden “güvenilir tampon bölge” haline getirmek için kirli bir diplomasi yürütüyor. Belli oluyor ki, Alman devleti, Erdoğan rejimini yatıştırmak, onun mülteci akınına karşı önlem almasını sağlamak ve aynı zamanda da bölgede daha büyük maceralara girerek AB sınırlarını savaş bölgesiyle komşu haline getirmemesini sağlamak gibi bir hedefe yöneliyor. Onun amacı aynı zamanda Türkiye ile olan ekonomik çıkarlarını korumak.

ABD ise bu diplomasiyi çok daha kesin adımlarla yürütüyor. O da Türkiye’yi yeniden ABD’nin Ortadoğu’da ve Kafkasya’da “güvenilir NATO müttefiki” haline getirmek için, Kürtleri bir “koz” gibi kullanma yolundan yürüyor. Ve bunu başardığı gün, Türkiye’yi İran’a karşı bir “koz” haline getirmeyi planlıyor. Bu durum bağrında bir Türk-İran savaşı tehlikesi yarattığı içindir ki, “tampon bölge Türkiye’yi” büsbütün “tampon” olmaktan çıkarma ve AB sınırlarını “savaş bölgesiyle” korumasız bir halde komşu yapma riski taşıyor.

Bu da Almanya açısından kabul edilemez bir tehlike olarak Merkel’i ABD’yle karşı karşıya getiriyor.

Kürt Özgürlük Hareketine gelince: Düsseldorf’ta PKK önderinin posterlerine savaş açan Alman polisi, Antalya’daki kirli pazarlığa bir “katkıda” bulunsa da, onbinlerce Kürt ve demokrat gösterici kitlesi, bu saldırıyı püskürttü ve Öcalan’a özgürlük kampanyasını yeni bir aşamaya yükseltti.

Ama daha önemlisi, ABD’nin Kürtleri “koz” olarak kullanma siyasetini de Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu devrimci sürecini Reqa’da yeni bir aşamaya yükselterek işe yaramaz hale getirdi, getiriyor.

Biz devletler arasındaki ilişki ve çelişkilerin mahiyetini iyi biliriz. Vaktiyle emperyalist ülkeler “komünizm tehlikesini” de Türk devletini “terbiye etmek”, onu “NATO’nun Güneydoğu kanadının bekçisi olarak susta durdurmak” için “koz” olarak kullandılar. Evet kullandılar, çünkü biz, bizi koz olarak kullanmalarını tersine çevirecek güce hiç bir zaman sahip olamamıştık. 

PKK’nin ve PYD’nin gücü ise, hem Avrupa’da ve hem de Ortadoğu’da onları “koz” olarak kullanmaya kalkanları “koz” haline getirmeye yetecek ölçülere çoktan vardı.

Baksanıza, Alman polisi Öcalan posterlerine savaş açarken, Amerikalı General “PKK demokrat bir örgüttür” diyor, Belçika yüksek mahkemesi Öcalancı PKK’nin terör örgütü olmadığına karar veriyor.

Kürdü “koz” olarak kullanmaya kalkan siyaset dünyasından “toz” olur…