Geçen haftaki yazımızda, Kurmancî ve Kirmanckî/Zazakî lehçelerini bir arada ele alan ve çift lehçelilik üzerine kurulu bir eğitim modelinin daha geniş dünya için de yeni bir örnek oluşturabileceğini yazmıştık. O halde hem pedagojik hem de dilsel açıdan bu iki lehçenin ilişkisi üzerine farklı açılardan tartışmamız gerekiyor. Böyle bir tartışmanın esas mekanı elbette kısa bir gazete köşesi değil, akademidir. Ancak bazı temel başlıklar burada da ele alınabilir. 

Öncelikle adlandırmalardan başlayalım. Kurmancî’nin adlandırılması ile ilgili çerçeve net gibi görünüyor. Bazen Kürtçe ile eşanlamda kullanılsa da hemen her alanda söz konusu lehçenin adının Kurmancî olduğu kabul ediliyor. Sadece Güney’de aynı zamanda Kurmancî’nin bir ağzı olan Behdînî olarak da adlandırılabiliyor. Oysa Kirmanckî/Zazakî için aynı durum geçerli değil. Kürt Özgürlük Hareketi çevrelerinde son zamanlarda Kirmanckî tercih edilse de, Zazakî, Dimilkî, Kirdkî, Kirdasî ve Zonê Ma gibi farklı kullanımların olduğu ve henüz herkesin üzerinde hem fikir olduğu bir adlandırmanın ortaya çıkmadığı ortada. 

Bir diğer mesele bu lehçelerin tanımıyla ilgili. Kimine göre Kurmancî ve Kirmanckî/Zazakî aynı dilin, Kürtçe’nin lehçeleridir. Kimisi ise bunların birbiriyle alakalı, aynı dil ailesinden olan fakat farklı diller olduğuna inanıyor. Dil veya lehçe tanımlamasını belirleyen kriterler de salt dilbilimsel mi yoksa sosyal, antropolik ve tarihsel bir yaklaşım mı benimsendiğine bağlı olarak değişebiliyor. Sadece aralarındaki bir takım farklılıklara bakarak, dillerin müstakil olduğunu söyleyenler olduğu gibi, söz konusu dil veya lehçeleri konuşan toplulukların kültürel pratikleri, sosyal örgütlenmeleri ve tarihsel gelişimlerinin benzer veya farklılıklarına göre tanımlama yapanlar da var. 

Bu dilsel ilişkilerin tanımlanmasında kullanılan klasik kriterlerden bir tanesi de bahsi geçen toplulukların birbirilerini karşılıklı olarak ne ölçüde anladıklarıdır. Öncelikle şunu belirtelim: “anlama” kelimesinin kendisi sorunludur. Zira bu kelimeden ne anlaşıldığı görecelidir. Kimine göre “anlamak” tüm veya çoğunluk kelimeleri, cümleleri, tartışmaları ayırt edebilmek iken kimisi için konuşulan konu hakkında genel bir fikir sahibi olabilmek olarak düşünülebilir. Bu konuda geçerli bir ölçüt yok. 

Ayrıca, işin içine makro siyasi dengeler ve coğrafi farklılıklar girdiğinde “anlama” kriteri daha da bulanıklaşıyor. Örneğin Güney’de Kurmancî lehçesini konuşanlar Soranice lehçesini konuşanları görece anlayabiliyorken, Kuzey’de Kurmancî konuşanların Soranice konuşulduğunda anlaması neredeyse imkansızdır. Günümüzde Kürtçe’nin farklı lehçelerini anlayabilmek büyük ölçüde kişilerin kendi lehçelerindeki yeterliliğine, o da bu dilde eğitim alıp almadığına bağlıdır. Dil konusunda daha duyarlı olan ve bilinçli bir şekilde dil yeterliliğini geliştirmiş olanlar genelde diğer lehçeleri daha rahat anlayabilmektedir. Oysa aynı lehçenin farklı ağızlarını konuşanlar, örneğin Kurmancî’nin Mereş ve Behdînan ağızları, bazı siyasi ve psikolojik kalıntıların da etkisiyle birbirlerini anlayamadıklarını söyleyebiliyor. 

Unutulmaması gereken, bir dilin lehçe mi, dil mi olduğuna karar verenlerin genelde siyasal süreçler ve iktidar güçleri olduğudur. Azerice ve Türkçe birbirine çok yakın diller olsa da ve bu dilleri konuşan insanlar, yukarıda bahsi geçen klasik kritere göre, birbirlerini büyük ölçüde anlasalar da, bu ikisi lehçe olarak değil ayrı diller olarak kabul edilmektedir. Aynı durum Ukraynaca ve Rusça, Urdu ve Farsi için de geçerli.

Pedagojik olarak bakıldığında önemli olan ise bu Kurmancî ve Kirmanckî/Zazakî arasındaki benzerlikler, ortaklıklar ve farklılıkların ne durumda olduğudur. Gözlemlediğimiz ve tecrübe ettiğimiz kadarıyla, ileri düzeyde Kurmancî bilen birisi Kirmanckî/Zazakî konuşan birisi ile genel hatları ile iletişim kurabiliyor ve rahatlıkla gündelik alış-verişlerde bulunabiliyor. Diğer bir deyişle, bu dillerden birini bilen bir çocuğun diğerini öğrenmesi normal şartlar altında yabancı bir dil öğrenmekle kıyaslanamayacak kadar kolay ve çabuk gerçekleşebilir.

Hem yukarıda ele aldığımız bazı başlıkları hem de ilgili diğer konuları yeterince derinlikli ve farklı perspektifler ve yöntemlerle tartışma gerekliliği ortada. Umarım buna uygun zaman, mekan ve süreçler yaratabiliriz.