Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bilindiği gibi 15 Şubat 1999 yılında
asrın uluslararası komplosuyla esir alındı. On dört yıldır esareti ağır
tecrit koşulları altında sürmekte. Peki Sayın Öcalan uluslararası
komployla neden esir alındı? Esaretinin ve ağırlaştırmış tecrit
koşullarının tarihsel arka planı ve güncel gelişmelerle bağı ne?
Kürt Halk Önderi Öcalan’a karşı geliştirilen uluslararası komplonun
tarihsel arka planı olmakla birlikte halen güncelliğini koruyan
gelişmelerle de bağlantısı çok güçlü. Sayın Öcalan’a 6 Mayıs 1996’da
geliştirilen uluslararası komployla ne hedeflenmek istendi? Komplonun
uzun ve kısa vadede amacı neydi vs. gibi birçok soru geliştirildiği ilk
günden bu yana bugünkü güncel gelişmelerle de kendi cevabını tek tek
bulmakta.
Uluslararası komplocu güçlerin birinci ve ikinci dünya savaşları
ardından tüm yönleriyle (ideolojik, siyasal, askeri vs.) sistemsel ve
yapısal temelde krize girdiği ve bir kaos aralığının yaşandığı
bilinmekte. Sistemsel arayışının güçlü ve kalıcı olabilmesi için
özellikle Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç vardı. Bu
yapılandırmanın önünde en büyük engel (!) Sayın Öcalan ve onun yarattığı
PKK gerçeği görülüyordu. Kapitalist sistem kendini yeniden
yapılandırırken Ortadoğu’da ona alternatif olabilecek ve bu alternatif
olma gerçeğiyle demokratik uygarlığın başta tarihsel ve toplumsal
gerçeğini açığa çıkarabilecek, özellikle de dünya halklarında gelişen
özgürlük umuduna ve inancına küresel demokratik mücadelesiyle öncülük
edebilecek olan Sayın Öcalan’ı ve PKK’yi ilk hedefine aldı. Kuşkusuz 6
Mayıs’ta geliştirilen komplo, uluslararası güçlerin özgürlük hareketine
dönük ilk komplosu değildi.
Uygarlık denen sistemin siyaset ve mücadele anlayışının beş bin yıldır
iki temel anlayışla geliştiği bilinmekte. Uygarlık sistemi kendisine
karşı direnen irili-ufaklı alternatif olarak gördüğü tüm toplumsal
güçleri ya sistem içileştirerek çözme ya da karşıtlaştırıp inkar ederek
marjinalleştirme, tehlike olmaktan çıkarma ve imha etmekle sonuç alma
çabası tarihten günümüze kadar yürüttüğü temel siyaset biçimi olmuştur.
Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi tarihi boyunca bu tür siyaset
yöntemleriyle çeşitli komplolarla karşılaşmıştır. 6 Mayıs uluslararası
komplo gerçeği ise bunu aşan bir düzeyde, tüm Ortadoğu halklarını hedef
alan bir temelde geliştirildi. 6 Mayıs komplosu başarıya ulaşmayınca
uluslararası komplocu güçler hareket içinde ve dışında farklı arayışlara
girdi. Bu arayışlar Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı sonuç almayınca 9
Ekim’le başlatılan 15 Şubat asrın en büyük uluslararası komplosu devreye
sokuldu. Uluslararası komplocu güçler Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ı
esir alarak kendilerince Ortadoğu’ya daha rahat müdahale edecek ve
Ortadoğu halkları adına tek söz sahibi olacaktı. Sayın Öcalan’ın
İmralı’da geliştirdiği ideolojik, siyasal mücadele ve PKK hareketinin
özgürlük mücadelesindeki ısrarı uluslararası komplocu güçlerin tüm bu
planlarını bozunca bu sefer komplocu güçler 20 Mart 2003 itibariyle
Irak’a müdahale geliştirdi. Sayın Öcalan’a karşı geliştirilen
uluslararası komplo ve ardından gelişen esaret, özünde Ortadoğu’ya adeta
üçüncü dünya savaşını aratmayacak bir müdahaleyi hedef almaktaydı.
