
Bundan bir ay kadar önce Çetiner Çetin, Hüsnü Mahalli ve birkaç gazetecinin yaptığı panele katılanların tümü, “Abdullah Öcalan sadece Kuzey Kürdistan’da değil, Kürdistan’ın diğer parçalarında da en fazla benimsenen liderdir” diyordu. “Güney Kürdistan’da da bir seçim ya da referandum olsa ve Kürtler seçtiklerinde içeride ve dışarıda siyasi sorun çıkmayacağını bilseler, Abdullah Öcalan seçilirdi” tespitini yapıyorlardı. Kürt Halk Önderinin itibarı ve gücü bu kadar yüksek. Bu da özgürlük için yapılan kampanyaya yansıyor. Güney Kürdistan ve Rojava halkı da tümüyle Kürt Halk Önderinin özgürlüğünü istiyor. Yeminli Apo ve PKK düşmanları dışında Kürtler içinde bu Önderliğin özgürlüğünü istemeyen yok.
Yakın zamanda Avrupa’da yapılan Kürt Ulusal Konferansı(KNK)’ndan da “Kürt Halk Önderine Özgürlük” çağrısı çıktı. Bu Kürt konferansına hemen hemen tüm Kürt partileri ve siyasi çevreler katılmıştı. Bu gerçek bile bu Önderliğin Kürtler açısından ne anlama geldiğini göstermektedir. Özellikle de Kürt kadınları bu Önderliğe çok bağlılar; en fazla da onlar bu imza kampanyasında yer alıyorlar. Bu gerçeklik esas olarak bu Önderliğin özgür olduğunu göstermektedir. Zaten bu önderliğin mi daha özgür düşündüğü, yoksa dışarıdakilerin mi daha özgür düşündüğü herkesin takdirindedir.
Bir halkın bir önderliği bu kadar bilinçli ve inançlı sahiplenmesi, o halkın öncüsüne, politikasına ve iradesine kavuştuğunu gösterir. Bir halk bu düzeyde önderliğine sahipleniyorsa bu özgür ve iradeli yaşamda ısrarlı olduğunu, bilinçli olduğunu ortaya koyar. Bir halk Önderine ve mücadele örgütüne bu kadar bağlıysa o hareketi hangi güç bastırabilir? Artık efsanelerin yenilmezliği gibi bu önderlik ve örgütü de yenilgiye uğratılamaz.
Herhangi bir önderlik, Kürt Halk Önderi gibi bir uluslararası komplo yapılıp İmralı sistemi gibi bir tecrit ve siyasi bitirme sistemi içine alınsaydı bir daha ismi anılmazdı. Ancak bu Önderlik bu koşullarda daha da büyüdü. Hem kendisini büyüttü, hem mücadeleyi büyüttü, hem de halkı güçlendirdi. Kürtler, bu Önderliği ve hareketi tanıyanlar bu kampanyaya imza veriyorlarsa, sadece bu Önderliğin özgürlüğüne imza vermiyorlar, kendi özgürlüklerine de imza veriyorlar. Kendilerini özgür kılmak istiyorlar. Kendi siyasi iradelerini ve mücadelelerini güçlendirmek istiyorlar. Bu Önderliğin varlık, özgürlük ve demokratik yaşam olduğunu biliyorlar.
Bu Önderlikle Kürt halkı arasındaki ilişkiyi anlatmak büyük bir sosyolojik ve psikolojik analiz ister. Özcesi bu halk ile önderlik arasında özel bir ilişki vardır. Bunu bazı yeminli Apo ve Kürt düşmanları dışında herkes görmekte ve anlamaya çalışmaktadır.
Kürt Halk Önderinin son bir yıllık süreç içerisindeki gücü ve etkisi bile bu önderliğin özgürlüğünün kaçınılmaz olduğunu gözler önüne sermiştir. Bir halkın özgür ve demokratik yaşamı için tartışmalar ve görüşmeler başlayacak, ama o halkın Önderliği özgür olmayacak! Bu mümkün değildir. Eğer bir barış olacaksa bu mutlaka o halkın önderliğinin özgürlüğüyle sağlanır. Yoksa barış olmaz. Barış olacağı sanılır, ama barış olmaz. Kaldı ki barış sürecinin sağlıklı sürmesi ve kalıcılaşması için de bu önderliğin özgürleşmesi gerekir.
Kürt Halk Önderi “toplum özgür olmadan ben özgür olmam” diyor. Bu nedenle bu toplumun özgürlüğü için çaba gösteriyor. Bu önderliğin böyle söylemesi anlaşılırdır. Ancak bu toplumun özgürlüğü için çalışanlar Önderliğin özgürlüğüne bigane kalamazlar. Bir halkın önderinin özgürlüğüne ilgisiz kalanlar, o halkın özgürlüğüne ilgisiz kalır. Bir halkın önderine yaklaşım o halka yaklaşımdır. Bu açıdan sadece Kürt halkının ve toplumun değil, Kürt sorununun çözümünden söz eden, çözüm süreci diyen AKP Hükümetinin de bu konuya ciddi yaklaşması gerekir. Yoksa ne Kürt toplumu ne de demokratik güçler AKP’nin samimiyetine inanır. Özelikle Kürt Halk Önderi bu sürecin esas aktörüyse!
AKP Hükümeti Kürt halkının bu önderliğe neden bağlı olduğunu anlamadan bu sorunu çözemez. Bu Önderlik Kürt birliğini oluşturmuş, Kürtlere özgürlük bilinci vermiş bir önderliktir. Bu açıdan Kürt toplumu ciddiye alınıyor, onun özgür ve demokratik talepleri konusunda bir şeyler yapılacağı söyleniyorsa, bu Önderliğin özgürlüğüne doğru yaklaşılması lazım. Kürt halkının, demokrasi güçlerinin her yerde bu Önderliğin özgürlüğünü istemesine bir yaklaşım göstermesi lazım. Samimiyetin ilk sınavı bu olacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi gerillayı sınır dışına çıkararak AKP Hükümeti ve Türk devletine büyük bir imkan tanımıştır. Bu hükümete Kürt sorununun çözümü için adım atma fırsatı vermiştir. Eğer buna değer verilmezse, Kürt Halk Önderine yaklaşımda çok önemli değişiklikler yaşanmazsa, bu süreç sağlıklı yürütülemez. Sürecin sağlıklı yürütülmesi için bu Önderliğin özgürleşmesi gerekir. Bu Önderlik dışında hiç kimse bu sürecin sağlıklı yürütülmesinin güvencesi olamaz. Bu Önderlik özgürleşmediği takdirde çözüm istemeyenler harekete geçer ve bu süreci sabote eder. İşte tüm bunlara karşı tedbir alacak ve bu sürecin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüyle sonuçlanmasını sağlatacak olan bu Önderliktir.
Tabii ki tüm bu sözlerimiz Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenleredir.