
Çocukluğun toplumsal bir inşa süreci olduğu fikrinden yola çıkan bu çalışmada; modernist paradigmanın çocukluk kurgusu, bilimsel çalışmaların çocukluklara dair yanılgıları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin eleştirisi temelinde özgürlükçü çocukluğun imkanları sorgulanıyor.
Çocukların direniş pratiği
Yıllardır savaş, devlet şiddeti, baskı ve ayrımcılık koşullarında yaşayan ve bu şiddetle sosyalleşen Kürt çocukların çocukluk deneyimleri bu kitabın eksenini oluşturuyor. Çocukluğun modernist kurgusuna dair eleştirel kuramların ardından, söz çocuklara bırakılarak; zorun göçün, millileştirilen eğitimin, emek sömürüsünün ve en nihayetinde savaş koşullarında yaşamanın çocukların yaşamlarında yarattığı tahribatı çocuklar anlatıyor.
Çalışmanın en güçlü yanı ise, bu olumsuz tablodan çok; sorunlara karşı sokağa çıkan, eline taşı alan, sokakta direnerek siyaset yapan çocukluğu anladığımız satırlar oluşturuyor. Buna haksızlığa karşı başkaldıran çocuklar, kendilerini direnmeye yönelten etkenin “Kürt kimliği” olduğunu ifade ediyorlar. Çocukların bu konudaki görüşlerini okurken, aslında “Kürt çocuk olma” hallerinin nasıl da farklı biçimlerde deneyimlendiğine tanık olunuyor. Nihayet, çocukların direniş pratiklerine geniş yer ayrılıyor kitapta.
Çocukların gösterilere katılımlarını önceleyen koşullar hakkında neler düşündüklerini, gösteriler sürecinde neler yaşandığını, taşın anlamını ve aslında o taşın neden ve nasıl atıldığını öğreniyoruz çocuklardan. O taşı dinlerken; bunca şiddete rağmen yılmayan, istendiği gibi sistemin “parlak” çocuklarına dönüşmeyi reddederek mücadeleci, bozan ve değiştiren bir çocukluk yarattıklarına tanıklık ediyoruz.Sokağın “korumasız ve şiddet riski yüksek” bir mekan olarak tasarlanmasına inat, tam da sokaklarda yeni bir çocukluk yaratıyor çocuklar. Taş, yeni bir çocukluğa dönüşüyor sokaklarda. O taşı dinlemek ise hepimize düşüyor. Çocuklar konuşuyor, taş dile geliyor ve özgürlükçü çocukluğun izleri sürülüyor bu kitapta.
KÜLTÜR SERVİSİ