Bütün toplumlar son tahlilde kendi dengesini yani barışını arar. Çünkü çevrenizle bir uyumunuz veya daha geniş bir ifade ile barışınız yoksa; kendi iç dengelerinizi de tutturamazsınız, huzurunuz olmaz, verimli olamazsınız, sürekli bir memnuniyetsizlik ve rahatsız olma hali yaşarsınız. Tersinin olması yani mutlu ve verimli olabilmeniz için ise bir biçimde kendinizle ve dışınızla barış içinde olmanız gerekir. Böyle bir durum söz konusu değilse bunun olanaklı olması için çaba sarf etmeniz, barışınızı kendinizin kurmanız gerekir. Bu sadece niyetin değil, bir ölçüde pratik çabanın ama daha çok da entelektüel bir çabanın sonucu olabilir. 

Bir defa barıştan ne anladığınızı önce kendinize, sonra çevrenize anlatmanız bunu gerçekten istediğiniz konusunda karşı tarafı/tarafları ikna etmeniz, onları buna zorlamanız gerekir. 

İnsanlık günümüze kadar çok genel bir ifade ile üç tür barış pratiği yaşadı; ilki zorbanın, elinde sopa olanın sağladığı "sükunet". İkincisi "sermaye barışı," üçüncüsü ise halkların/toplumun mağdurlarının barışıdır.

Zorbanın barışını Kürtler bir yüz yıl boyunca yaşadılar. Aslında sadece Kürtler de değil; aynı zamanda diğer halklar da neredeyse Kürtlerle aynı şiddette yaşadılar sopanın sükunetini; Irak’ta Saddam Şiilere ve Kürtlere, Suriye’de Esad; Kürtlere ve Sünnilere, Türkiye’de mevcut rejimler Kürtlere ve Alevilere yaşattı. İran’da ise önce Şah rejimi, sonrasında Mollalar Kürtlere ve diğer muhalif halklara karşı sopayla sükuneti icra etti.Kürtler bu ülkelerin hepsinde; yanlarında onlarla beraber mağdur olan kesimler ülkeden ülkeye değişmekle birlikte mağdur edildi, terör ve şiddetle itaate zorlandı. Ancak dikkat edilirse; bir yerde iktidar olan bir kesim başka bir ülkede mağdurdur. Yani bu siyaset kimseyi mutlu etmemiş; sopayla sükunet sağlanamamıştır. Nihayetinde bu ülkelerin hepsi kendi içinde kaotik bir durum yaşamakta, rejimleri bir türlü yerli yerine oturmamaktadır. 

İkincisi; "sermayenin barışı"dır. Bunun en güncel örneği Avrupa Birliği'dir. XVI ve XVII. yüzyıllar Avrupa’da çok yoğun din savaşlarının yapıldığı bir zaman kesitini ifade eder. Bu savaşlar; seksen yıl ve otuz yıl savaşları sonrasında 1648 yılında imzalanan "Westphalia Barışı" ile sonlandırılmıştır. Sonrasında; dinsel gericiliği modern zamanların etnik/milliyetçi gericiliği izler ve yüzyıllara yayılan savaşlar yaşanır. Avrupalı kimi devlet adamları ve aydınların bütün önleme çabalarına rağmen önce I. Dünya Savaşı, sonrasında ise II. Dünya Savaşı yaşanır. Sonuç; hem Avrupa’nın hem de savaşın yaşandığı yerde yaşanan muazzam yıkımdır. Bu öyle bir hal alır ki artık bu tarz savaşları kimse göze alamaz. "Savaş artık Avrupa’nın kabusudur!" İşte bu koşullarda Avrupa Birliği fikri ortaya çıkar. 

Temel formülasyon; birlikte kazanımdır. Sınırları birbirlerine açarlar. Önce sermayenin ve malların serbest hareketi sağlanır, bunu emeğin serbest hareketi takip eder. Avrupa devletleri son 70 yıldır kendi içlerinde birbirleriyle savaşmamışlardır. Orta vadede böyle bir ihtimal de gözükmemektedir. Avrupa sermayesi güvenliğini kendi içinde "sermaye barışı" ile garantiye almıştır. Ulus devleti aşan büyük bir pazar ve orada sermayenin bütün kesimlerine sağlanan serbest hareket olanağı, bunu tamamlayan kurumlar "Avrupa barışı"nın temelini oluşturmaktadır. 

Üçüncüsü de "halkların barışı" olarak tanımlanır. Burada ne şiddet ile birilerini baskı altına alıp bir grubun üzerinde egemenlik kurma kaygısı ne de birlikte kapitalist bir sömürü sistemi inşa etme kaygısı vardır. Toplumların ve onların yaşadığı coğrafyanın gerçek sorunları hak ve adaleti koruma kaygısıyla çözüme kavuşturulur. Kimse ne önde ne de arkadadır. Hiçbir etnik köken veya dinsel inanış; önde veya arkada olmaya yol açmaz. Dinsel inanç veya etnik köken üzerinden inşa edilen her türlü hiyerarşi ret edilir. Kar hırsı doğayla savaşa dönüştürülmez, doğayla uyum esas alınır. Ortadoğu halkları ya kendi içlerinde hakkaniyete inanan; yaşadıkları coğrafyayla barışık bir proje ile bir araya gelecekler ya da on yıllara yayılan savaşlarla birbirlerinin yıkımına neden olacaklardır. 

Demokratik Konfederalizm Ortadoğu halklarının nihai barış projesidir!