İki oturuma ayrılan konferansın birinci oturumu, "Uluslararası çözüm süreçleri örnekleri" başlığıyla gerçekleştirildi. Bu oturumda ilk konuşmayı yapan Dr. Uschi Grandel, İrlanda ve Bask ülkesi örneklerine dikkat çekerek şunları söyledi: "Barış süreçleri elbette zor geçer. Tarafların ve taraflar dışında kalan bütün sivil toplum örgütlerinin, halkın ve en önemlisi de uluslararası güçlerin bu sürecin güçlü biçimde geçmesi için katkı sunması gerekir. Ayrıca, IRA örneğinde olduğu gibi, silahların sustuğu andan itibaren bütün tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, karşılıklı güven verici adımların atılması önemlidir."


Türk Hükümeti adım atmıyor

Grandel ardından söz alan Ortadoğu uzmanı Michel Lüders ise, "Barış süreçleri savaş süreçlerinden daha zorludur; çünkü taraflar dışında bir de uluslararası güçler devrededir" ifadelerini kullandı. Kürt sorununa değinen Lüders, Türk Hükümeti'nin hiçbir adım atmadığına dikkat çekerek, "Türkiye'de hala milliyetçi anlayış dayatılıyor. Buna bağlı olarak da şu ana kadar ciddi bir adım atılmadı" diye kaydetti.
Rojava'daki duruma da işaret eden Lüders, "Suriye halklarının kaderlerini kendilerinin çizmesi lazım. Ya demokratik ve halklarıyla barış içinde bir Suriye ya da aşırı radikal dinci bir Suriye... Etnik parçalılık olan bir Suriye'nin bölgede ekonomik sorunları da beraberinde getireceği açık. Bundan dolayı, siyasi farklılıkların aşılması ve oradaki halkların ortak bir yaşam içerisinde yaşamlarını sürdürmesi gerekiyor" dedi.

Kürtlerin birliği

Konferansın ikinci oturumu, "Kürtler, Kürdistan ve Türkiye'deki müzakere süreci" başlığıyla gerçekleştirildi. Oturumda ilk konuşmayı yapan BDP Milletvekili Hasip Kaplan, çözüm sürecinin oldukça önemli olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Kürtlerin kendi aralarında ittifak kurması ve birliğini sağlaması, içinden geçtiğimiz süreç açısından tarihi bir öneme sahiptir. Bu birliğin güçlü olması, Mezopotamya'da yaşayan bütün dil ve kültürlerin de bir araya gelmesi demektir. 21 Mart'ta Öcalan'ın çağrısı, yeni bir milat ve Türkiye'de yaşayan tüm halklar açısından özgür bir yaşamın manifestosu oldu."
Cenevre 2 Konferansı'na da vurgu yapan Kaplan, "Cenevre 2 Konferansı'nın tam bir fiyasko ile sonuçlanacağını, içinde halkların ve özellikle de Kürtlerin olmadığı bir konferansın başarı şansı olmadığını görmek için alim olmaya gerek yok. Ama Kürtlerin statü sahibi olmasını bundan böyle hiçbir güç engelleyemeyecek. İkinci bir Lozan asla kabul edilmeyecek" diye konuştu.

Komisyon önerisi

İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Türkdoğan ise sunumunda savaşın yarattığı yıkım ve ölümlere dair istatistiklere yer verdi. Savaş suçlarının Türkiye'de oldukça fazla işlendiğine dikkat çeken Türkdoğan, 1915'te Ermeni ve Süryanilere, 1938'de Dersimlilere karşı gerçekleştirilenlerin de katliam değil soykırım olarak anılması gerektiğini belirtti. Roboskî Katliamı'na dikkat çekerek Türkiye'nin yakın tarihinde de çok sayıda katliam olduğunu vurgulayan Türkdoğan, bunların aydınlatılması için "Hak ve Adalet Komisyonları" kurulmasını önerdi.


Diplomasi mi savaş mı?

Prof Dr. Mithat Sancar ise sunumunda, barış sürecini yürütmek için yalnızca "yüce duygular"ın yetmeyeceğini belirterek, şunları söyledi: "Barış süreçlerinde tarafların çeşitli hesapları vardır. Tıpkı silahlı çatışmalarda olduğu gibi burada da siyaset vardır. Bunu dikkate almak gerekiyor. Rojava ve Suriye'deki gelişmeler Kürtler ve Öcalan'ı yeniden bir değerlendirme yapmaya yöneltti. Türkiye tarafı da gelişen bu şartlarda yeni bir yol izleme ihtiyacı hissetti. Ortadoğu yeniden kuruluyor. Asıl sorun şu: Bu yeniden kuruluş savaşla mı olacak; diplomasiyle mi olacak? Burada uluslararası güçlerin rolü büyük. Öcalan işte bu noktada kritik bir karar vermiş; sürecin diplomasi ile müzakere edileceğini söylemiştir. AKP ise bu konuda hala kararsız kalmıştır. Hatta savaş gruplara silah yardımı yapıyor. Kürtlerin kendi özyönetimlerini kurmalarını engellemeye çalışıyor. Böylece aslında savaş tercihi yapıyor. Bu noktada hükümetin artık karar vermesi gerekiyor."

Barış zor da olsa gelişecek
Kürdistan'a Barış İnisiyatifi'nden Havin Güneşer ise yaptığı konuşmada, Kürt halkının bugünkü duruma bedellerle ulaştığını belirterek, "Zorbalık ve dayatmalar hala devam ediyor. Ama dünyada hiçbir savaş sonsuza kadar devam edemez. Her savaşın bir de barışı olur. Zor da olsa bu barış gelişecek" ifadelerinde bulundu.
Konferans, katılımcıların soru ve yorumları ardından sona erdi.


HÜSEYİN BAKIR/DORTMUND