Halkın umudu olan PKK, Diyarbakır şahsında zindanlara gömülmek istendiğini dile getiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “14 Temmuz, sadece Kürt halkı açısından değil, Türk ve Ortadoğu halkları açısından da bir direniş gücü, başarılı bir mücadele gücü olarak ortaya çıkması bu direnişin etkisinin uzun süre sürmesini beraberinde getirmiştir” dedi.


Kürt Halk Önderi ‘14 Temmuz ruhu PKK ruhudur’ dedi. PKK de 14 Temmuz’u ulusal onur günü ilan etti. Bu direniş Kürt Özgürlük Hareketi açısından nasıl bir öneme sahiptir?

Önder Apo 14 Temmuz’u PKK’nin ruhu olarak ilan etti. Bu direnişin öncüleri Hayri Durmuş ve Kemal Pir’di. Önder Apo Kemal Pir ve Hayri Durmuş’u PKK’nin duygularını, ruhunu temsil edenler olarak görmüştür. Nasıl ki Haki’ye “benim gizli ruhumdur”, “Haki ve Kemal  beni en iyi anlar” demişse, Kemal’i de PKK direnişçiliğinin ruhu olarak görmüştür. PKK’nin devrimci ruhunu, militanlığını, coşkusunu, heyecanını Kemal Pir temsil etmiştir. Hayri Durmuş da PKK’de halk kişiliğini, bilge kişiliği, olgunluğu, sorumluluğu ve ciddiyeti ifade etmektedir. 14 Temmuz gerçekten de PKK’nin ruhu olmuştur. PKK’nin direnişçi karakteri, mücadele felsefesi, yaşam felsefesi, değer yaratma zihniyeti, zor koşullar karşısındaki tutumu, yoldaşlığı, partiye bağlılığı, Önderliğe ve halka bağlılığı, anın devrimcisi olma, yani zamanın ruhuna uygun devrimcilik yapma, yerinde ve zamanında adım atma, bu temelde gereken ciddiyet ve sorumlulukla görevlere sahip çıkma yaklaşımının tümü 14 Temmuz direnişinde görülmektedir.
PKK Diyarbakır zindanında öldürülmek istendi, halkın umudu zindanlara gömülmek istendi. Kürt halkına her türlü hakaretler yapılarak Kürt’ün iradesi, duygusu çiğnenmek istendi. Bu yönüyle 14 Temmuz direnişi, duruşu, tutumu Kürt’ün sömürgecilik karşısında, zulüm karşısında, baskı karşısında onurlu duruşunu ifade etti. Kürt tarihi ve Kürdistan tarihindeki en onurlu duruş gerçekten de Diyarbakır zindanında 14 Temmuz direnişçilerinin gösterdiği duruştur. Bu açıdan ulusal onur payesi almayı hak ettiler. 14 Temmuz da ulusal onur günü olmayı hak etti. Onlardan daha büyük onurlu duruş, o günden daha büyük onurlu duruş günü yoktur. Tüm Kürtler Kemal’in, Hayri’nin, Akif’in, Ali’nin duruşuna bakarak, öğrenerek yaşamlarındaki duruşu ortaya koymalıdırlar. Gerçekten de Kürtler onurlu bir toplum olacaksa, Kürt onurlu bir kişi olacaksa, Ortadoğu’nun en onurlu halkı haline gelecekse 14 Temmuz duruşunu, tutumunu, duygusunu esas alacaktır.
14 Temmuz ruhu Kürt toplumunun kimliğini, Kürt’ün kişiliğini şekillendirmede çok önemli etkide bulunmuştur. Kürt bugün dünyada başı dik duruyorsa ve onurluysa, Kürt bugün onurlu ve kendine güvenen bir direniş gösteriyorsa, her türlü zulüm ve baskı karşısında onurundan taviz vermiyorsa, onurlu duruşunu, kişiliğini ortaya koyuyorsa bunda tabii ki 14 Temmuz onurlu duruşunun payı belirleyicidir. Bu açıdan 14 Temmuz günü onur günü olmayı hak ettiği gibi, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz da onurlu Kürt kişiliğinin açığa çıkmasının sembolleri olmayı hak etmişlerdir.

