Hassas ve kritik, bir o kadar da tarihi bir süreç ve kavşakta bulunuyoruz. Ortadoğu artık bir yıl önceki, hatta bir ay önceki Ortadoğu değil. Kimi devletler işlevini yitirmiş, yüzyıl önce çekilen sınırların hükmü kalmamış, kullanım süresi dolmuş.

Birbirlerinin evini ateşe verenler el birliği ile yangının Kürdistan’a sıçraması, Güney ve Rojava’da kan ve canla elde edilen kazanımların berheva edilmesi, ortadan kaldırılması için yoğun bir çaba içindeler. Kürdistan’a, Kürt kazanımlarına cihad edilmişken Kürtlerin, Kürt partilerinin birbirleri ile uğraşmaları, enerjilerini birbirlerine karşı tüketmeleri bir lüks, hatta deyim yerindeyse intihardır. Bunun Kürt halkına, mücadelesine bir yararının, katkısının olmadığı ise aşikar.
Aynı kumaştan, aynı hamurdan mamülüz. Vur deyince öldürmeyi anlıyor, kendi gözümüzdeki merteği es geçip, başkasının gözündeki çöple meşgul olmayı seviyoruz.
Eleştirmeliyiz. Gördüğümüz eksiklik ve yanlışların üzerine gitmeliyiz. Bunu yaparken ama, yarın göz göze geleceğimizi, aynı ortamlarda bulunacağımızı bir an için de olsa akıldan çıkarmamalıyız. Hele de en ufak bir gelişmede, olayda birbirimizi ihanetle itham etmemeli, hain ve düşman gibi görmemeliyiz.
Kürt halkı son 60-70 yıl içinde birbirini hainlikle, ihanetle suçlayan o kadar aktöre şahitlik yaptı ki, bunun sayısını, çetelesini tutmak adeta imkansız hale geldi. Ama buna rağmen, gün geldi, devran döndü ve yaşam ile mücadele birbirlerini bu denli ağır bir şekilde suçlayanları yanyana getirdi, aynı cephede saf tutmalarını sağlayarak utandırdı. Dün birbirimizi suçlarken ne bir gazete ve radyomuz, ne de bir televizyonumuz vardı. Oysa bugün onlarca gazete, dergi, radyo ve televizyon sahibiyiz. Üstüne üstlük internet ve sosyal paylaşım ağlarıyla örülmüş tüm hayatımız.
İyi araştırılmamış, süzgeçten geçirilmemiş bir haber, bir suçlama veya niteleme anında yüzbinlerce, milyonlarca insana yansıyor. Cepheleşme alta indikçe çok daha katılaşıp radikalleşiyor, herkes bir yerden siper ve sengere yatıyor. Birbirimize karşıtlık ve düşmanlıksa alabildiğine yayılıyor. Bu duruma bakarak ellerini oğuşturanlarsa düşmanlarımız oluyor.
Benim hükmü olmayan, naçizane bir önerim var. Oldukça kritik, kaderimizin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bu tarihi momentte altı aylığına küfürkes ilan edelim. Hangi partiye, örgüte gönül verirsek verelim, kendi yayın organlarımzda, medyamızda yarın yüzümüzün kızarmasına yol açabilecek bir söyleme, fiile yer vermeyelim. Hatta yüzdeyüz emin olduğumuz bir haberi bile Kürt hareketinin ilişkilerine zarar vermemek için gerekirse çöp sepetine atalım.
Eleştiri yapalım, ama insaf, vicdan ve erdemliliği de bir kenara atmayalım. Bir ithamda, suçlamada bulunmadan önce kırk kez tartalım, kılı kırk yaralım ve mahalleye yaymadan önce üzerine bir gece yatalım. Almanlar, alel acele bir karar alıp sonradan pişman olmaktansa, üzerine bir gün yatıp ondan sonra kararını kesinleştir der.
Çakal ve tilki sürülerinin dört taraftan saldırıya geçtikleri bir dönemde ve Kürt düşünün gerçekleşme şafağında birbirimize karşı biraz daha toleranslı, hoşgörü ve anlayışlı olabilmeliyiz.
Güney Kürdistan’daki kazanımlar elden gittiğinde, bu hiçbir Kürd’ü mutlu etmeyecektir. Yine Rojava’nın çakal sürülerince istila edilmesi, Kürt topraklarının Kürt’ten arındırılması, hangi yakada olursa olsun hiçbir Kürd’ün gönlünü ferahlatmayacaktır. Kuzey Kürdistan’da güneşin doğuşunu beklerken halkın zifiri karanlığa mahkum edilmesi hiçbir Kürd’ü sevindirmeyecek, Rojhılat’ta zincirlerini kırmak için sabırsızlanan halka saldırı hiçbir Kürd’ün gönlünü hoş etmeyecektir. Kaderimiz, geleceğimiz her zamandakinden daha fazla birbirine bağlı.
Örgüt gözlüğünü çıkarıp gönül gözüyle soralım kendimize. Hangi Kürt bağımsızlığı istemez? Hangi Kürt nihayi amaca ulaşmak için özerklik ve otonomiyi, federasyonu küçümser? Hangi Kürt ülkesi ve halkının parçalı konumda kalmasını ister? Ve hangi Kürt, Kürdistan’ı bölüp parçalayan sınırların ortadan kaldırılmasına, Kürt halkının da kendi toprakları üzerinde egemenliğe kavuşmasına karşı çıkar?
Ben, Kürt mahallesinde bu sorulara olumsuz yanıt verecek tek bir kişinin çıkacağına inanmıyorum. Sorun yol ve yöntem farklılığından; sorun kimi hallerde deveye hendek atlatmayı kavratamamaktan; sorun biraz da reelpolitiğin gereği olarak bölge ve dünyanın nabzını tutar, ona göre atılması gereken adımları saptarken kendi aramızdaki iletişim sıkıntısından kaynaklanıyor. Parazitlere itibar etmeyerek frekans ve dalga boylarını çakıştırdığımızda var olan sorunların büyük bir bölümünün ortadan kalkacağını görürüz.
Bunu yaptığımızda, birbirimizin hassasiyetlerini gözönünde bulundurduğumuzda, hak ve hukukunu gözettiğimizde, Kürt hareketinin daha harmonik ve uyumlu ilişkiler geliştireceklerine tanık oluruz. Bu bağlamda da basın-yayın organları güreş minderi değil. Birbirimizin sırtını mindere getirmekse bizim işimiz olmamalı. Buna çabalayan, bunu yapan o kadar çevre var ki, bu bize ırak dura!

msahin1@web.de