Kimliğini resmen tanımamak için bahaneler üreten, PKK yasağı kılıfı altında kriminalize etmekte tereddüt etmeyen, Türkiye ile ekonomik çıkarlarına kurban edip yasal ve meşru kurumlarını ‘suç merkezleri’ olarak niteleyen Alman makamları, nüfusu bir milyonu bulan Kürt nüfusa yönelik kirli yöntemlerden de sakınmıyor. Demokrasi geleneği ve hukuk devleti formunu istedikleri zaman ayaklar altına alan kimi devlet birimleri, Kürt gençlerini çalıp Kürt halkına karşı kullanabilecekleri bir mekanizmanın kurbanları yapmak istiyor. Almanya’nın Frankurt, Darmstadt, Fulda ve Hanau kentlerinde polis ve istihbarat,  özellikle oturumu sorununa rağmen aktif olan Kürt gençlerini ajanlaştırma avında. Ajanlığı reddedenlere gelen ikinci teklif ise Kürtlerin eylem ve kurumlarından uzuk durmaları telkini. Bu da işe yaramayınca gözaltı, baskı ve oturum izinlerine sorun olarak tehdide dönüşüyor. Son aşamada umudunu yitiren polis, tehditlerini uygulamaya geçiyor. Bu ahlaksız tekliflerin muhatabı Kürt gençleri(güvenlik gerekçesiyle isim ve fotoğraflarını yayınlamıyoruz), yaşadıklarını anlattı. Gazetemizin sayfaları, ahlaksız teklifin faillerinin(yine güvenlik gerekçesiyle kartvizitlerindeki isimlerini açıklamıyoruz) bağlı olduğu Alman kurumlarının açıklamalarına da açıktır.


S.U.’ya önce tanıklık teklifi

Türk cezaevlerindeki açlık grevi eylemine ve Öcalan üzerinde devam eden tecride dikkat çekmek isteyen Kürt gençleri, 5 Ekim’de Frankfurt‘taki Reuters binasında işgal eylemi yapmıştı. Kürt basını için eylemi izleyen 19 yaşındaki S.U.’nun fotoğraf makinasındaki görüntüleri almak için hafıza kartına el koydu. Kartlarını tekrar alabilmek için ilgili polis karakolunu arayan S.U.’ya „Karakola gelmene gerek yok. Aldıklarımızı Kürt çadırının önünde veririz“ cevabı verildi. Polisin sözünü ettiği çadır, açılk grevi direnişine destek amacıyla açılan; hem bilgilendirme hem de imza kampanyasının sürdürüldüğü çadırdı. S.U., çadırın önünde polisi beklemeye başladı. Çadır önünde eşyaları iade eden polisin S.U.’dan ‘minik’ bir isteği vardı: „Bazı eylemler için tanık olmanı istiyoruz. Gelmemen durumunda zaten savcılık tarafından çağrılacaksın.“
Otobüs durağında yaklaştılar...
S.U., polis ile işinin bittiğini sanıyordu ama yanılmıştı. Bir kaç gün sonra Darmstadt’a gitmek için durakta otobüs bekleyen S.U.’ya iki kişi yaklaştı. Kimliklerini çıkartılar ve „Anayasayı Koruma Örgütü’ndeniz. Kürtlerin düzenlediği aktiviteler üzerine sizinle konuşmak istiyoruz“ dediler.
Kısa süreli tereddüt ve tedirginliğin ardından  S.U., kendileriyle konuşmak istemediğini ve sokağın ortasında bu şekilde rahatsız etmeye haklarının olmadığını söyledi. Bunun üzerine ses tonlarını biraz daha yumuşatan iki kişiden biri „Fakat daha ne üzerine konuşmak istediğimizi bilmiyorsunuz. Önce bizi dinleyin. Sizin Ülkücüler ve Kürtler hakkında bilgileriniz var. Biz sizin bilgilerinizden faydalanmak istiyoruz“ dedi. Bir önceki polis karşılaşmasını da hatırlayıp muhakemeyi tamamlayan S.U., devam etti: „Siz istihbaratçı olduğunu söylüyorsunuz. Dolayısıyla Kürt halkını benden daha iyi tanıyorsunuz. Bu hususlarda ilişkiye geçilecek onlarca dernek ve kurum varken benimle konuşmaya çalışmanız saçma. Frankfurt polisi de aynı şekilde beni çağırdı fakat gitmedim. Size karşı da her zaman aynı tavrı sergileyeceğimi bilmenizi istiyorum.“