 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi siyasi, toplumsal, örgütsel olarak ele alındığında Kürt Özgürlük Hareketi açısından nasıl bir sonuç doğurmuştur?
14 Temmuz ölüm orucu sadece Kürt Özgürlük Hareketi açısından değil, Kürt halkı açısından da tarihi bir öneme sahiptir. Kürt gerçeğinde bir dönemeçtir. Kürt’ün iradesi, azmi ya 14 Temmuz’da kırılacaktı, ya da 14 Temmuz kırılmayan Kürt iradesini ortaya çıkararak Kürt ve Kürdistan tarihinde yeni bir dönüm başlatacaktı. 14 Temmuz direnişi kırılmayı değil, Kürt tarihindeki yeni bir yükselişi, yeni bir dönüm noktasını ortaya çıkarmıştır. Koşullar ne kadar umut kırıcı, baskı ve zulüm ne kadar zor olursa olsun, mücadele edilebileceğini, kazanılabileceğini 14 Temmuz direnişi ve direnişçileri göstermiştir. Bu yönüyle Diyarbakır zindanı, zindandaki duruş, ya da PKK’nin Amed zindanındaki tutumu geleceği belirleyecekti ve belirledi.
14 Temmuz’da PKK’nin Önder kadroları Türk devletinin bu uğursuz amaçlarıyla hesaplaştılar. Koşullar ne olursa olsun biz direneceğiz, bu uğursuz amaçları başarısızlığa, yenilgiye uğratacağız, bu uğursuz düşünceler, amaçlar hedeflerine ulaşamayacak diye direniş başlattılar. 14 Temmuz direnişi, zorun zoru koşullarda mücadele edeceğiz, başaracağız, koşullar ne kadar zor olursa olsun mücadele ve direniş sürecek, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı mutlaka sağlanacaktır düşüncesiyle başlatılmıştır. Ve zorun zoru koşullarda bu direniş başarıyla sonuçlanmıştır.

Amed zindanında ortaya çıkan direniş ve ihanet çizgisi nasıl somutlaşmıştır?

