DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ile sürecin gidişatını ve hangi adımlarla sürecin önünün açılacağını konuştuk.
- Meclis takvimi daralmış durumda. Önümüzde bayram var. Meclis bu hafta yalnızca iki gün çalışacak, ardından ara verilecek. Temmuz’da kapanırsa yaklaşık bir aylık süre kalıyor. Gerekli yasaların yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda açıkçası kaygılarımız var.
- Hâlâ netleşmiş bir takvim yok ve yasaların yapılmadığı, bu tartışmaların yürütülmediği her gün aslında kaybedilmiş zamandır. Bizim açımızdan süreç zaten ciddi biçimde gecikmiş durumda. Derhal adım atılması gerekiyor.
- Silah bırakanların hangi hukuksal statüye tabii olacaklarını düzenleyen “Özel yasanın” bir an önce çıkarılması gerekiyor. Yine Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının hızla sürece uygun bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Sürecin önünü açacak iki temel eşik bu adımlardır.
AZİZ ORUÇ
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan sürece ilişkin yasal adımların atılması bekleniyor. Meclis bünyesinde 18 Şubat’ta nitelikli çoğunlukla kabul edilen Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, Meclis Genel Kurulu’na sunulduktan sonra partilerin kendi içlerinde yasa hazırlığı yapmaları için bir zemin oluşturmayı amaçlıyordu. Ancak iktidar cephesinden bu yönde atılmış herhangi bir adım bulunmuyor. AKP’nin statü meselesine dair yaklaşımını, Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını, sürecin taşıdığı riskleri ve Meclis’in kapanmasına kısa bir süre kala takvimdeki belirsizlik gibi önemli başlıkları, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ile konuştuk.
AKP kaynakları, Öcalan’a “özel statü” verilemeyeceğini ancak “etkinliğini artırabileceği ve düşüncelerini paylaşabileceği bir ortam” sağlanabileceğini söylüyor. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle meseleyi sadece kelimeler üzerinden, dar bir yaklaşımla ele almamak gerektiğini düşünüyoruz. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısıyla ivme kazanan sürecin Türkiye açısından, Kürt halkı açısından ve Türkiye halkları açısından çok tarihsel bir önemde olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu kadar tarihsel bir sürecin yürütücüsü pozisyonunda olan Sayın Öcalan’ın süreci yürütebilmesi ve etkin bir şekilde ilerletebilmesi açısından tabii ki koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Biz meseleyi yalnızca bir statü tartışmasına indirgemiyoruz. Daha çok Sayın Öcalan’ın bu süreci yürütebileceği koşulların açığa çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede özgür çalışma ve özgür iletişim koşullarının hızlı bir şekilde sağlanması gerektiğini ifade ediyoruz. Burada dar bir iletişim alanından değil, bu süreci en etkin ve en sağlıklı şekilde yürütebileceği koşullardan söz ediyoruz.
Statü tartışmasına dair de çokça değerlendirme yaptık. Örneğin İmralı’ya yüksek güvenlikli cezaevi perspektifinden bakmak yerine, İmralı’nın gerçekten Türkiye’nin Kürt sorununun demokratik çözümünün konuşulduğu, barışın ve özgürlüğün adası olarak görülmesi gerektiğini ifade ettik. Dolayısıyla burada esas olarak değişmesi gereken şey bakış açısıdır. Çalışma ve iletişim koşullarının yalnızca fiili olarak değil, hukuki güvenceyle sağlandığı bir zemine ihtiyaç var. Bunun adına statü mü deriz, yoksa hukuki güvence mi deriz? Bunu farklı şekillerde ifade edebiliriz. Ama bizim burada daha geniş bir perspektiften baktığımızı ifade etmek istiyoruz. Bu sürecin ilerlemesi, belirginleşmesi ve kalıcı hale gelmesi açısından bu tartışma yaşamsal bir tartışma. Kürt sorununun demokratik çözümü ve devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Sayın Öcalan’ın rolüne, sürecin birinci muhatabı ve temel aktörü olarak bakmak gerekiyor.
Bahçeli’nin “statü ve koordinatörlük” önerisine karşı AKP’nin mesafeli duruşu süreci nasıl etkiliyor?
