- KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, "Rêber Apo’nun sadece masa başında yapacağı tartışmalarla sorunun çözüleceğini sanmak, siyasetten ve siyasi mücadeleden hiçbir şey anlamamaktır" dedi.
- Kürt halkının doğrudan kendini ilgilendiren bu konuda seyirci ve pasif kalamayacağını vurgulayan Bayık, bunun özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten halk gerçekliğine de uygun olmadığının altını çizdi.
- Bayık, şunları vurguladı: "Halkın etkin müdahil olması gerekiyor. Çözümü ve geleceğimizi belirleyecek düzeyde bir örgütlülük ve eylem yoksa o zaman süreç anlaşılmamış demektir."
Devletten beklemenin, devletçi zihniyetin ideolojik hegemonyasını kabullenmek anlamına geldiğini vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, "Devletten bekleme anlayışı daha baştan köleliği kabul etmektir; verili ortama teslim olmaktır. Devletle toplum bir arada olan 2 öğedir. Aralarında sadece uzlaşma yoktur, mücadele de vardır. Hatta gerektiğinde bu mücadele sertleşebilir de. Silahlı mücadele olarak anlamamak gerekir. Toplum esas olarak örgütlü olduğunda mücadele gücüne kavuşur" dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF'nin sorularını yanıtladı. Dün başlayan ve bugün de devam eden söyleşinin bazı bölümleri özetle şöyle:
Yaklaşımımız açık ve nettir
'Çerçeve yasa' çıktı ama sürecin nasıl ilerleyeceği net değil. Yasanın şematik ve dogmatik bir yaklaşımla ele alınması işleri zora sokmak anlamına gelir. İşler, güvenlik bürokrasisine bırakılırsa süreci tıkatan durumlar çıkarır. Yol haritasının, hiçbir biçimde güvensizlik yaratmayacak biçimde olması lazım. Bizim yaklaşımımız açık ve nettir: Herhangi bir oyun, zaman kazanma vb. içinde değiliz. Bunu devlet de biliyor. Hem dışarıda tutan hem de hiçbir sağlıklı ve kabul edilebilir yol ve yöntem önermeyen bir durumun ilerleme sağlamayacağı açıktır. Hem Hareket'in yönetimi ve önemli bir sayı dışarıda tutulacak hem de 'şunlar şunlar yapılsın' denilecek.
Silahsızlanma iradesi vardır
Silahsızlanma iradesi ve pratiğini, belli düzeyde ortaya koyan Özgürlük Hareketimizin, bundan sonra daha net gösterme iradesi de vardır, ancak gerekli bazı yasal adımların atılmasıyla bu sürecin hızlandırılması konusunda bir ketumluk var.
Silahsızlanma ile siyasal adımlar paralel biçimde atılacak gibi bir yaklaşıma gerek yok, ancak siyasi ve hukuki adımların atılması silahsızlanma sürecinin hızlandırır. Sürecin doğası gereği böyledir. Yol ve yöntem farklı olsa da sorunu kalıcı çözmek esastır. Bu çözüm, adım adım gelişebilir ama maksat ve hedefin önceden belli olması önemlidir.
Bir halkın temel hakları
Türkiye’de demokratikleşme ile Kürt sorununun çözümü iç içedir. 100 yıldır Kürtler yararlanır diye demokratikleşme adımlarının atılmaması, bu gerçekliğin çarpıcı ifadesidir. Kürt sorunu, taleplerin yüksekliği ya da azlığı konusunda bir uzlaşma sağlamama olsaydı demokratikleşme sağlanmadan da çözülebilirdi. Sorun, bir inkarın kalkması ve bir halkın temel haklarının kabul edilmesi olunca ancak demokratikleşme sağlar. Bu açıdan demokratikleşme ile Kürt sorununun iç içe görülmesi, Türkiye’deki Kürt sorununun taşıdığı karakterle ilgilidir. Bunu anlamayanlar, ne Türkiye’yi demokratikleştirebilir ne de Kürt sorununu çözebilir.
