İsviçre Gündemi
İsviçre'de Kürt diplomasisindeki hareketlilik dikkat çekiyor. Kürdistan'daki savaşın boyutlanması, devletin giderek artan sivil katliamları, barış isteyen akademisyenlere yönelik sindirme çabaları, tıbbi yardımların engellenerek insanların ölüme terkedilmesi, İsviçre'de kitlesel eylemlerin artmasına neden olurken, Kürt diplomasisini de hareketlendirdi. Şu ana kadar Basel ve Belizona parlamantolarına konuya ilişkin soru önergeleri verilirken, Federal Parlamento ve Ulusal Konsey üyelerinden oluşan parlamenterler bir çağrı metnini imzaya açarak, siyasi çevreler ile İsviçre hükümetini duruma müdahil olmasını ve diplomatik kanallarını kullanarak Türkiye'ye baskı yapmasını istediler.
Parlamenterler dışında akademisyenler de ayrı bir çağrı metnini imzalayarak, yeni bir kampanya başlatıyorlar. Bu hafta içinde kamuoyuna açıklanması beklenen çağrı metninde, önemli İsviçreli aydınların imzalarının yer alacağı belirtiliyor. Elbette Kürt diplomasisine, kitlelerin aralıksız süren eylemleri kapılar açıyor. Haftada bir kaç eylem ve etkinliğin yapıldığı İsviçre'de kitlelerin sabrı adeta bitmek üzere. Yürüyüş ve mitingler, işgal eylemleri, enformasyon standları, basın açıklamaları, açlık grevleri, uzun yürüyüşler gibi her yolu deneyerek, Kürt halkının çığlıklarını duyurmaya çalışan kitlelerin sesi nihayet hükümet ve parlamento çevrelerinde yankı bulmaya başladı. Elbette bu aşamadan sonra eylemlerin daha nitelikli ve kamuoyunu etkiler biçimde düzenlenmesi önem taşıyor.
Cizre ayaklanması
Cizre katliamı bütün Avrupa'da olduğu gibi İsviçre'deki Kürtlerin de sabrını taşırdı. Pazar gece yarısı Zürich, Basel, Bern parlamentoları önünde sabaha kadar oturma eylemi yapan Kürdistanlıların kızgınlık ve öfkeleri dikkat çekti. Katliamlara karşı öfkenin nerede ve nasıl patlayacağını artık kestirmek güç. İsviçre parlamentosu ve hükümetine bu saaten sonra büyük bir sorumluluk düşüyor. Hergün katliam haberleri alan bir halkın hiç birşey olmamış gibi davranması en büyük travma olacaktır. Seslerini ve öfkelerini yansıtan kitlelerin taleplerine kulak verilmesi hem insani hem devlet sorumluluğudur. Bunun için hemen her kesimin harekete geçmesi, herkesi harekete geçirmesi olmazsa olmaz bir sorumluluğa dönüşmüştür.
Yaptırım İnisiyatifi'ne duyarsızlık
Kürt siyasetinin gündemi yoğun ve Kürdistan'daki kritik gelişmeler önceliklerini de belirliyor. Ama Kürt siyasetinin kendisi için siyasal ve toplumsal kazanımları da bulunduğu ülkedeki siyasal ve toplumsal sürece katılım oranıyla parallel gelişiyor. Yani İsviçre'deki Kürt diplomasisi ile kitlelerin eylemlerinin etkisi, İsviçre siyasetindeki etkiye bağlı. İsviçre'de mültecilere, topluma, çevreye ilişkin gündeme gelen konularda ne kadar etkili olabilirsek, kendimize ilişkin konularda İsviçrelileri o kadar etkin kılabiliriz. Önemli bir konu olduğu için bu köşeye alma gereği duyuyoruz.
28 Şubat'ta İsviçreli ırkçı ve yabancı düşmanı İsviçre Halk Partisi (SVP) yabancıları her hangi bir gerekçeyle sınırdışı etmeyi amaçlayan bir girişimi referanduma taşıyor. Referandum'da "EVET" çıkması durumunda, yabancılar kriminal suçlar kapsamında sınırdışı edilecek.
Yaptırım İnisiyatifi İsviçre'de yaşayan ancak İsviçre vatandaşı olmayan 2 milyon kişinin oturumunu tehdit ediyor. Öyle ki, en ufak bir suçta dahi otomatik olarak herhangi bir araştırma ve incelemeye gerek kalmaksızın insanlar sınır dışı edilebilecek. Ayrıca ikinci nesil yabancılar da bu yasanın kapsamına girecek. İzinsiz siyasi bir gösteri de kriminal suç kapsamında değerlendirilecek. Özetle herkese dokunacak olan bu yasaya insani değerler, hukuk ve uluslar arası sözleşmeler gereği "HAYIR" demek için herkesi harekete geçirmeliyiz.
Şu ana kadar Kürt-Türk siyasal ve sivil toplum çevreleri gereken duyarlılığı göstermiş değil. İsviçre siyasal çevreleri de bu durumu sertçe eleştirmeyi sürdürüyorlar. Bu gibi platformlar Türk katliamlarını teşhir etmenin de önemli alanlarıdır.