Açıkçası AKP’nin bu öneriye, nasıl yaklaştığını tam olarak bilemiyoruz. Çünkü AKP bu konuda kamuoyuna açık ve net bir söz söylemiş değil. Daha ziyade kulis haberleri üzerinden tartışmalar yürütülüyor. Bu kulis haberlerine ne kadar itibar edilir, bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama şunu görmek gerekiyor: Eğer gerçekten bu sürecin ilerlemesi konusunda bir kararlılık varsa, bunun gereğinin de yerine getirilmesi gerekiyor. Süreç ilerlesin, derinleşsin, kalıcı ve sonuç alıcı olsun, Türkiye gerçekten barışını inşa etsin yönünde bir irade varsa ki kamuoyuna böyle ifade ediliyor o zaman bu tartışmalara da bu perspektifle yaklaşmak ve buna uygun adımlar atmak gerekiyor.
İktidarın daha temkinli ve ağırdan alan yaklaşımının süreci yavaşlattığını söyleyebiliriz. Ama AKP bu tartışmalara gerçekten mesafeli midir, değil midir? Bunu kesin olarak söyleme koşulumuz yok. Çünkü şu ana kadar hiçbir AKP’li yetkili kamuoyuna açık biçimde bu konuda net bir değerlendirme yapmış değil. Daha çok kulis haberleri üzerinden yürüyen bir tartışma var ve bunların ne kadar doğru olduğu da ayrıca tartışmalı.
Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu sonrası somut yasal düzenleme bir türlü gelmedi, neden gerekli adımlar atılmıyor?
Açıkçası bunu bilme koşulumuz çok yok. Kamuoyuna ifade edilen yaklaşım, silah bırakma sürecinin devam etmesi ve tamamlanmasının ardından yasal adımların atılacağı yönünde. Fakat biz ilk günden beri bu yaklaşımın doğru olmadığını ifade ettik. Silah bırakma sürecinin devam etmesi ve ilerlemesi için en nihayetinde bir yasaya ihtiyaç olduğunu söyledik. Sürecin ilerlemesi için hukuki zeminin gerekli olduğunu ifade ettik. Bu sadece bizim değerlendirmemiz değil, doğrudan sürecin muhatabı olan hareketin kendisi de bunu böyle ifade etti. Dolayısıyla burada “AKP neden adım atmıyor?” sorusunu AKP’lilere sormak gerekir. Çünkü onların adına gerçekten yanıt verebilecek durumda değiliz. Bizim gördüğümüz kadarıyla daha temkinli bir tutumları var. Bir ölçüde taban, oy kaygısı güttükleri yönünde kişisel bir değerlendirme yapılabilir. Ayrıca Ortadoğu’daki gelişen süreci beklediklerini de söylemek mümkün olabilir. Ama bunların her biri sonuçta kişisel değerlendirme olur. Bunun ötesine geçen bir değerlendirme yapacak bilgiye sahip değiliz. Kamuoyuna açıklanan, “önce silah bırakma, sonra yasa” yaklaşımını eksik ve doğru olmayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz.
Komisyonun devam eden çalışmaları var mı? Rapor sonrası iktidardan somut bir yol haritası veya takvim aldınız mı?
Görüşmelerde bize yasal hazırlık yaptıklarını ifade etmişlerdi. Yasa taslaklarının hazır olduğunu düşünüyorum açıkçası. Ama hâlâ bizimle paylaşılmış somut bir taslak bulunmuyor.
Süreçte bir tıkanma olduğu yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz? Tıkanmanın ana nedenleri sizce neler?
Biz bu durunu bir tıkanma olarak değil, bir duraksama olarak değerlendiriyoruz. Bu duraksama halinin temel nedenlerinden biri yasa yapım aşamasına geçilmemesi. Yine Komisyon raporunun bir bütün pratikleştirilmemesi, gereğinin yerine getirilmemesi. Diğeri de Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının değişmemesidir.
DEM Parti olarak sürecin ilerlemesi için öncelikli talepleriniz neler? Örneğin “yasal düzenleme önce” mi, “eş zamanlı ilerleme” mi, yoksa başka bir formül mü?