Amed zindanı, direnişin de, ihanetinde çarpıcı bir şekilde ortaya çıktığı bir mücadele alanı olmuştur. Zaten Sömürgeci Türk devleti, politikasını esas olarak PKK tutsakları üzerinde yürütmüştür. PKK’nin önder kadroları ve kadrolar üzerinde baskı yaparak teslim alarak düşüncelerinden vaz geçirmek ve kendi örgütüne toplumuna ihanet eder konuma getirmek için sistematik bir vahşet uygulamıştır. Bu açıdan PKK kadrolarına, önderlerine uygulanan politika farklı olmuştur. Direnen de zaten PKK olmuştur. Türkiye solundan Orhan Keskin gibi tek tek direnenler olmuştur. Yine Türkiye solundan TKP/ML TİKKO o zaman grup olarak yakalanmışlardı. Onlar da direnişe sayıları azdı ama katıldılar. Bu yönüyle direnişçi bir tutum içinde oldular. Böyle demek doğrudur. Belki sayıları azdı. Bütün direnişlerin içinde yoklardı ama özellikle 82 direnişine bir arkadaşları katılmıştı. 84 ölüm orucunda daha fazla arkadaşları katıldılar ve sonuna kadar da götürdüler. Bunun dışında Kürt grupları kesinlikle direnme içinde olmadılar.
1980 yılında biz ilk direniş teklifini götürdüğümüzde onlar; "Cunta gelmiştir, şu anda direnmeye gerek yok. Öyle sizin belirttiğiniz gibi çok fazla da tutsakların üzerine gelemezler. Dünya kamuoyu buna müsaade etmez" diyerek direnişe katılmadılar. Ve kendi teslim olmalarını da normal gördüler. PKK ise direndi. Ve direniş kırıldığında ise direnmeme durumunu meşru ya da doğru görmedi. Direnmediği her günü kendisi için lanetli bir gün olarak gördü. Kendi kendisine sitem etti. Ve sürekli bir özeleştiri içinde olarak kendi durumunu mahkum etti. Kabul edilemez gördü. Direnmediği günleri devrimciliğe ve Kürt halkına layık olamama olarak değerlendirdi. Bu tutum, PKK önder kadrolarında ve kadrolarında ister istemez bu durumdan çıkmak ve bir direniş geliştirmek eğilimini ortaya çıkardı. Diğer gruplarda ise teslimiyeti direnmemeyi, normal görme vardı. PKK önder kadroları normal görmediler. Kendilerini lanetlediler. Bu tabi PKK ile diğer örgütler arasındaki farkı ortaya koyuyordu. Bu nedenle de düşman en fazla direnen mücadele etmek isteyen PKK önder kadroları ve kadroları üzerine geldi. Esas onları hedefledi. Onları itirafçılaştırmak ve pişman ettirmek istedi. Bunun sonucunda PKK’de ihanetler çıktı ama ihanetleri kat be kat aşan direniş gerçeği ortaya çıktı.
Her örgütün cezaevindeki tutumu dışarıdaki siyasi-ideolojik-politik-örgütsel yaklaşımın izdüşümü oldu. Kuşkusuz PKK yapısı ve kadroları içinde ihanetçiler de çıktı. Şahin Dönmez, Yıldırım Merkit, Hıdır Akbalık gibi her gruptan Urfa, Amed, Elâzığ, Siirt, Batman, Mardin grublarından da birkaç kişi itirafçı oldular, ihanete gittiler. Yoğun baskılar sonucu bunlar gerçekleşti. Ancak sonuç olarak başarılı olamadılar. Zaten 14 Temmuz Direnişi’nden sonra birkaç kişi dışında itiraf edenlerin çoğu itiraflarını geri aldılar. Ve direniş çizgisi Amed’de hakim oldu. 14 Temmuzda, öncesi ve sonrasında direnenler yaşamını yitirenler oldu. İhanet edenler de tabi cezasız kalmadı. Bu yönüyle kendi içinde çıkan ihaneti de affetmedi. Böylelikle Amed’de keskin bir direniş ve ihanet gerçeği en somut biçimde ortaya çıktı. İhanet edenlerin yaşayanları ise kendi kimliğinden, sosyalizmden, Kürtlüğünden vaz geçerek tümden düşkün bir kişilik olarak sömürgeci devletin piyonu olarak tamamen çanak yalayıcı haline geldiler. Ama buna karşı 14 Temmuz ruhunun harekete geçirdiği ve ihanet ezecek güçte de olan direnen bir halk gerçeği ortaya çıktı.
Amed zindanında direnişin sert sürdüğü ortamda ihanet çizgisi de direniş çizgisine en net biçimde ortaya çıkmıştır. Bu aslında olumlu bir gelişmedir. Direniş ve ihanet çizgisinin netleşmesi kadar güzel bir şey olamaz. Kötünün ne olduğunu bilmek, iyinin ne olduğunu bilmek kadar Kürt halkını özgür ve demokratik yaşama götürecek başka bir durum olamaz. Bu yönüyle de Amed zindanlarında ihanet gerçekliğinin net ortaya çıkması bile başlı başına direniş çizgisinin Amed’de ne kadar güçlü ve boyutlu olduğunu göstermektedir.

