Türk kafası, Kürtleri bilinci eksik, aklı kıt, dolayısıyla dolandırılmaya hazır, hayalle uyutulup kandırılmaya teşne kalabalıklar olarak gördü. Onları gören, duyan, hisseden, hayaller kuran, akıl, mantık yürüten insan olarak görmediler.

Bu yüzden, hiç insani olamdılar. Kırımın diliyle konuştular, onlarla. Yangınlarla yanaştılar, kapılarına. Ölümün habercisi, yalancı ve talancılar olarak…

Onları kendilerine bağlamak istediklerinde ise hayali vaadler sıralayıp, yalanlar uydurdular. Uyguladıkları insanlık dışı eziyetleri, işkence ve kırımları, geride kalanlara “fayda" amaçlıydı. Yasaklarla örülü esir hayatı, yasaklar “iyilikleri için"di.

1970’lerden beri, “medenileşmeleri için" aralıklarla, “bölgenin kaderini değiştirecek kalkınma hamlesi" başlığı altında, “yatırım paketleri" açıklanıyordu.

Bugüne kadar, farklı kelimelerle aynı içerikte, 24 ayrı paket açıldı. Bunlarla fabrikalar, sanayi tesisleri, üretim tezgahları, yollar, hava limanları, para saçan ticaret merkezleri saçtılar.

Elbette, bütün yarolanlarda olduğu gibi paket rekorunu da, AKP elinde tutuyor.

AKP’nin büyük atası paket açmakla kalmıyor, Kürdistan şehirlerinin kıyısında gördüğü her arsaya birer çukur kazdırıp, bando-mızıka eşliğinde, fabrika temeli niyetine, harç döküyor, ancak beton harçtan fabrika yeşermediği için, o alan bir süre sonra sığırlara, başı boş eşeklere otlak oluyordu.

Eski bir öğretmen olan CHP Erzincan senatörü Niyazi Ünsal 1975’de, Erbakan’ı yalanlarıyla utandırmak için, döküldüğü yerde unutulmuş, demiri paslanıp çürümeye başlamış temel betonlarından birini, arabasının bagajına koyup Ankara’ya taşımış, Meclis bahçesinde teşhir etmişti.

Erbakan evlatlarının sonuncu paketini, çocukken  Erzincan dağlarından kopup İstanbul’da Kasımpaşa gecekondularına konmuş, sefalet içinde debelenerek büyümüş, bu arada mühendislik okulunu bitirmiş Milyarali (Binali Yıldırım) tarafından, geçen hafta Amed’de açıklandı.

Milyarali lakabı, ona servetinden türeme, hak edilmiş bir armağandır. Çünkü o, hayatı, sanatı ve eserlerine dair geçmişi yolsuzluk iddalarıyla dolu, buna rağmen memur maaşıyla inanılması güç bir mucize yaratıp 17 şirket, 28 gemiden oluşan deniz ticaret filosu, ay yüzlü eşiyle hazik ve de nazik bedenlerini denizlerde gezdirecek iki süper lüks yata sahip olmuş bir büyük Türk büyüğüdür.

Ayrıca kendisi, iktidardan iş alan müteahitlerden toplanan parayla, AKP medyasını besleyen havuzun da mucididir. Bütün bu yetenekler bir araya gelince, elbette adı Binali’den Milyarali’ye tevlit oluyordu ki, yakışır…

Amed’de, fukara halkın parasıyla, on ahır büyüklükteki alanda, füze bataryaları, makinalı tüfeklerin gölgesinde, koruma ordusunun kalkanı arasında düzenlenen yemekte, Milyarali çok yalan söyledi. Yalanlar, işveren kisvesi altında salona doldurulmuş, önlerine yemekler konmuş kalabalıkça havada kapışılıp, alkışlarla yıkanıyordu.

Milyarali, “sevgili vatandaşlarım, yatırım yapanları teşvik edeceğiz” deyince, ihale mafyasından çapul burjuva sevinç naraları atıyordu. Onlar için, kazanç kapısının aralandığı andı. Manzara hoş, gerisi boş, gün çapul Kürt burjuvazisinin günüydü.  

Korucubaşları şeref masasındaydı. İnşaat Mafyasının her dönemdeki Galip’i, sahte şeyh kameraya bakıyordu. Keyfi, şıngır mıngırdı.

Kimileri, polis baskınından tedirgin katır hırsızı tedirginliğiyle yampiri oturuyordu.

Kürdistan’ın ruhuna ihanet eden, onurunu, vicdanının olan kırıntısını da satışa çıkarıp muhbirlik yapan, kardeşinin izini süren, ayaklanmış bir halkın özgürlük mücadelesini arkadan hançerleyen tipler de sırıtıyordu.

Yersiz, yurtsuz, adresi belirsiz, lamekan, bürosu, iş merkezi, alet-edevatı sırtında dolaşan, tehdit ve şantajda iş kapıp kapıda bekleyen alıcısına devrederek günün kazancını katlayan, evlilikleriyle kişilik bunlar, İsmaili de olan Şahtı, ihaleler kumpasının Galipleri iş adam, tecavüzcüler Sedatlı…

TC eliyle yaratılan burjuvazi buydu, bunlardan oluşuyordu. Özü ise gerçek burjuvaya hakaret olarak, “çapul burjuvazi”dyi.

Çünkü mantık buydu. Bu kafa, burjuvalığın bir yaşama biçimi, kültür olduğundan habersizdi. Paralı, mal, mülk sahibi olmayı burjuvalık sanıyordu. Yazar Yılmaz Karakoyunlu’nun deyimiyle, çapul-talan döneminde hamallardan burjuva yaratmaya çalışmışlardı.

AKP’nin burjuvası, aşk arayışında kadın satın alan, öteki “milletin a….na koyan”dır.  

Hal böyle olunca, AKP’nin kucaktan kucağa giden politikacılardan, korucu başları, muhbirlerden kendi Kürt burjuvasını çıkarması da normaldir. Milyarali, “51 tane kışla, Kalekol inşa edilecektir" diye haykırdığında, AKP’nin Kürt burjuvazisi ayağa fırlıyor, “Allah devletimize zeval vermesin, kahrolsun teröristler” diye bağırıyordu.

İşin aslı, balın özü buradaydı. Çünkü Türk tarihi boyunca, “eşi görülmemiş ekonomik hamle, kalkınma paketi" dedikleri savaş yollarıydı; kışla, korunaktı.

Kürtlerin bir kısmı, kardeşinin kanıyla  geçinmeye alıştırılmıştı.

Çapul burjuvazi, bir kere daha ölümden yollarında pay derme çabasındaydı…