Kahve içmeye davet

S.U.’nun tavrı ve konuşmaları karşısında ‘av’ın kolay olmadığını anlayan iki görevli, farklı bir metod denediler. „Buyrun birlikte birer kahve içelim“ davetini de redden S.U., reddiyesini şöyle sürdürdü: „Sizi tanımıyorum ve görüşmek istemiyorum. Tekrar kimliğinize bakabilir miyim, kartvizitinizi alabilir miyim?“
Tekrar kimliklerini gösteren ama yanlarında kartvizit bulunmadığını ileri süren iki kişi, telefon numarası yazılı bir kağıt parçasını vermekle yetindi.
Bu arada Darmstadt’a doğru gidecek otobüs gelince S.U. otobüse bindi. Onlarda hemen ardından duraktan ayrıldı.

Z.A.’nin oturumu bitince

19 yaşındaki Z.A., Kürtlerin Almanya’daki tüm etkinliklerine özellikle „Kürt Kimliği Tanınsın“ kampanyası kapsamındaki eylemleri kaçırmıyordu. Temmuz ayında oturum izninin süresi biten Z.A., Yabancılar Dairesi’ne gitti. Oradaki memur, evraklarında eksik belgeler olduğunu belirterek, başka bir güne randevu verdi. Z.A, randevu günü tekrar Yabancılar Dairesi’ne gidince kendisini tatsız bir sürpriz bekliyordu. Memur, kendisiyle görüşmek isteyen iki kişinin olduğunu belirterek, başka bir odaya davet etti. Odadaki iki kişi kriminal polis olduklarını ve kendisiyle konuşmak istediklerini söyledi: „Derneğe çok sık gittiğinizi ve aktif olarak çalıştığınızı biliyoruz. Mesela geçen yıl Berlin’de yapılan yürüyüşe katıldın ve polise saldırdığın için gözaltına alındın. Neden bu yürüyüşlere katılıyorsun?“
Almanya’da Kürt kimliğinin tanınması için  yapılan bütün yürüyüşlere katıldığını doğrulayan, ancak Berlin’de polise saldırmadığını söyleyen Z.A., „Berlin’deki yürüyüşte yüzlerine kapatan gençler şunlar. O gençlerin kimler oldukları, neler yaptıkları konusunda ‘yardımcı’ ol. Biz de bunun karşılığında sana para yardımında bulunacağız“ teklifine muhatap kaldı. Haliyle kabul etmeyen ve sözkonusu gençleri de tanımadığını kaydeden Z.A.’nın kolay ‘av’ olmadığını farkeden polis, tehdide başladı. Bu teklif ve tehditlerini reddedip tepki gösteren Z.A.’ya kartvizitlerini veren polis, bu kez kibarlaştı: „İstersen dışarıda görüşebiliriz.“
Kendileriyle görüşmek istemediğini ve görüşmeyeceğini belirten Z.A., hemen odayı terk ettim.

Dediklerini yaptılar

Z.A., bu tepki ve reddiye karşısındaki tehditlerin uygulamasıyla karşı karşıya. Temmuz ayından bu yana oturum izni vermiyorlar. Bir de üstüne üstlük dava açtılar.