14 Temmuz direnişi 12 Eylül darbecilerini nasıl etkiledi?

Kuşkusuz 14 Temmuz’un siyasal sonuçları olmuştur. Her şeyden önce o güne kadar kendisini başarılı gören, başarılı sayan, her türlü direnişi ezdiğini düşünen askeri cunta Diyarbakır zindanı şahsında 12 Eylül direnişi karşısında yenilgiye uğramıştır. Aslında 12 Eylül’ün yenilgisi ve başarısızlığının başlangıcı 14 Temmuz direnişidir. Bunun somut ifadesi zindanda görülmüştür. 14 Temmuz’dan sonra, o güne kadar zindanda baskı yapan, zulüm yapan, görülmedik işkenceleri uygulayan, tüm işkenceleri yöneten Esat Oktay bir daha zindana uğramamıştır. Çünkü o şöyle diyordu; “hepinizi teslim alacağım, hepiniz benim dediğim gibi olacaksınız, öyle ki bu zindandan bile çıkamayacaksınız”. Yani “sizleri öyle bir hale getireceğim ki, topluma çıkacak yüzünüz kalmayacak” diyen Esat Oktay Yıldıran 14 Temmuz direnişinden sonra tutsakların karşısına çıkamamıştır, yüzüne bakacak gücü kendinde görememiştir. Çünkü yenilgiye uğramıştır.
Benzer bir durum dışarıda cunta için geçerlidir. Cunta o güne kadar, “ben geldim Türkiye ve Kürdistan’ı huzura kavuşturdum”, diyordu. Kendisini kahraman olarak gösteriyordu. Türkiye toplumuna ve halkına zulüm yapan 12 Eylül cuntası, sanki Türkiye’ye huzur getiren bir güçmüş gibi kendini lanse ediyordu. 14 Temmuz direnişçiliği bunları yerle bir etmiştir. Kürdistan’da hakim kılınmak istenen pasifikasyona, zulme karşı öfke açığa çıkarılmıştır. PKK bu direnişle her türlü zulme karşı mücadele edeceğini ve kazanacağını ortaya koyarak daha da büyümüştür. Bu anlamda 14 Temmuz PKK’nin ideolojisinin, düşüncesinin, pratiğinin en güçlü pratikleşmesi olmuştur. 14 Temmuz direnişiyle PKK Kürt toplumu ve dünya karşısında direnişçi karakterini, mücadeleci karakterini, özgürlükçü karakterini ortaya koyarak cuntanın hedeflerini boşa çıkarmıştır. Cunta, Kürdistan’da teşhir olmuştur, dünyada teşhir olmuştur. Ortadoğu’da başarılı olduğunu düşünen cunta karşısında bir Kürt halk gerçekliği olduğu, bir PKK gerçekliği olduğu görülmüştür. 14 Temmuz’a karşı Türkiye ve Kürdistan toplumundaki uyanışı da açığa çıkarmıştır.
Türkiye ve Kürdistan’da askeri olarak Türk devletinin bir hakimiyeti vardı. 14 Temmuz direnişinin gerillaya yönelik ülkeye dönüş mesajı nedeniyle gerilla hazırlıklarını, çalışmalarını daha da hızlandırmıştır. Yani 14 Temmuz Direnişi PKK’nin II. Kongresinde aldığı ülkeye dönüş kararını güçlendirmiştir. 14 Temmuz direnişinden sonra tüm kadrolar bir an önce ülkeye dönme heyecanı yaşamaya başlamışlardır. Artık mültecileşme eğiliminin sesi çıkmaz hale gelmiştir.
14 Temmuz direnişinin yarattığı etkiyle yapılan hazırlıklar yavaş yavaş ülkeye aktarılmaya başlanmıştır. 1982’in sonu ve 1983’ün başı bu hazırlıkların yoğunlaştığı süreç olmuştur. Nitekim Türk devleti bu gerçekliği görerek 1983 yılında büyük bir gürültüyle Güney Kürdistan’a Güneş adı altında askeri bir harekat yapmıştır. Yüzlerce, hatta binlerce PKK gerillasının öldürüldüğü, diğer örgütlerden de öldürüldüğü, örgütlerin tasfiye edildiği, etkisizleştirildiği basına yansıtılmıştır. Bu gerçeklik 12 Eylül askeri cuntası karşısında bir ölüm sessizliğinin artık olmadığını, NATO’nun ikinci büyük ordusu olan Türk ordusunun büyük bir propagandayla askeri harekât yapmasına vesile olacak kadar bir alternatif gücün tarih sahnesine çıkmaya başladığını ortaya koymuştur. 1983 harekatı aynı zamanda Türk devletinin PKK’nin yaptığı hazırlıkların kendisi açısından tehlike anlamına geldiğinin farkında olduğunu göstermektedir. Böylelikle 14 Temmuz ruhunun Kürt Özgürlük Hareketi’nde, Kürt toplumunda yarattığı etkiyi kırarak daha ilk başlangıcında ürkütmek, korkutmak, vazgeçirmek istemiştir. Ama 14 Temmuz ruhu, zor koşullarda direnmenin ve başarmanın ruhudur. Bu ruhla dolu olan Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt halkı bu tür operasyonlar karşısında bırakalım yılmayı, daha fazla mücadele etme  kararlılığına ulaşmıştır.

