Pek çok ulusalcıyı ve pek çok Amerikancıyı, bu arada Putin Rusyasını hala “Sovyet Rusya” gibi algılayan pek çok komünisti şaşırtan konuyu yeniden ele alalım.

Bildiğiniz gibi Pentagon’un talebi üzerine, Trump, belkemiğini YPG-YPJ güçlerinin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçlerine (QSD) “ağır silah” yardımını onayladı.

Yukarıda adı geçenler şaşkın.

Efrin kantonuna göz diken Türkiye’yi bu kantonda üslenen Rusya askeri güçleri durdurduğu için de aynı adı geçenler şaşkın.

Şaşırıyorlar, “birbirine karşı konumlanmış bu iki düşman küresel güç, nasıl oluyor da Suriye’de YPG-YPJ askeri güçlerini Türkiye’ye karşı destekliyor? Soruyorlar ve yanıt bulamıyorlar.

Bulamazlar. Çünkü şu basit gerçeği bir türlü göremiyorlar.

Türk devleti, Arap Baharı’nı fırsat sayarak, Ortadoğu’da Müslüman Kardeşlerle birlikte “Sünni güçlerin başına geçmeye” kalkıştı. Birçok nedenle Selefi güçler Müslüman Kardeşlere karşı harekete geçti. Mısır’da olanlar malum. Sonuçta hem Irak’ta, hem de Suriye’de, Erdoğan’ın “liderlik tasladığı” Sünni nüfus büyük bir hızla DAİŞ’leşti. DAİŞ’leşmeyenler Suriye’yi milyonluk kitleler halinde terketti. AKP ve Saray bu yenilgiye rağmen, tam bu sırada tarih sahnesine çıkan Rojava devrimini ezebilmek için, DAİŞ’leşen Sünni Arapları Kürt halkına karşı silahlandırdı,

Ve sonuçta Kobanê “meydan muharebesinde” Türkiye ve DAİŞ yenilgiye uğradı. ABD Kobanê’de YPG ve YPJ güçlerine havadan destek vermişti. Onları Efrin’de Ruslar izlemişti.

Neden?

Çünkü hem Irak’ta, hem de Suriye’de, Sünni, Şii, Arap ve Kürt nüfuslar arasındaki dengeler kökten değişmişti.

Her iki ülkede Sünni Arap nüfus, DAİŞ’in ve Türk devletinin yüzünden artık Irak ve Suriye’nin geleceğinde “belirleyici güç” olma niteliğini kaybetmişti. Erdoğan DAİŞ’leştirdiği Arap Sünniliğine çok büyük bir zarar vermişti.

Böylece Irak ve Suriye’de kışkırtılan “mezhep çatışmalarından” şimdilik Şia üstün çıktı.

Bu durum ABD açısından şöyle bir soruna yol açtı: ABD Rusya’nın varlığı nedeniyle artık Suriye’yi bizzat işgal edemeyeceği için, İran’ı durdurmak ve Suriye’de Rusya’nın karşısında mevzi kazanmak, bu yolla hem kendi çıkarlarını, hem de İsrail’in güvenliğini sağlama almak için Suriye’de Rojava güçlerine “muhtaç” hale geldi.

Aynı şekilde Rusya da “geleceğin Suriyesinin inşasında” Rojava güçleri dışında her hangi bir müttefik güce sahip değildi. Suriye Sünni Araplığı ile Alevi Araplık arasındaki düşmanlığın onarılması yılları alacaktı.

Böyle olunca Rusya da YPG-YPJ güçlerine “muhtaç” hale geldi.

ABD ve Rusya’nın muhtaç hale geldiği güç nasıl bir güçtü?

Büyük bir güçtü. Ve hem PKK, hem de PYD, Irak ve Suriye’nin “iç gücü” olarak, “üçüncü yol” stratejisini hayata geçirdi. Suriye ve Irak’ın geleceği için hem “ABD ve Rusya ile diplomatik ve askeri ilişkiler kurdu”, hem de Irak ve Suriye’nin geleceğine bu ülkelerin halklarının karar vermesini savundu. Yani “hem ABD ve Rusya” dedi, “hem de ne ABD, ne Rusya” demiş oldu.

Eğer Sünni Araplar ve Alevi Araplar da bu “üçüncü yol stratejisi” temelinde Kürt halkıyla güçlü bir ittifakı gerçekleştirir ve Güney Kürdistan’da KDP’yi destekleyen Kürtler Barzanici PKK karşıtlığını aşarlarsa, geleceğin bağımsız Irak ve Suriyesini kurmak mümkün olacaktır. Ortadoğu Ortak Evi yolunda büyük bir adım atılacak, bu iki ülke, hem ABD ve AB ile hem de Rusya ile iyi ilişkiler kuracak.

Eğer bu gerçekleşmezse, bilelim ki, Küresel güçler, ABD ve Rusya ve bölgesel güçler İran ve Türkiye Ortadoğu’yu aralarında paylaşmak için her şeyi yapacaklardır.

Bu gerçeğin bilincinde olan Rojava devriminin öncüleri, o nedenle DAİŞ’ten kurtarılan her yerde, yerel halkın iradesine dayanan yönetimlerin kurulmasına yardım ediyor, DAİŞ’ten kurtarılan her yerde Müslüman Kürtler, Êzîdîler, Sünni ve Alevi Araplar, Ermeniler, Süryaniler yerel yönetimlerde yer alıyor. “Ulus devletler” yerine, “demokratik uluslaşma sürecine” dayalı yepyeni bir model hayata geçiyor.

Yanıt bekleyen soru şu: Irak’ta KDP ve merkezi Şia hükümeti, Suriye’de Esad rejimi bu modele yanaşacak mı?