Irak müdahalesi kapitalist modernitenin, küresel sermayenin Saddam
şahsında Ortadoğu’da ulus-devlet devrinin kapandığının mesajını vermek
ve sistemin kendini etkin kılabileceği daha esnek bir yapılanmayı
geliştirmek istediğinin bir göstergesiydi. Ancak sistem güçlerinin Irak
ve ardından Afganistan’a olan müdahalesinin kendileri açısından
yeterince sonuç vermediğini, aksine sistemin giderek yapısal krizleri
peş peşe yaşadığını ve sistemin bu başarısızlığının sonucu Ortadoğu’da
ideolojik, siyasal ve sistemsel açıdan boşluk doğduğunu görüyoruz. Bu
boşluğu çok iyi okuyan, tarihsel ve toplumsal bilinci giderek gelişen ve
Ortadoğu’nun köklü direniş geleneğini güçlü yaşayan ve dış müdahalenin
yaratmak istediği yaşam, kültür biçimini bir türlü içine sindiremeyen
Ortadoğu halkları, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yılı bulan özgürlük
ve direniş mücadelesinin bir yaşam ve kültür yarattığını görerek,
inancını ve umudunu daha da güçlendirmiştir. Tunus, Mısır, Yemen, Libya
ve Suriye’de gelişen halk ayaklanmalarının özü bununla ilgilidir.
Ortadoğu halkları artık ne uluslararası güçlerin kendisine çizdiği yaşam
biçimini, sistemini ne de Ortadoğu’nun diktatöryal rejimlerin
ulus-devlet temelinde gelişen yaşam biçimini, sistemini kabul
etmektedir. Kürt Halk Önderi’nin deyimiyle “halkların zamanı, halkların
özgürlük baharı” 2000’li yıllarla birlikte giderek gelişmekte, halklar
özgür ve daha demokratik bir sistem içinde yaşamak istemektedirler.
Ancak bu devrimsel ayaklanmaların halklar lehine ne kadar sonuç vereceği
ve kendi sistemini Ortadoğu’da ne kadar oluşturabileceği halkların
örgütlü mücadele gücü ve ittifakıyla belli olacaktır. Bu açıdan sadece
biz Kürtler değil, Ortadoğu halkları olarak da tarihsel ve bir o kadar
önemli bir dönemeçten geçiyoruz.
Ortadoğu açısından ideolojik, siyasal, örgütlü gücüyle stratejik düzeyde
gelişen devrimlerin öncülüğünü yapabilecek, Ortadoğu demokratik
konfederalizmi bir model olarak geliştirebilecek ve küresel demokratik
mücadelenin önün açabilecek, sistem olarak da demokratik modernitenin
gelişimini güçlendirebilecek olan Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan ve Kürt
Özgürlük Hareketi’dir. Çünkü Sayın Öcalan önderliğinde Kürt Özgürlük
Mücadelesi, Ortadoğu halkları içersinde paradigmasal dönüşümünü çok
güçlü yaşamış, buna göre programını ve yol haritasını çizmiş, bu temelde
kendi öz örgütlülüğünü ve sistemini giderek oluşturmaya ve bunun
mücadelesini dördüncü stratejik mücadelesiyle geliştirmeye başlamıştır.
Dolayısıyla Ortadoğu halkları içersinde devrim sürecine en hazırlıklı
giren ve halklarla güçlü demokratik ulus ittifakını oluşturacak olan
Kürt halkı olmaktadır.
İçinde bulunduğumuz bu tarihsel sürece tabii ki herkes, uluslararası,
bölgesel ve toplumsal tüm güçler müdahil olmak istemektedir. Sürecin
aktörlüğüne oynayan uluslararası güçler ve onun en sadık faşist gücü
olan AKP Sayın Öcalan’ın bu tarihsel rolünü bilerek, Sayın Öcalan’ın
sürece müdahil olmasını engellemek için esaret altında tutmakta ve
ağırlaştırmış tecrit koşullarını sistemli bir şekilde geliştirmektedir.
Ancak sistem güçlerinin bir türlü anlayamadığı Öcalan’ın bedeni esir
olsa, ağırlaştırılmış tecrit koşullarında bulunsa da artık önü
alınamayacak bir şekilde çığır açan düşünceleri Kürt toplumu içersinde
beden bulmakta, giderek kendi sistemini oluşturmaktadır.
Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin giderek Kürt toplumunda, Ortadoğu’da
beden bulmasından korkan faşist AKP hükümeti Kürt Halk Önderi Sayın
Öcalan’ı on bir aydır en ağır tecrit koşullarında tutarak sözümona
Kürdistan’da ve Ortadoğu’da söz sahibi olacak. AKP’nin bunu şimdiye
kadar başaramadığı ortada. Nasıl mı? Korku imparatoru olan AKP,
paronayak bir şekilde düşünen, konuşan her insanı KCK sanığı diyerek
tutuklamaktadır. Yaşayan, düşünen, konuşan her Kürt gencinden korktuğu
için Roboskî türü katliamların arayışına girmekte, dağ, taş demeden
askeri operasyonlarını aralıksız sürdürmektedir. Özel savaş medyasıyla
her gün bir gündem yaratarak başarısızlığını gizlemeye çalışmaktadır.
Kürt Halk Önderi neden esir?