14 Temmuz direnişinin yaşam ve mücadele felsefesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kuşkusuz 14 Temmuz’un yaşam ve mücadele felsefesi açısından öğrettikleri çok büyüktür. Aslında Kürt’ün yeni yaşam felsefesi, 14 Temmuz’da yaşamını yitiren Kemallerin, Hayrilerin, Kemallerin, Akiflerin, Alilerin yaşam ve mücadele felsefesi olmalıdır. Kürt’ü özgür ve demokratik yaşama kavuşturacak olan da bu mücadele felsefesidir. Kürt halkını bugünden başlayarak tüm zamanlarda özgür ve demokratik yaşama kavuşturacak ve bu temelde Ortadoğu halklarının öncüsü haline getirecek olan da bu yaşam ve mücadele felsefesidir. M. Hayri Durmuş ve Kemal Pir yoldaşların söylediği birkaç söz üzerinde yaşam ve mücadele felsefesini değerlendirmek yerinde olur. Hayri Durmuş “Mezarıma halkına karşı borçludur yazın” derken, Kemal Pir ise “ben yaşamı uğruna ölecek kadar seviyorum” demiştir. 14 Temmuz direnişine başladıktan sonra Kemal Pir’in ölüme doğru giderken “oh be, özgürlük ne kadar güzel!” demesi, yine tüm direnişçilerin şehadetleri yaklaştıkça moral düzeylerinin yükselmesi, rahatlamaları, insanlığa, halka, Önderliğe ve örgüte karşı sorumluluklarını yerine getirmenin huzuruyla ölümü karşılamaları, bu Önder kişilikler şahsında 14 Temmuz direnişçiliğinin yaşam ve mücadele felsefesini ortaya koymaktadır.
Onların yaşamı ve mücadele felsefesi bugün tüm Kürt halkının yaşam ve mücadele felsefesine yön vermektedir, tüm gençliğin yaşam ve mücadele felsefesine yön vermektedir. Tüm kadınların yaşam ve mücadele felsefesine yön vermektedir ve tüm PKK militanlarının yaşam ve mücadele felsefesine yön vermektedir. Eğer bugün Önder Apo zindanda büyük bir mücadele yürütüyorsa, yaşam ve mücadele felsefesi açısından dünya tarihine örnek oluyorsa, bunun nedeni hem 14 Temmuz yaşam ve mücadele felsefesini yaratmada en önemli rolü oynamasıdır, hem de 14 Temmuz’un yaşam ve mücadele felsefesiyle beslenerek onu en yüksek düzeyde temsil eden bir Önderlik gerçeğine sahip bulunmasıyla ilgilidir. Önder Apo’nun İmralı’daki duruşunu hem 14 Temmuz ruhunu yaratan, hem de 14 Temmuz ruhunu en iyi biçimde temsil eden bir kişilik ve Önderlik gerçeği olarak görmek, oradaki yaşam ve mücadele felsefesini bu temelde anlamlandırmak gerekmektedir.  

14 Temmuz: 15 Ağustos Atılımı’nın yolunu açtı


15 Ağustos Atılımı yıldönümünün yaklaştığı bu aylarda 14 Temmuz direnişinin halka, topluma ulaştırılması nasıl sağlandı, bunu değerlendirebilir misiniz?
14 Temmuz direnişi dört şahadetin olduğu bir direnişti, cezaevinde sarsıcı etkisi oldu. Bu topluma da yansıdı, toplum, halk o dönemde Diyarbakır zindanındaki direnişle, tutsaklarla yakından ilgiliydi, Bu nedenle de direniş gerçekleşince, duyulunca bunun yankısı çok büyük oldu. Hatta toplum fazlasıyla tartıştı ve bu direnişi layık olduğu düzeyde destansı bir biçimde dile getirdi. Kuşkusuz 14 Temmuz direnişinin duyulmasıyla birlikte PKK de yoğun bir propaganda yaptı. 14 Temmuz direnişinin öğretilmesi, tanıtılması konusunda başta Kürt Halk Önderi Önder Apo olmak üzere tüm PKK yönetim ve kadroları 14 Temmuz direnişine sahip çıktı. Topluma tanıtılması için büyük çaba gösterdi. Zaten 15 ağustos atılımına giden süreçte gerillanın silahlı propaganda yaptığı dönemde de en fazla dile gelen konu 14 Temmuz’du. Toplum 14 Temmuz şahsında mücadeleye katılıyor ve 14 Temmuz direnişi ile PKK gerçeğini tanıyordu.
PKK’nin militan duruşu ve tutumu 14 Temmuz ruhuyla topluma yansıtılıyordu. Bu açıdan 14 Temmuz direnişi çok etkili bir biçimde topluma yansıdı, Kürt toplumu açısından çok önemli bir direnişti. Zor koşullarda bu direnişin gerçekleşmesi Kürt toplumunda çok büyük değer buldu. Bu direniş ile PKK’nin bu mücadeleyi yaratacağına inanıldı. Belki romanı, edebiyatı, sanatı çok güçlü yapılmadı, eğer sanatı yapılsaydı belki toplumda ve dünyada tanınması daha güçlü olurdu. Ama hem 15 Ağustos Atılımına giden süreçte 14 Temmuz direnişi rolünü oynadı, topluma tanıtıldı hem de o günden bu güne 14 Temmuz direnişi şahsında mücadele gerçeği toplum içinde etkili oldu. Türkiye ve dünyayı da etkiledi. Belki Türkiye’de daha çok çekilen acılar anlatılıyor ama arada ortaya çıkan bunu da gündemleştiren Diyarbakır zindanındaki direnişler olmuştur.

