• Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı Hazırlık Komisyonu, yasal, anayasal ve sözleşmesel düzeyde demokratik entegrasyona imkan veren yeni hukuki düzenlemelerin zaruri olduğunu vurgulayarak, temel gereklerin altını çizdi.

 

Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı Hazırlık Komisyonu, “Özgürlük, statü ve barış için demokratik hukuk” şiarıyla gerçekleştireceği Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı’nın deklarasyonunu paylaştı. İskender Paşa Konağı’nda dün gerçekleştirilen açıklamaya, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eşbaşkanları Serhat Çakmak, Ekin Yeter ve baro başkanlarının yanı sıra çok sayıda hukukçu katıldı. Açıklama Kürtçenin Kurmancî, Kirmanckî lehçeleri ve Türkçe okundu. Kurmancî, Amed Baro Başkanı Abdulkadir Güleç; Kirmanckî ÖHD Amed Şubesi Kürt Dil Komisyonu Eşsözcüsü Mehmet Emin Gökdemir; Türkçesini ise ÖHD Eşbaşkanı Ekin Yeter okudu.

İstisna rejim kapsamında

Açıklamada şu ifadelere yer verildi. “Cumhuriyetin kurucu unsuru olan ama yüzyıldır inkar edilen Kürt halkı, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, istisna bir rejim kapsamına alınmış ve halk olmaktan kaynaklı hakları hukuk dışı bırakılmıştır. Kürt halkının varlık, kimlik ve kültür haklarına karşı yürütülen inkar siyaseti, geçmişten günümüze bir devlet politikası olarak uygulanmıştır. Devletin bu politikası, Kürtlerin temel insan hakları ile kolektif hakları ihlal edilerek yürütülmüştür. Bütün bu tekçi, retçi politikalara ve hukuk dışılığa karşı itiraz eden, direnen, karşı koyan herkese karşı, her türlü yöntemle bastırma yoluna gidilmiştir.

En üst hukuksuzluk

Son yarım asırdır yaşanan çatışma sürecinde, Kürt coğrafyası ve Türkiye’de büyük toplumsal acılar yaşanmış, binlerce insan hayatını kaybetmiş, binlercesi tutuklanmış, yerleşim alanları yıkılmış, milyonlarca insan zorla yerinden göçertilmiş ve siyaset yapma hakkı engellenmiştir.

Tüm bu çatışma sürecinin belirli dönemlerinde, Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda birçok girişim olmuş, ancak her seferinde bu girişimler yaşanan provokasyonlarla boşa çıkarılmıştır. 2013-2015 yıllarında yaşanan barış süreci de aynı akıbete uğramış, yaşanan çatışmalardan sonra ilan edilen olağanüstü rejim ile en üst hukuksuzluk aşamasına geçilmiştir.

27 Şubat çağrısı

İnkar ve isyan sarmalı olarak adlandırılan tüm bu tarihsel süreçte, Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile tarihsel bir kırılma yaşanmıştır. Sayın Öcalan, PKK’nin feshi çağrısını yapmış ve ‘Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK'nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ diyerek demokratik siyaset ve hukukun gerekliliğine vurgu yapmıştır.

Kürtlerin hukuki statüsü

Bu süreç kapsamında Meclis'te kurulan komisyon, 18 Şubat'ta tarihinde raporunu hazırlayarak kamuoyuna duyurmuştur. Rapor; demokratik, sivil, katılımcı bir anayasa ihtiyacı, temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması, infaz hukuku başta olmak üzere yapılması gereken hukuki düzenlemeler, geçiş yasaları, demokratikleşme, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, kayyum ve her türlü vesayetçi yaklaşımın yasalardan arındırılması önerilerine, eksik ve yetersiz de olsa yer vermiştir. Raporun yayınlanmasından sonra yapılan heyet görüşmesinde Sayın Öcalan, birinci aşamanın tamamlandığını, artık ikinci aşama olarak ‘demokratik entegrasyon’ aşamasının başladığını, bunun için de öncelikle geçiş yasalarının düzenlenmesi ve kendisinin -dolayısıyla Kürt halkının- hukuki statüsünün belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. 

Yeni düzenlemeler zaruri

Kuşkusuz, tüm bu ifade ettiklerimiz için yasal, anayasal ve sözleşmesel düzeyde demokratik entegrasyona imkan veren yeni hukuki düzenlemeler zaruridir:

* Öncelikle, barış sürecinin en önemli aktörlerinden biri olan Sayın Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi, özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması,

* Geçiş yasalarının bir an önce çıkarılması ve silahlı mücadeleyi bırakan insanların demokratik siyasete dahiliyetinin sağlanması,

* Eşit vatandaşlık, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile sivil toplumun ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi başta olmak üzere, demokratik toplumun varlık ve gelişim hakkının sağlanması,

* Kürtlerin ana dilde eğitim ve öğretim hakkı, Kürt halkının statüsünün tanınması, Türkiye'de yaşayan farklı kimlik ve inanç gruplarının varlık ve gelişim hakkının tanınacağı ve hukuksal güvenceye alınacağı toplumsal sözleşme niteliğinde yeni bir anayasa için hukuki çalışmaların yapılması gerekir.

* Demokratik toplumun inşası aynı zamanda bir arınma süreci; arınma da zihniyet ve sistem boyutuyla ancak hakikatle yüzleşme ile mümkündür.  

* Güvenlikçi, cinsiyetçi, milliyetçi hukuksal kodların terk edilerek kadınların özgürlüğünü ve eşitliğini esas alan, demokrasi ve ekolojiye duyarlı temel hak ve özgürlükleri önceleyen yeni bir hukuksal biçimin oluşturulması da en büyük katkıyı sağlayacaktır.

Konferans 4-5 Temmuz'da

Çeşitli barolara üye Kürt hukukçular, insan hakları savunucuları ve baro başkanları olarak cumhuriyetin birinci yüzyılında hukuk dışı bırakılan Kürt halkının, ikinci yüzyılında hukuk kapısından içeri girmesini sağlayacak çalışmalara katkı sağlamak ve Kürt sorununun çözümünde hukuki boyutun tanınmasına ivme kazandırmak temel amacımızdır. Bu kapsamda da ‘Özgürlük, Statü ve Barış için Demokratik Hukuk’ şiarıyla 4-5 Temmuz 2026 tarihlerinde Diyarbakır’da, ‘Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı'nı düzenleyeceğiz." AMED