Bir varmış... Bir yokmuş... Varlığı, yokluğu tartışılan bir halkın dili bayrama kavuşmuş...

Bunu yazan kişi Kürtmüş ama Türkçe yazmış... Bu çelişkilerle başlıyor yazımız... ama bu çelişkinin içerdiği diğer boyut bu yazımızı yazmamızın asıl amacı...

Kırk milyonu aşmış bir halk...

Binlerce yıllık bir tarih...

Pek çok kültüre etkide bulunmuş, pek çok ilk’e beşiklik etmiş bir coğrafyanın yeniden uyanan bir gerçeği...

Kürt dili...

Bu yazının Türk dilinde yazılması, halen kendi anadilinde yazamayan, okuyamayanlara hitap etmeyi görev bilmekten kaynaklanmakta...

Bu bayram gününde sadece sorunları dile getirmek doğru değil.

Bayram kutlanmak içindir.

Neyi mi kutlayacağız?

Bugün Rojava devriminde, Güney Kürdistan’da onbinlerce çocuk kendi anadilinde okuyup yazmayı öğreniyor. Sadece çocuklar değil her ay binlerce kişi Kürtçe öğrenmek için kurslara gidiyor, eğitim alıyor. Yıllar önce hayal bile edilemeyen şeyler bu topraklarda yeşeriyor.

Kürtçe ders veren üniversiteler açılmış ve binlerce öğrencisi var bu üniversitelerin...

Belki de en güzel şeylerden biri Kürt dili dünyada en çok öğrenilen, merak edilen diller arasında ilk sıralarda...

Bunlardan her birisi bir bayram gerekçesi! Tabi görebilene...

Ezilenlerin yaşadığı temel sorunlardan biri yaşadıkları gelişmeleri, olumlulukları görememeleri...

Moral değerler olumlulukları görerek güçlenir. Tabi eleştiri-özeleştiri yapmayalım diye bir şey söylemiyoruz. Vurgulamak istediğimiz şey, binlerce yıllık tarihe sahip bir dil, bir halk kendi küllerinden yeniden bir dirilişi yaşıyor.

Nasıl ki rönesans öncesinde binlerce eser Avrupa dillerine çevrildiyse şimdi hemen hemen her gün ayrı bir Kürtçe eser çıkıyor olması yaşanan Kürt rönesansına işaret ediyor.

Peki bu rönesansa nasıl gelindi sorusuna da doğru cevap vermek önemlidir.

Neden mi?

Çünkü bu rönesansa gelene kadar kültürel, siyasi, toplumsal pek çok alanda büyük bedeller ödendi.

Hiçbir şey sadece bugün göründüğü gibi değildir. Bir tarihsel altyapısı vardır. Ve birbirine bağlıdır. Dilde yaşanan gelişmeleri salt dille sınırlandırmak, salt dilde görmek eksik ve yanlıştır. Dil sadece dil değildir. Dil zihniyetin somutlaşmış halidir.

Zihniyette yaşanan bir diriliş dilde yaşam bulmuştur.

Bu dirilişin kesinleşmesi, devam etmesi için her boyutuyla mücadele sürüyor.

Bu mücadeleleri birbirinden koparmak yerine birbirini tamamlayan olgular olarak ele almak bu mücadelelerin birbirine güç vermesi olması gerekendir.

Son olarak geçmişten günümüze, bu bayramı var eden mücadelenin tüm neferlerini, emekçilerini anıyor, bayramlarını kutluyoruz;

Cejna we pîroz Be!