Kürt kadınları ve anaları İmralı’daki tecrit, tehdit ve şantaj politikalarını protesto etmek ve Kürt Halk Önderine özgürlük istemek için Amed ve Ankara’da özgürlük nöbeti tutacaklardı. Ancak AKP Hükümeti bu demokratik eylemlere yasak koydu. Türkiye’de hiçbir yasaya, hukuka dayanmadan on aydır avukatlar İmralı’ya sokulmuyor, ama bunu protesto etmek yasak oluyor! İşte Türkiye’deki siyasi sistem böyledir. Hükümet her türlü keyfiliği yaparak suç işliyor. Hükümetin suç işleme özgürlüğü var. Ama toplumun buna tepki göstermesi yasak. AKP’nin ileri demokrasi dediği şey budur. Daha doğrusu ileri faşizmin üstünü örtmek için ileri demokrasi söyleminde bulunuyor.
Aylarca tehdit, tecrit ve şantaj altında tuttukları Kürt Halk Önderi’ne Kürt analarının ve kadınlarının sahip çıktığını gördükleri için böyle bir yasak koydular. Eğer katılımın çok cılız kalacağını düşünselerdi bu yasağı koymazlardı. Hatta kimse sahip çıkmıyor ve katılmıyor demek için izin verirlerdi. Ama Newroz’da olduğu gibi Kürt Halk Önderi’ne sahip çıkmanın yüksek düzeyde olacağını gördükleri için özgürlük nöbetini engellediler. En masum bir toplantının engellendiği yerde, kim demokrasiden söz edebilir? Kim demokrasi içinde mücadele verilebileceğini söyleyebilir?
İmralı üzerindeki politikalar ve bu uygulamalar Kürt halkına karşı bir savaş halidir. Bir halkın Önderine her türlü tehdit ve şantaj politikasını yürütmek o halkla savaş içine girmektir. Bir halkın siyasi iradesi olan Öndere karşı bu yaklaşım o halka karşı en büyük saldırı ve hakarettir. Kürtlere Önderinize sahip çıkmayacaksınız, iradesiz kalacaksınız, bize boyun eğeceksiniz demektir. Bir halkın önderine yönelik bu yönlü saldırı başka yerlerde ne anlama geliyorsa, Türkiye ve Kürdistan’da da aynı anlama gelir.  Aslında İmralı üzerinde bir savaş sürmektedir. Türk devleti İmralı şahsında Kürtlerin iradesini kırmak isterken, Kürt halkı da İmralı’daki önderlerine sahip çıkarak bir irade savaşı vermektedir. Çünkü önderlerine sahip çıkmayan halkların varlıklarına da, özgürlüklerine de sahip çıkamayacaklarını çok iyi bilmektedirler.
Türkiye zaten her zaman Kürt önderlerini cezalandırmıştır. ‘Siz nasıl bu halkın önderi ve temsilcisi olarak karşımıza çıkarsınız, böyle bir şey yok’ demiştir. İdamlarla, her türlü baskıyla halkı sahiplenen önderlerin ve örgütlerin çıkmasının önüne geçmiştir. Böyle bir önderlik ve örgüt ortaya çıktığında ise, bu defa da halkın bu önderlere sahip çıkmaması ve arkalarından gitmemesi yönünde çaba harcamaktadır. Çünkü önderlik ve halkın birleştiği yerde o halkın özgürlük mücadelesinin durdurulamayacağını çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle bugün dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek baskı ve yasaklar uygulanmaktadır.
Anneler gününde Kürt anaları ve kadınlarının en masum ve pasif eylemlerine böyle saldırılıyorsa, orada demokratik bir anayasa yapılacağına kargalar bile güler. Kürtler anayasayı ilgilendirmeyen konularda düşüncelerini söyleyeceği en demokratik eylemleri bile polis saldırılarıyla karşılaşıyorsa, demokratik bir anayasa yapılacağını söylemek bir aldatma ve oyalamadır.
Kimin emir verdiği ve failinin kim olduğu bilinen Roboskî katliamının sorumluları açığa çıkarılıp cezalandırılmıyorsa, orada demokratik bir ortamın olduğundan kim söz edebilir? Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Kürtlere karşı kirli ve hukuk dışı savaş yürütülür. Böyle bir yerde ne yeni ne de demokratik bir anayasa yapılabilir. Zaten Kürt sorunu sürdüğü müddetçe orada anayasa ve yasalar değil, kirli ve hukuk dışı bir savaşın kuralları işler. Roboskî olayı bu nedenle aydınlatılmamaktadır. Çok berrak ve bilinen bir şey olmasına rağmen, sorumluları yargılanmıyor. Çünkü böyle bir hukuk dışı savaşın kararını alan MGK ve hükümettir. Binlerce siyasetçi nasıl ki hiçbir gerekçe yokken, sadece halka gözdağı vermek için zindanlara atılıyorsa, Roboskî katliamı da halka gözdağı vermek için yapılmıştır. Birincisi tutuklama, ikincisi ise öldürmedir. Roboskî’nin gündeme gelmesi, sonucunda ölenler olduğu içindir. Yoksa AKP Hükümetinin Kürtlere uyguladığı politika her alanda aynıdır.
Kürt sorununu çözmeyen her hükümet kirli savaş hükümeti olmaya mahkumdur. AKP gitsin, başka bir hükümet gelsin, eğer Kürt sorununu çözme zihniyeti yoksa Kürtlerin direnişi karşısında başvuracağı yol, kesinlikle Roboskî katliamında tutalım, keyfi tutuklamalara kadar varan kirli savaş uygulamaları olacaktır.  Türkiye’de sadece sosyal ve siyasal alanda bir iktidar kayması olmuştur. Birinci cumhuriyet 1920 meclisi ve anayasasını saf dışı ederek bürokratik, otoriter, kendine laik diyen beyaz Türkçü faşizmi yaratmıştı. Bu beyaz faşizmin artık Türkiye’yi yönetemeyeceği anlaşılınca 12 Eylül askeri darbesiyle ikinci cumhuriyet denilen, yeşil Türkçü faşizm döneminin önü açılmıştır. AKP Hükümeti 12 Eylül’ün önünü açtığı yeşil Türkçü faşizmin çeşitli aşamalardan geçerek kurumlaştırılmasıdır. Her ikisi de Kürtleri soykırıma uğratma ve demokrasi güçleri üzerinde sürekli baskı kurma esasına dayandığından özde bir değişiklikten değil de, iktidar kaymasından söz etmek daha doğrudur. Bu nedenle AKP’nin yapacağı yeni anayasa 12 Eylül anayasasının liberal versiyonundan başka bir şey olmayacaktır. Bu yeni anayasa siyasal İslam’ın sistemin içine alınmasını hukuki temele kavuşturan ve demokratik güçleri oyalamak için kimi liberal rötuşlar yapacak bir anayasa olacaktır.
Kürt analarının Özgürlük Nöbeti’nin yasaklanması AKP’nin gerçek yüzünü göstermede bir dönüm noktasıdır. Kürt analarına, kadınlarına bu yaklaşımdan sonra hiç kimse AKP hükümetinin iyi şeyler yapacağını ve demokratik bir anayasa yapma niyetinin olduğunu söyleyemez. Kürt analarına gösterdiği yaklaşımla son kurşununu da tüketen AKP, Kürt halkının mücadelesi karşısında başarısız kalmaya mahkumdur.   
‘Ainesi iştir kişinin lafına bakılmaz!’