Dünyadaki birçok hükümetin Kürt sorununa yaklaşımının Kürdistan'ı kendi aralarında bölüştüren dört sömürgeci devletle benzeşmesinin nedenlerinin iyi sorgulanması, uluslararası alanda Kürtlere ve dostlarına yönelik saldırgan politikanın deşifresinde önemli bir rol oynayacaktır.
Kolaycı bir ele alışla Kürt inkar ve imha politikasının öncülüğünü yapan TC hükümetlerinin yoğun diplomatik ve siyasi turlarının ve Kürt karşıtlığını yayabilmek adına ülkeyi ipoteğe çeviren pazarlıklarının bu etkiyi yarattığını söyleyebiliriz.
Burdan yola çıkarak, aslında dünyanın Kürdistan Özgürlük Hareketi'ne (KÖH) sempati besleyebileceğini, bunun önünde duran en büyük engelin TC olduğunu; TC içinde de AKP hükümeti ve Erdoğan dışında, sol cenaha yakın parti ve kurumların daha ılımlı bir Kürt siyasetine sahip olduğu önermesine ulaşabiliriz.
Doğrularla yamalanmış sakat (yanlış) fikirlerin böylesi sonuçlara ulaştırması gayet mümkün..
Ama yakın dönem tarihine hakim herkesin teslim edeceği üzere, KÖH, kurulduğu günden bu yana bölgede emperyal düşünüş ve kapitalist çıkar ekseninde yer alan tüm kesimler tarafından bir risk faktörü olarak görüldü.
KÖH'nin ideolojik gücü, örgütlenme kapasitesi ve mevcut sisteme karşı alternatif üretmedeki başarısı karşıt cephesinin ittifaklarını ve kirli pazarlıklarını da güçlendirdi.
Kapitalist Modernite güçleri olarak tanımlayabileceğimiz ve dünya sermayesini, medyasını, askeri ve nükleer gücünü elinde bulunduran bu gücün, kurulu düzeni alt etme potansiyeli taşıyan bir sorunsala karşı düşmanca emeller beslemesi gayet normal.
Geçmişte de buna benzer politik ittifak ve pazarlıklara rastlamak mümkün.
İngiltere'nin, Hitler faşizminin azgın saldırılarına karşı cansiperane dövüşen Ruslara yaklaşımıyla yakın benzerlik arz eden bu düşmanlığın özünde pek tabii sistemin salahiyeti yatıyor.
İkinci Dünya Savaşı'nda Müttefik Devletlerin üyesi olmaktan kaynaklı olarak Stalin, İngiltere ve ABD'ye Alman ordularının yoğunlaşmasını dağıtmak ve üzerlerine gelen baskıyı azaltabilmek adına Fransa üzerinden Hitler’e karşı ikinci bir savaş cephesinin açılmasını istemişti. O dönemde İngiltere'nin ve ABD'nin temel stratejisi; kendileri açsısından risk teşkil eden Alman faşizminin, komünist dünya hedefine sahip Rusya'yla çarpıştırılması suretiyle her ikisinin de zayıflatılmasıydı. Bu stratejiye bağlı kalmanın bilançosu ise epey ağır oldu. Stalin'in talebi iki sene boyunca yanıtlanmamış; geçen iki sene içinde milyonlarca insan yaşamından olmuş, yüzlerce kent yerle bir edilmiş ve savaşın seyri Rusya lehine değişmedikçe de Hitler faşizmine karşı ikinci ve üçüncü cepheler açılmamıştı.
Tüm ahlaki ve insani değerleri siyasi çıkarlara kurban etmekte beis görmeyen kapitalist modernite güçlerinin bugünkü pozisyonu da çok farklı değil.
Yıllarca Kürt sorununun bastırılmasında ve yok sayılmasında TC ile ortaklık kuran (ve yön veren) kapitalist dünyanın, Kürdistan'ın dört parçasında uygulanan katliam politikalarındaki payını deşifre edip ciddi bir özeleştiri vermedikçe aynı kirli ittifakı sürdürdüğünü belirtmek yanlış bir tespit olmayacaktır.
Her ne kadar DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyon üzerinden Rojava Devrimi ile bir işbirliği ve ortaklık kurulmuş olsa da, tüm bu süreç içinde TC'nin saldırılarına karşı izlenen pasif duruş, zaten bu ittifakın devam ettiğinin açık bir göstergesidir.
Yani, DAİŞ karşıtı koalisyon ve ABD ile ilişkiler üzerinden batı dünyasıyla (buna Rusya’yla ilişkileri de dahil etmek mümkün) eşgüdümlü bir siyasi atmosferde yer alındığı, TC'nin engelleyici çabaları olmazsa bunun Kürtler adına büyük kazanımlara dönüşebileceğini düşünen bir siyasetin dönem itibarıyla oldukça sakıncalı olduğu görülmeli.
Kapitalist modernite güçlerinin Rojava'yla ilişkiler üzerinden kendisini Ortadoğu'da meşrulaştırmaya çalışırken KÖH üzerinde etkili olarak devrimi marjinalleştirmek ve etkisizleştirmek istediği çok açık.
Fransız ve Rus devrimleri kadar etkili olması öngörülen yeni bir sosyalist yayılmanın merkezi konumunda bulunan Kürdistan'da, devrimin, öz dinamikler ve halk desteği olmaksızın ayakta kalamayacağı gerçeğini bilerek siyaset ve diplomasiyi bu temelde yükseltmek, sözü edilen etkisizleştirme hareketlerini de boşa çıkartacaktır.