B.Y.’yi yıldırma faaliyeti

20 yaşındaki B. Y. henüz ‘ajanlık’ teklifine mazhar olamayan Kürt gençlerinden. Polisin B.Y’ye yönelik tutumu farklı. 15 Şubat Komplosu’nu protesto etmek için düzenlenen bir eylemden sonra gözaltına alınan B.Y., artık yakasını kurtaramadı: Takip, kriminalize ve rencide… B.Y., anlattı: „Polis yanımdaki arkadaşlara beni göstererek ‘bununla gezmeyin. Bu teröristtir’ dedi. Kriminal polisten bana iki kez mektup geldi. Sözde Brüksel’de yapılan 15 Şubat protestosunda olaylar çıkmış ve savcılık bizi ‘şahit’ göstermiş. Oysa ki o gün biz gözaltındaydık. Bizi yıldırmak için takip ediyorlar. Bir etkinliğe gitmek için evde çıkarken bir aracın içinde iki kişiyi gördüm. Aynı etkinliğin yapıldığı alana gittiğimde bu kişileri orada da gördüm. Yine Frankfurt’taki gençlik yürüyüşünde sonra gittiğimiz lokantaya baskın yapıldı. Beni ve yanımdaki arkadaşları lokantanın bodrum katına götürdüler. Kimlik kontrolü yapıldıktan sonra bir arkadaşımla birlikte gözaltına aldılar. Bizi korkutmaya çalıştılar ve sonra hiçbirşey olmamış gibi ‘serbestsiniz’ diyerek bıraktılar. İki yıldır bu baskılara maruz kalıyorum. Baskıların nedeni açık: Beni kurumlarımızdan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Ama ben yılmayacağım; bütün hukuksuzluğa ve onur kırıcı uygulamalara karşı sonuna kadar direneceğim.“

İlk teklif 15’de

17 yaşındaki H.C., polisin ‘ajanlık’ teklifiyle 15 yaşında tanışmış: „Ben derneğe yeni gelip gitmeye başlamış ve bir etkinliğe katılmıştım. Polis yanıma gelerek ‘seninle konuşmak istiyoruz’ dedi ve kartvizit verdi. Yanımda bulunan arkadaşların telkinleriyle kartı hemen yırtıp çöpe attım.“
Yine geçen yıl Berlin’deki yürüyüşte polise ‘tekme attığı’ iddasıyla hakkında dava açılan ve 50 saat devletin vereceği işi yapma cezası verilen H.Ç.’ye göre Kürt gençliği üzerinde oyun oynanıyor. Kürt gençlerini kriminalize etmeye çalışıyorlar. Ancak H.Ç.’nin Kürt gençlerine tavsiyesi şu: „Özgürlük tutkumuzdan ve kendi kimliğimizden geri adım atarsak hiçbirşey yapamayız.“

M.S.’ye para cezası kardeşi H.S.’ye kanca!

Kürt genci M.S. Berlin’deki yürüyüşün ardından bin 200 Euro para cezasına çarptırılmış. Ancak bütün baskılara rağmen M. S., geri adım atmaya hiç niyetli değil. M. S., sadece kendisi değil ailesinin de kaldığı baskılara dikkat çekerek, polisin kardeşine nasıl kanca taktığını anlattı: „Geçtiğimiz ay Frankfurt’a gelen ‘Öcalan’a Özgürlük’ otobüsü için yapılan mitinge katılan kardeşim ‘Bijî Serok Apo’ sloganı attığı için gözaltına alındı. Kardeşime, senin ailenin içinde tek ‘temiz’ olan sensin, böyle etkinliklere katılma,  deniliyor. Daha sonra yapılan başka bir etkinlikte polisler kardeşime ‘E. S. biz senle ne konuştuk. Hani sen bir daha bu tür etkinlikle katılmayacaktın’ dedi. Kardeşim ‘ben sizinle hiçbir anlaşma yapmadım’ diye cevap verdi. Polis kardeşimi gençlerin gözünde küçük düşürmek ve ‘ajan’ gözüyle bakılmasını amaçlıyor. Ben, kardeşim ve ailem sonuna kadar kimliğimizi savunacağız. Bizi böyle korkutacaklarını düşünüyorlar ama biz aksine daha güçlü ve örgütlü olacağız.“


Bana neden kart bıraktılar?

20 yaşındaki A.B., iltica talebinde bulunan bir Kürt genci. İltica kampına yakın Frankfurt ve çevresinde yapılan miting ve yürüyüşlere katılıyor. Polisler, üç ay önce kaldığı iltica kampına gelerek kartlarını bıraktı. ‘Bu polisler neden bana kart bıraktı’ diye kuşkulanıp tedirgin olunca arkadaşlarıyla paylaştı. Meğer arkadaşlarına da kart bırakılmış. Vardıkları sonuç şu: Kartı takip eden kapana kısılacak.