Tarihsel sorumluluk var
Bazıları, AKP iktidarda diye sürece olumsuz yaklaşıyor. AKP’ye yönelik eleştirilerine haksız denilemez ama biz bu sorunu devlet ile çözmeye çalışıyoruz. Kürt sorunu da tüm Türkiye’nin sorunudur. En geniş yelpazede bir araya gelerek demokrasi mücadelesini vermek önemlidir. Bunun da önemli boyutunun Kürt sorunu olduğu açıktır. Sosyalistlerin ve demokratik güçlerin, Kürt sorununun çözümünü istediğine inanıyoruz. O zaman gündemde olan bu çözüm sürecine güç vermek ve içeriğini daha demokratik kılmak, sosyalistlerin ve demokratların tarihsel bir sorumluluğudur.
Masadaki tartışmalar yetmiyor
Rêber Apo, bu süreci başlatırken bir anlaşmanın varlığından söz etmedi. Devlet ve Özgürlük Hareketimiz, çatışmasızlığı doğru gördü. Rêber Apo, demokratik siyasal mücadele ile sorunu çözmeyi esas alıyor; 27 Şubat 2025'teki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nda bunun gerekçelerini de özlü biçimde ortaya koydu. Rêber Apo bu adımı bir yönüyle de Kürt halkı ve demokrasi güçleri adına da attı. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi Önderi'dir. Attığı adımın sahiplerinin de sürece düşünceleri ve demokratik eylemleriyle müdahil olması gerekiyor. Rêber Apo, Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi'nin başmüzakerecisidir. Bu rolünü oynarken tabii ki Kürt halkının düşünceleri ve tutumunu dikkate alacaktır. Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinin tutumunu ve desteğini yanında görmek isteyecektir. Rêber Apo’nun sadece masa başında yapacağı tartışmalarla sorunun çözüleceğini sanmak, siyasetten ve siyasi mücadeleden hiçbir şey anlamamaktır.
Eleştiriler ve destek bir arada
Rêber Apo, İmralı’daki tartışmalarda demokratikleşmenin ve Kürt sorununun nasıl çözüleceğini; çözümün tarihsel temelleri ve güncel gereklilikleri ile önerilerini ortaya koyuyor. Demokrasi güçleri ve halkımız ise düşünceleri, örgütlülükleri, talepleri ve demokratik eylemleriyle sürece destek vererek başarılı olmasında rolünü oynamalıdır. Kürt halkı, doğrudan kendini ilgilendiren bu konuda seyirci ve pasif kalamaz. Bu, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten halk gerçekliğine de uygun değildir. Demokrasi güçleri de demokratikleşmenin ancak mücadeleyle gelişeceğini biliyor. O halde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne örgütlü ve aktif katılmaları gerekir. Böyle önemli süreci, sadece eleştirmek doğru değildir. Tabii ki eleştiriler olabilir. Bunlar dile getirilebilir, ancak bunlar süreci başarıya götürmeyi hedefleyen mücadele desteğiyle anlamlıdır.
Halk, etkin müdahil olmalı
Kürt halkının belli bir duyarlılığı var ve bazı eylemler de yapıyor ama yetersizdir; sürecin ihtiyacına denk bir örgütlülük ve mücadele yoktur. Herhangi bir konuda bir talep için ya da bir baskıya tutum koymak için mücadele edilmiyor. Kürt sorununun çözümünü ve geleceğimizi ilgilendiren bir süreç var. Güçlü örgütlenme ve süreklileşen bir mücadele istiyor. Halkın etkin müdahil olması gerekiyor.
Devlet ile mücadele de var
Devletten bekleme, devrimcilerin, demokratların ve özgürlük mücadelesi verenlerin işi olamaz. Devletten beklemek, devletçi zihniyetin ideolojik hegemonyasında olmaktır. Devletten bekleme anlayışı, daha baştan köleliği kabul etmektir; verili ortama teslim olmaktır. Devlet ile toplum bir arada olan iki öğedir. Aralarında sadece uzlaşma yoktur, mücadele de vardır. Hatta gerektiğinde bu mücadele sertleşebilir de. Bu mücadeleyi silahlı mücadele olarak anlamamak gerekir. Toplum, esas olarak örgütlü olduğunda mücadele gücüne kavuşur. Toplumun en güçlü olduğu mücadele alanı demokratik mücadele alanıdır. Toplum bu mücadele alanını doğru kullanırsa sürekli demokrasi ve özgürlük alanını genişletir. Halk, devletle ilişkilerinde devletten beklememelidir. Kendini örgütleyip tüm sorunlarını kendisi çözmelidir. HABER MERKEZİ