Direnişin bu kadar uzun sürece yayılarak günümüze kadar etkili olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Kuşkusuz 14 Temmuz direnişi herhangi bir direniş gibi değildir. Kürt halkının, Kürt Özgürlük Hareketinin en zorlu döneminde gerçekleşmiştir. Kürt halkı üzerinde zulüm, baskın arttı, tüm Kürdistan’ın Diyarbakır zindanı gibi bir işkence haneye çevrildiği dönemde 14 Temmuz direnişi gerçekleşmiştir. Yine zindan da ki en zor koşullarda gerçekleşmiştir. PKK’nin zindanda ki tutsaklar üzerinden bitirilmek istenmesi itirafçılığın, hainliğin geliştirilerek PKK’nin Diyarbakır zindanına gömülmek istendiği bir dönemde gerçekleşmiştir. Yine 12 Eylül rejiminin kendisini en fazla güçlü gördüğü, gücünün zirveye ulaştığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bütün bunlar toplumu da etkilemiştir, siyasal etkisinin de çok güçlü olmasını ortaya çıkarmıştır. Halk açısından bu kadar değer olmasaydı, halkın en zor döneminde halka moral, güç veren,  halkın geleceğe umudunu artıran bir direniş olmasaydı tabi ki etkisi sınırlı olurdu. Kısa sürede unutulurdu.
Yine örgütümüzün yurt dışına çıktığı, zor koşulların yaşandığı, tasfiyeciliğin dayatıldığı bir dönemde bu direniş gerçekleşti, Önder Apo’nun çabalarıyla mücadele geliştirilmek istenirken 14 Temmuz direnişinin ortaya çıkması, bu çabaya güç vermesi ve bu çabaya 15 Ağustos ile taçlandıracak bir düzeyde etkide bulunması tabi ki etkisini bu günlere kadar taşımıştır. Bu halkın önünü kim tutabilir, ne kadro unutabilir ne dostlar unutabilir, ne Türkiye’de 12 Eylül rejimi altında büyük baskı altında olan Türkiye halkı unutabilir. Diyarbakır zindanı Türkiye’de bu kadar gündemleşmesinin nedeni de bu direnişin sadece Kürdistan toplumu açısından değil, Türkiye toplumu açısından da anlamlı olduğundandır, 12 Eylül’e büyük bir darbe vurmuştur, 12 Eylül’ün karizmasını çizmiştir, 12 Eylül’ü teşhir etmiştir. 1982 yılında gerçekleşen böyle bir direniş etkisini bu günlere kadar sürdürmüştür. Bugün de hala Türkiye’de baskı ve zulüm düzeyi var, hala Türkiye demokratikleşememiş, Türkiye’de hala zihniyet çok fazla değişmemiş, o otoriter zihniyet sürmektedir. Bu zihniyetin sürdüğü bir dönemde bir ortamda tabi ki 14 Temmuz gibi hegemonya ya zulme, baskıya karşı sabreden, direnen bu baskıyı zulmü kıran, etkisizleştiren bir direniş tabi ki değerinden bir şey yitirmeyecek, her zaman zulme, baskıya karşı mücadelede moral kaynağı güç kaynağı olacaktır. Bu sadece Kürt halkı açısından değil, Türk halkı açısından değil, Ortadoğu halkları açısından da 14 Temmuz’un zor koşullarında içerde ve dışarda zor koşulların olduğu bir süreçte bir hamle, bir direniş gücü, başarılı bir mücadele gücü olarak ortaya çıkması bu direnişin etkisinin uzun süre sürmesini beraberinde getirmiştir.


AVAŞİN ADAR/ANF/BEHDİNAN