Biz ilk günden beri sürecin eş zamanlı ilerlemesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu yalnızca bizim yaklaşımımız da değil, komisyon raporuna imza koyan partilerin de ortaklaştığı tutumdur. Yasal düzenlemeler ile silah bırakma sürecinin eş zamanlı ilerlemesi gerektiği komisyon raporunda da belirtilmiş. Bunu pedal çevirmeye benzetebiliriz yani iki ayağın birlikte ilerlediği, birinin diğerinin önüne geçirilmediği bir süreçten söz ediyoruz. Biz hâlâ aynı bakış açısına sahibiz. Bütün silahlar bırakılsın, ardından yasal düzenleme yapılsın yaklaşımının süreci ilerletmeyeceği açık ve nettir. Bunun yerine gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve silah bırakma sürecinin de bu hukuki güvence ekseninde ilerlemesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu yaklaşım yalnızca bizim değil; komisyon raporunda da yer alan ve iktidarın da imzasının bulunduğu ortak bir perspektiftir.
Sürecin kalıcı olması için en kritik eşik sizce nedir?
Öncelikle yasal adımların atılması gerekiyor. Silah bırakanların hangi hukuksal statüye tabii olacaklarını düzenleyen özel yasanın bir an önce çıkarılması gerekiyor. Yine Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının hızla sürece uygun bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Şu anda sürecin önünü açacak iki temel eşik bu adımlardır. Diğeri “barış yasası” ya da “özel yasa” dediğimiz, silah bırakanların hangi hukuki statüye tabi olacaklarını düzenleyen yasanın ardından bunu takip edecek diğer demokratik yasal düzenlemelerin hızla yapılması gerekiyor.
Toplumsal barış ve normalleşme açısından bu süreçte en büyük risk veya fırsat nedir?
Türkiye halklarının önemli bir bölümünün sürece destek verdiğini görüyoruz. İktidarın süreci toplumsallaştırma konusunda daha temkinli davranmasına ve yeterince güçlü bir çaba ortaya koymamasına rağmen toplumda ciddi bir destek var. Fakat aynı zamanda ciddi bir güvensizlik de mevcut. Bunu ilk günden beri ifade ediyoruz. Toplumsal barışın inşası, bu sürecin en büyük kazanımlarından biri olacaktır. Zaten bizim bu süreçteki temel amaçlarımızdan biri de budur. Bu barış hepimizin barışıdır. En büyük risklerden biri ise sürecin uzadıkça sabotajlara, provokasyonlara ve manipülasyonlara daha açık hale gelmesidir. Bu nedenle bu fırsatı doğru değerlendirmek gerekiyor. Türkiye bu barışı inşa ettiğinde yalnızca kendi demokrasisini, hukukunu, adaletini ve toplumsal refahını ilerletmeyecek; aynı zamanda Ortadoğu barışına da önemli katkılar sunacaktır. Aslında hiç kimsenin kaybetmediği bir süreçten söz ediyoruz. Bu nedenle topluma barışın ne kazandıracağını çok daha güçlü anlatmak gerekiyor. Ortadoğu’da büyük bir altüst oluş yaşanıyor. İran’daki savaş devam ediyor. Lübnan meselesi var, Filistin meselesi var. Suriye hâlâ kendi demokratik inşasını ve barışını tam anlamıyla kurabilmiş değil. Dolayısıyla Türkiye açısından da bu barışı inşa edememek ya da sürecin başarısız olması ciddi riskler yaratır.
Bundan sonraki takvim ne olacak? Yeni adımlar atılacak mı?
Şu an için ortada netleşmiş bir takvim yok. Ama şunu açık biçimde ifade etmek gerekiyor: Yasaların yapılmadığı, bu tartışmaların yürütülmediği her gün aslında kaybedilmiş zamandır. Bizim açımızdan süreç zaten ciddi biçimde gecikmiş durumda. Derhal adım atılması gerekiyor. Meclis takvimi de oldukça daralmış durumda. Önümüzde bayram var. Meclis gelecek hafta yalnızca iki gün çalışacak, ardından ara verilecek. Temmuz’da kapanırsa yaklaşık bir aylık süre kalıyor. Bu süre içerisinde gerekli yasaların yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda açıkçası kaygılarımız var. Barış yasalarını hâlâ konuşmamış olmamız büyük bir eksikliktir. Bugün Meclis’te tartışılan birçok başlıktan daha yaşamsal olan şey, 86 milyon yurttaşı doğrudan ilgilendiren barış yasalarının konuşulmasıdır. Bu tartışmaların yeni yasama dönemine kalması çok daha büyük bir gecikme yaratacaktır. Umuyoruz ki böyle olmaz.