Fotoğrafla taciz

Frankfurt kentinde yapılan bütün etkinliklere katılan 23 yaşındaki A.A.’nın bu etkinliklerde fotoğrafı çekiliyor, ardından ‘rahatsız’ ediliyor. A.A., bu oyunları ciddiye almadığını belirterek, „Ülkemizdeki arkadaşlarımız bir eylem yaptığı için yıllarca cezaevinde kalıyor. İşte biz bunları gözönüne alarak korkup geri adım atmayacağız.“      Devam edecek...

Tuzağa düşürmeye çalışıyorlar

Adım S.M., 20 yaşındayım.
Bir yıl önce Çelê’de kimyasal silahla katledilen 34 HPG gerillasını anmak için Frankfurt Hauptwache’de iki günlük çadır eylemi yaptık ve tepkimizi ortaya koyduk. Ben de çadır eyleminin ilk gününde oradaydım. İkinci gün işim olduğu için ayrıldım. İkinci gün çadırda Türklerle kavga çıkmış.

‘Şahit’, ‘arkadaş’, ‘çalışma arkadaşı’

Kriminal polis beni ‘şahit’ olarak çağırdı. Ne olduğunu sordular. ‘Bir şey görmedim’ cevabına karşılık ‘gel seninle arkadaş olalım’ dediler. Bu tutuma itiraz edip tam çıkarken kartvizitini verdi. Hem cep numarası hem de özel numarası vardı. ‘Bu numaradan bana ulaşabilirsin’ dedi.
Ayrılıp ve gittim. Bir gün sonra evi aradı. Telefonu babam kaldırdı. Babama ‘Ben S’nin arkadaşıyım. Onunla görüşmek istiyorum’ dedi. Babam telefonu bana verdi. Önce kendisini tanıttı, sonra ‘senle dışırıda görüşelim’ dedi. İstemediğimi söyledim. ‘Okulun yok, okul konusunda yardımcı olabilirim’ teklifini de reddedince ‘Bizle çalışırsan eline çok para geçer. Kimse de senden şüphelenmez. Hem de seni bizimle çalışan birinin yanına veririz’ diye üsteledi. Telefonu kapattım.
Bir kaç gün sonra evi tekrar aradı ve ‘S.M’nin arkadaşıyım’ diye. Böyle bir kaç defa devam etti.
Son olarak geçen yıl Kasım ayında Berlin’de yapılan yürüyüşten bir gün önce beni aradı. ‘Berlin’e kim gidiyor? Berlin yürüyüşünü Frankfurt’ta kim organize ediyor?’ şeklinde sorular sordu. Bilmediğimi, rahatsız etmemesi gerektiğini söyledim.

Avukata başvuru

Yılbaşında yine telefonuma mesaj attı. Benimle görüşmek istiyordu. Bu kez avukatıma başvurdum. Durumu anlattım. Avukat hemen kriminal polise mektup yazdı. Neden rahatsız edildiğimi, neden böylesi tekliflerde bulunduklarını sordu. Onlar da ‘Olağanüstü bir şey yok. Zaten kendisi de konuşmuyor’ demiş.

Takip edildiğimi hissediyorum

Ekim ayında ailemle Türkiye’ye gittim. 3 hafta orada kaldım. Almanya’ya dönüşü Frankfurt Havaalanı girişinde polis, pasaportumu aldı. Bir süre baktı, gümrük karakoluna götürdüler. Ben de ‘Niye beni burada tutuyorsunuz?’ diye sordum. Polis bana, ‘sen çok sayıda eyleme katılmışsın ve seni kontrol edeceğiz. Adresin doğru mu değil mi diye. Bir süre sonra bıraktılar.
Şimdi halen takip edildiğimi hissediyorum. Bir tuzağa düşürmeye çalışıyorlar. Bana karşı kullanmak için açığımı arıyorlar.
Asla taviz vermiyorum. Kürtlerin bütün eylemlerine katılmaya devam ediyorum.


Y. Ö. POLİTİKA/FRANKFURT