AKP Hükümetinin sosyolojik, siyasal ve tarihsel cehaleti, tüm Türkiye tarihinin, tüm Türkiye halklarının başına bela olmaya devam ediyor. Kimlerden, hangi halklardan, hangi kültürlerden özür dilemesi gerektiğini bilemeyen güçlerin kendi kaderleriyle birlikte, üzerinde güç oldukları toplumların kaderlerini de tarihsel uçurumlara sürükledikleri bir gerçektir. AKP hükümeti Kürt düşmanlığında tarihsel bir çaresizliği yaşamaktadır. Bu çaresizliğin sonucu olarak Rus uçağını düşürmesine rağmen Ruslardan özür dileyerek bu yeni bir Kürt düşmanlığı dönemi başlatmayı amaçladı. AKP göğsünü gere gere diplomatik başarısından söz ederken Ruslardan karşı tutum gecikmedi. “Özür yetmez!” Bundan sonra Kürt düşmanlığını sürdürmek için AKP hükümeti daha hangi tavizleri verecek göreceğiz. Ne de olsa devletçi zihniyetin diplomasi anlayışı el etek öpme-el etek öptürme pratiğidir.
AKP hükümetinin tüm pratiği her türlü yalanı, kandırmayı, hileyi politika adına uygulamasıdır. Bugün AKP’nin ayakta kalması siyasi kalitenin düşmesiyle orantılı olarak gerçekleşmektedir. AKP ayakta kalmaya çalıştıkça, siyaseti kendi doğasına uygun olarak devletçi zihniyetin sınırlarında tutmanın da ötesinde tümden bir yalan, zorbalık ve hile yığınına dönüştürmüştür.
Halkı yerinden yurdundan sökme, sürgün etme, topraksızlaştırma bir sömürgeci zihniyet uygulaması olurken, başka halklardan insanları getirip yerleştirerek demografyayı değiştirmek de tam bir soykırımcı, sömürgeci zihniyet uygulaması olmaktadır. Kürdistan’da fütursuz yıkım gerçekleştirmek, kasabaları-kentleri-mahalleleri yakıp yıkmak ve yerine devletin denetiminde hayvan çiftliği benzeri yapılar inşa etmek, bu yapılara da topraksızlaştırılmış başka mağdur toplulukları yerleştirerek bu mağdur kesimleri iktidarın bir malzemesi haline getirmek AKP’nin bu dönem en fazla umut bağladığı politika oldu. Suriyeli mültecileri önce çadır kentlere yerleştirme, giderek yeni bir Arap Kemeri oluşturma tarzında yerleşik bir kesim oluşturma, bu kesimlere vatandaşlık hakları vererek oy deposu haine getirme, buna da batı ülkelerindeki çifte vatandaşlığı vs.örnek gösterme, AKP’nin eklektik, pragmatik ve halklar karşıtı düşmanca tutumunu ortaya koymaktadır. Kürt düşmanlığına endekslenmiş bir AKP, her türlü bedeli vermeyi göze almaktadır.
Beyaz Toroslar dönemine ilişkin tehditleri açık açık yapan AKP’liler bu uygulamalara başvurmaktan geri durmamaktadır. Hurşit Külter’den haber alınamaması ve kentlerin kıyılarında battaniyelere sarılı cesetlerin bulunması bu uygulamanın yürürlükte olduğunu göstermektedir. Yine Kürdistan’da doğaya verilen zarar, meraların ve ormanların yakılması, kıra dayalı üretimle geçimini sağlayan Kürt toplumunun yaşam alanlarının yokedilmesi, bunun temel bir soykırım yöntemi olarak kullanılması da AKP’nin Kürt düşmanlığının bu dönemdeki pratikleşmelerinden olmuştur.
Bunun yanında da AKP birçok düşmanlık yöntemi kullanmaktadır. PKK öncülüklü Kürt direnişi yükseldikçe AKP hükümetinin muhkem olmayan konumu daha da naif-kırılgan bir konum almaktadır. Kırsalda direnişi bitirmekten dem vuran AKP her gün bir hüsran yaşıyor. Direniş HPG eylemleriyle yükseliyor. Onlarca eylemin yapıldığı, büyük darbelerin vurulduğu, büyük başarıların sağlandığı bu dönemde faşist AKP’nin yapacağı hiçbir şey yok. Hal böyle olunca AKP de en çaresizlerin, en güçsüzlerin, en zavallıların yapacağı şeyi yaptı. Yalan, hile, gündem saptırması...
HPG’nin başarılarının gündem belirlemesini engellemek için yalandan bir gündem oluşturmak AKP için iş dahi sayılmaz. PKK’li yöneticilere yönelik suikastlar yapıldığına dair haberler büyük bir algı operasyonudur. Psikolojik savaş olarak tanımlanan bu durum, olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek, psikolojik darbe vurmak, gerçek gündemi kapatmak ve gerçeğin görünürleşmesini engellemek gibi amaçlar taşımaktadır. AKP hükümeti ne yaparsa yapsın, gerçekleri gizleyemeyecektir. Kürdistan özgürlük mücadelesinin başarısını ve özgürlük gerçeğini hiçbir algı operasyonu, hiçbir psikolojik savaş aracı ve hiçbir yalan örtemeyecektir.
Seyit Rıza’nın idam sehpasında söyledikleri aklımdan çıkmıyor bugünlerde. “Senin hilelerinle başedemedim, bu bana ders olsun, karşında diz çökmedim, bu da sana dert olsun.” Sözün tarihselliği, önemi, kendinden öte dersler içermesi ve güncelde önemini koruması, tekrar tekrar bu söz üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Sözün ilk kısmı halklara düşmanlık yapan güçleri, iktidarı, Kürt düşmanlığını, ölü Kürde dahi tahammül edemeyen, yakıp yıkarak küllerini dahi yoketmek isteyen faşizmin Türk İslamcı somutlaşmasını anlatıyor.
AKP’nin tüm çöktürme planları karşısında diz çökmeyenler AKP faşizminin içine dert olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak gidenlerin bize bıraktığı dersler artmaktadır. Onların bize bıraktığı derslerin ders olabilmesi, bizim o dersleri sonuca dönüştürmemizle mümkündür.
Türkiye halkları, demokratik güçler, devrimciler, iktidar gibi düşünmeyen ve iktidarın öngördüğü gibi yaşamak istemeyen tüm kesimler, Türkiye üst siyasetinin içinde olduğu cehaleti tarihsel ve toplumsal bir bilgelikle durduramadıkları sürece, cehaletin tüm sonuçlarına katlanmak durumunda olacaklardır. Çünkü AKP’nin Kürt düşmanlığı, özünde toplum düşmanlığıdır, insanlık düşmanlığıdır.