Türk devletini yönetenler 1925'ten beri Kürtlere karşı kesintisiz bir saldırı ve savaş içindedirler. Halbuki Türkler, Kürtlere dayanarak Anadolu'ya geldiler. Ayrıca Kürtlerle yaptıkları işbirliği sonucu Ortadoğu’nun kapıları kendilerine açıldı. Suriye'yi oradanda Mısır’ı vb. ele geçirdiler. Kürtler olmasaydı M. Kemal, Ankara'ya gelemezdi. Gelişmeler çok farklı bir mecrada seyrederdi. Bu tarihsel gerçekliğe karşın cumhuriyeti kuranlar kendilerini güçlü gördüklerinde Kürtleri inkar edip yok saydılar. 90 yılı aşkın bir zamandır Kürtlere karşı yapılmadık zulüm, katliam kalmadı. İnkar ve imha kültürel soykırım temelinde de tüm zamanlara yayılarak bugüne gelindi.
Tarihi gelişmeler dikkate alınmadan, yaşananlar bilinmeden bugün anlaşılmaz. Sık sık tarihe vurgu yapmamız bu açıdan gereklidir. Türk devletini yönetenler adeta yeri göğü inletiyorlar. Tüm dünyayı Kürtlere karşı birliğe çağırıyorlar. Sanki kendileri mazlum, Kürtler dışarıdan gelip vatanlarını ellerinden almaya çalışıyorlar! Tüm toplumsal ve tarihi gerçekler ters yüz edilmiş durumda. Yekpare milletleri ve vatanları tehdit altına alınmış ve Kürtler “bölücü, hain” ilan ediliyorlar. Bu bölünme yaygaraları Türkiye'nin sınırları dışına da taşmış. İlker Başbuğ ısrarla “Kuzey Irak'ta hata yaptık. Suriye'de aynı hatayı yapmayalım. İran’la birleşip Kürtlerin statülerini engelleyelim” diyor. Bu görüşler bugünkü ordunun ve hükümetin pratikleştirdiği görüşlerdir.
Türk hükümetleri Kürt gençlerini ordularına asker olarak alıyorlar. Bu gençlerin orduda kimlikleri ve kültürleri tanınmıyor. İradeleri ve varlıkları kabul edilmiyor. Tersine Türkleştirilmeleri ve Kürtlüklerini inkar etmeleri için büyük bir kıskaca alınıyorlar. Kimliksizleştirme ve aşağılama, kendilerine ve halklarına karşı özgüvenlerini yitirmeleri için beyin ve ruh operasyonlarına tabi tutuluyorlar.
Türk ordusunu yönetenler hep Kürtlerin varlıklarını, doğal yaşam haklarını Türk devletinin ve milletinin varlığı ve birliği için tehdit olarak kabul ettiler. İnanılmaz ve her yönüyle soykırıma (jenoside) denk düşen bu zihniyet ve politikalar 90 yıldır çok olağanmış gibi sorgulanmadan uygulanıyor; “Türk var olmak için Kürt yok olmalıdır.” Bu nasıl hastalıklı bir zihniyettir! Her iki halk da bu ülkede birlikte ve eşit koşullarda yaşayabilir. Niye bir birleri için yok olsunlar veya tehlike kabul edilsinler. Türk ordusu bu ırkçı ve insanlık dışı, faşist zihniyeti terk etmediği için bu kanlı savaşlar ve yıkımlar yaşanıyor.
Türkiye'deki Kürt'e düşman, Irak'takine, Suriye'dekine düşman. Türk egemen zihniyeti bu hastalıktan kurtulmadığı için bugün onu aşkın şehri yakıp yıktı. Binlerce insan yaşamını yitirdi. Büyük ekonomik kaynaklar savaşa harcanıyor. Milyonlarca insan tehlike altında. Bunlar olmak zorunda değil. Ama psikolojik savaş ve tırmandırılan ırkçılıkla sanki bundan başka bir yol yok, tek çıkar yol var, o da onlarca yıldır süren savaşta ısrar etmektir!
Türk ordusunu yönetenler her yıl yüzbinlerce Kürt gencini kendisine asker yapıyor, dedik. Kendisine asker yaptığı, vatan savunmasında kullandığı bu insanlara ve halkına hiç bir borcu olmayacak ve minnet duymayacak mı? Ordusunda asker yaptığı gençlerin köylerini ve şehirlerini yakmaktan çekinmeyecek. Bu köy ve şehirlerde kendileri de oturuyor. Akrabaları, komşuları ve arkadaşları yıkıma uğruyor, bir kısmı öldürülüyor. Bu kadar travma yaşayan ve kişilik yıkımına, parçalanmasına uğrayan Kürt gençleri askerliği bitirdikten sonra ne hale gelir, ne yaşar? Bu gençler ailelerinin ve arkadaşlarının yüzlerine nasıl bakarlar. Kaldı ki, bir kısmı çatışmalarda kendi kardeşleri karşısına çıkarılır ve birbirlerini öldürmeleri sağlanır.
Görüldüğü gibi Türk devletini yönetenler elini Kürtlerin kanından ve yaşamından çekmiyorlar. Hiç bir insani, tarihi ve toplumsal ahlaki, ilkeyi dikkate almıyorlar. Ne yasa ne de din tanımıyorlar. Oldukça yıkıcı ve hiçleştiren sömürgeci bir politika yürütüyorlar.
Devletin bu yıkıcı ve ırkçı politikalarına karşı Kürtler ne yapmalı? Bu sorunun cevabı çok önemlidir. Sadece ırkçı Türk yöneticilerini suçlamak yetmiyor. Kürtler de kendilerini sorgulamalıdırlar. Kürtler bundan kırk yıl önceki çaresiz durumda değillerdir. O zamanlar bilinçsiz ve örgütsüzdüler. Şimdi durum çok farklı. Ortadoğu’da örgütlü ve yenilmez bir güce ulaştılar. Ama Kürt ailelerinin önemli bir kısmı hala çocuklarını askere göndermekte bir sakınca görmüyorlar. Askere gitmezse iş bulamaz vb kaygılarla ırkçı ve sömürgeci devletten medet ummaya devam ediyorlar. Bu sömürgeci devlete hizmet onu azdırır. Saldırı ve savaşı sürdürmede faşizme cesaret verir.
Kürt halkı artık edindiği bilince göre davranmak zorundadır. Düzenden yararlanma veya çocuğunu kayırma basitliğinden, kurnazlığından vazgeçilmelidir. Hiçbir aile çocuğunu bu ırkçılara teslim etmemelidir. En önemlisi de Kürt gençleri buna artık dur demelidirler. Vicdani ret hakkından, dağlara kadar tercih yapma olanağı vardır. Haksızlığa ve zulme karşı durmak en başta gençliğin görevidir. Devrimi yaşlılar değil gençler yapar. Kürtlere hiç saygı duymayan, hep düşmanlık besleyip her türlü komplo ve zalimliği uygulayan Türk ordusuna karşı bir tutum sahibi olmasını bilmelidir.