Görülüyor ki Psiko-kültürel ortam vicdan algısını belirliyor. Tersi olsaydı "insanı en yüce değer" kabul eden Hümanizma anlayışından vazgeçilmez, "ırk üstünlüğü" egemen kılınmaz, vicdan ortadan kaldırılarak insanlık zarara uğratılmazdı.
İnsan yüreğinde ibresi hiç durmadan titreşen "vicdan", kişinin özgür düşünme alanıdır. Onun dile getiriliş kaynağı da sözcüklerdir. Her olay, gelişkin ya da öyküleşecek devinişler bütünüdür. Shakespeare'in deyimiyle, vicdan denen bu iç öykü binlerce dilde aynı anlamı taşır. Vicdanın, bütün dillerin ortaklaşa algıladığı evrensel bir duygu oluşunun nedeni de budur. Vicdan özgürlüğü; özünde, irade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü demektir.
İnsan kendisini doğanın bir parçası olarak gördüğünde, o doğrultuda gelişir. Bu gelişme sürecinde tarih, felsefe, sanatla tanışır. Bu süreç insanı, dil, din, ırk gözetmeksizin cömert kılar. Sevgi, saygı, hoşgörü, erdemle birlikte güvenli olmayı da getirir. Bu insanın insanlaşmasının serüvenidir. İnsan olan, erdem, adalet duygusu ile insana ve topluma merhametle yaklaşır.
Bugün, ekonomi, teknoloji küreselleşmiştir. Beynin ve bilginin değiş tokuş edildiği bir çağda, sosyal, ekonomik ve psiko- kültürel yapının dünya ölçeğinde değişime uğraması istesek de istemesek de insana odaklanacak, vicdan da ortaklaşacak küreselleşecektir.
Küreselleşme kendi alt yapısını oluşturmasına karşın, "küresel bireyini" "küresel bilincini" en önemlisi "küresel vicdanı"nı oluşturamadı. Oluşturabilseydi eğer ABD'nin, Tsunami olduğunda, üslerdeki vatandaşlarını kurtarırken, diğer halklarını kurtarmadığını görür, "küresel vicdan" ayağa kalkardı. Oluşturabilseydi eğer, Halepçe katliamında gereğini yapardı. Oluşturabilseydi eğer, Roboskî katliamında yerküre ayağa kalkardı, yıllardır süren bu haksız savaşı durdurmak için yer küreyi yerinden oynatırdı. İnsana odaklanır, küresel duyarlılığını gösterirdi. Bu gidiş böyle devam ettiğinde, öyle anlaşılıyor ki! Bütün dünya, "küresel bireye ve onun küresel vicdanı"na her zamankinden daha çok gereksinme duyuyor.
Yeni bir dünya düzenin kurulduğunu, bu düzen içersinde sermayenin değil, bireysel yaratıcılığın zenginliğin kaynağı olmaya başladığı görüldüğü taktirde. düşünce de örgütlenme de değişmeye başlayacak. Irka dayalı ulus devleti aşarak, insanı temel alan küresel örgütlenmenin temel taşlarını döşeyecek. Teknolojik gelişme ile yalanın ortadan kalktığı görülecek. O zaman, R.Tayyip Erdoğan 13 kurşunla öldürdüklerine, "baba oğul teröristlerdi" diyemeyecek, karanlık güçler aydınlığa çıkacak, iyi çocukların ne için iş başında oldukları görülecek. İnsan öne çıkacak, her şey saydamlaşacak, (inanmak istiyorum) Veee insan odak noktası oldukça, insanın iyiliğine endeksli insanlığa yararlı "küresel vicdan" öne çıkacak. O halde; sadece ve sadece insana ayarlı, insanı duyan "küresel bir vicdana" ihtiyacımız var.
Küresel vicdan
Bireyin iç dünyası ile dışarıdan kendisine sunulan dünya arasında kurduğu dengeye vicdan denir. Toplumdan bireye empoze edilen ahlak kuralları, "İyi ve doğru olanı yapma doğrultusunda gelişmiş bir zorunluluk duygusu, kendi amaçlarını, karakterini oluşturan psiko-kültürel yapı" olarak da tanımlanır.