Türk halkının Ortadoğu’da geçirdiği tarih araştırılmaya en muhtaç tarihtir. Ortadoğu’da tarihi ve kültürü egemenlerce en çok kullanılan halk Türk halkıdır. Halk vasıfları sömürülen Türkler, Ortadoğu’nun en güçsüz ve zavallı halkı konumuna sokulmuştur. Kime ve niçin sorularını sormadan her Türk asker doğara inandırılmıştır. Bir halk için bu bir düşürülmedir. Türk halk tarihinin saptırılması egemenleri gibi düşünüp tutum almasına yol açmıştır. Örneğin bugün Türk olmayan ama maddi çıkarları, saray ve saltanatları için birlik olmuş ve kendisine devlet adı takmış bir çete “vatan, milleti, bayrak, devlet,” propagandasıyla Türklerin yönünü istediği yere verebiliyor. Bahçeli’nin ilk okul öğrencilerinin sayı sayar gibi plaka sayması, Erdoğan’ın çocuk şarkısı okur gibi ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ demesi ve İdlib işgali hep bu kafaların ürünüdür. Bunlar DAİŞ ile işledikleri suçlarını Türklerin kanıyla temizlemek istemektedir. 

Türk halkının kaybedilip unutturulan tarihinin başındaysa yurt-vatan bilinci gelir. Bu konuda tam bir bilinç sapması yaşanmaktadır. Bu durum Türk halkının kullanmasını kolaylaştıran temel zaaftır. Türk insanında çarpıklaştırılmış yurt edinme bilinci egemenlerin çok basit sözlerle milyonları galeyana getirmelerine olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla Ortadoğu halkları içinde en çok demokratik zihniyet devrimine ihtiyacı olan halk Türklerdir. 

Türk egemenleri başka halklardan gasp ettikleri yerleri ezelden ebede kendi yurtlarıymış gibi halkına sunarlar. Örneğin Osmanlı onca memleketi işgal ederken buna hiç bir zaman işgal dememiş kurtarma harekatı aklıyla fethi demiştir. Bugün Türkler adına egemenlik taslayanların, kendi işgal ve saldırılarına karşı direnenlerin savunmasını Türk halkına suç ve haksızlık olarak anlatmasının kökü buralara dayanır. Bu derin suçluluk psikoloji söylemi halkın ahlakını bozacak kadar toplumda sorunlara yol açmıştır. Bu gerçeklikleriyle irtibatlı canlı örnek Kürt halkına yapılanlardır; Türk egemenleri sömürgeci Kürtlerse sömürülen, Kürtler Ortadoğu’nun en eski yerleşik halkı Türklerse Orta Asyalı oldukları halde sanki Kürtler Türklere saldırıyor ve sanki Kürtler Orta Asya’ya gidip Türk yurdunu işgal etmiş gibi bir dil utanmadan aralıksız kullanılmaktadır. Bu yalanları Türklere enjekte etmek içinse özel savaş yöntemleri icat edilmiştir. 

Türk boylarında yurt tutma Osmanlı’nın son döneminde riske girdi. Mustafa Kemal ile bu sorunu yine Kürtlerin desteği ile giderdiler. Böylece ulus devlet dönemine geçildi. Bu Türklerin yurt tutma sorununu çözdü. Bugün Türk halkına “vatan tehlikede” ajitesi çekenler halklara düşman ve Anadolu’nun vatanları olduğuna inanmayanlardır. Zaten bunların başını Türk olmayan Türkler çekmektedir. Bunlar çıkarları için Türklerin derin bilinçaltını harekete geçirmede ustalaşmışlar. Bunlar Türk halkına geçmiş trajedileri hatırlatarak halkın psikolojini bozup hasta hale soktuktan sonra istedikleri gibi kullanacaklarını bildikleri için o argümanları dillendiriyorlar. Halkı sürekli gerginlik ve tedirginlik içinde tutup altan alta da “sizi ben kurtaracağım” yöntemi ucuzundan lider olmak isteyen herkesin Türklere ajitesidir. Türk halkında çarpıklaştırılmış yurt edinme bilinci istismara çok açık bir zaaftır. Türk aydınları ve yurtseverleri bu sorunu giderecek bilinci geliştirmedikçe bu durum toplum içinde her zaman ciddi sorunlara zemin olarak kalmaya devam edecek, en çapsız biri bile Türklerin en azından bir kesimini kendisi için çok rahatlıkla kullanma imkanı bulmaya devam edecektir. 

İşte günümüzde Erdoğan ve benzerleri bu sosyal ve tarihsel gerçekliği iyi kullanmaktalar. Bu ekibin güçlü yanı Anadolu Türklerinin toplumsal bilinçaltında yaşanan sorunların bir benzerini kişiliklerinde yaşıyor olmalarıdır. Bunlar bilinçaltını dışa vurunca Türk toplumunda da bilinçaltı harekete geçiyor ve bu adamlarca kullanılacak ortamı yaratıyor. Erdoğan için “sürekli kriz yaratarak güç olmaya çalışıyor” denilen gerçekliğin perde arkası bundan kaynaklanıyor. 

Erdoğan kişiliği ve ona benzeyenlerin yöntemi sürekli sorun yaratarak toplumu tedirginlik içinde tutarak yönetmek üzerine kuruludur. Bu noktada da sarıldığı şey “vatanın ve devletin bekası tehlikededir” yalanıdır. Erdoğan ve ekibi için tabi ki bir vatan sorunu vardır ve olacaktır. Erdoğan ve yakın çevresinin ele geçirdiği zenginliklerini korumak için tabi ki devlet olma sorunu vardır ve olacaktır. Gürcü asıllı Erdoğan’ın hangi millete aitim sorunu başından beri vardır. Ancak Türk halkı için ne vatan ne millet ne de bayrak sorunu vardır. Türkler halk olarak orta Asya’dan gelenlerdir. Türk ulusu ve kültürü bu topraklarda yaşamak için başka bir kimliğe ihtiyaç duymayacak kadar zengin ve tarihseldir. Bu kimlik üzerinden yalan üretenler Türk değil yoksul Türk halkını kullanan dönme ve devşirmeler çetesidir. 

Cumhuriyetle başlayan sorunların temelinde modernist egemenlerin güçsüz sandıkları Türklüğe istedikleri biçimi vermek ve bu iş içinde Kürt kültürünü malzeme olarak kullanmak yatar. Bu da ağırlıkta Türk olmayan faşistlerce yapılmak istenmiştir. Bu hastalıklı yapı Kürtleri Türkleştirmeyi ve Kürdistan’ı da Türk yurdu yapmayı başarmayınca, Erdoğan “bunu ben yapabilirim” diyerek 2002’den sonra icazet aldı. Ve Kürtleri Türkleştirmek için yeniden Kürtleri baş düşman ilan etti. Erdoğan yöntemindeki fark ‘Bu iş sadece devlet eliyle yapılamaz milletle birlikte başarılır’ diyerek Kürtleri bitireceğine inandığı milleti yaratmaya koyulmasıdır.  Erdoğan ve adamları Türklerin tümünü Kürtlere düşman yapmak istemektedir. Böyle yaparak hem Türk olmama gerçekliklerini saklamış oluyorlar hem de Kürt katliamına kutsal kılıfı giydirip Kürt savaşında öldürttükleri Türkleri “şehit”siniz diyerek susturma hesabı içindeler. Bu adamlar şimdi daha çok böyle düşünüyorlar. Artık Kürtler de eskisi gibi olmadıkları için bunlar böyle düşündükçe sonlarını getiriyorlar. Ve bunların başı da bir gece ansızın gideceğe benziyor.