Karasungur Andok’un yaşamını, Rojava’ya uzanan hikayesini kardeşi Aziz ile babası Zülküf Açıkgöz anlattı

  • Dep’te herkes Karasungur’u kimlikteki adıyla değil, “Oktay” olarak tanıyordu. Okul yıllarında hem derslerinde başarılıydı hem de sosyal ilişkileri güçlüydü. Bu özellikleriyle Dep halkının sevdiği gençlerden biri haline geldi. Babası şöyle diyor: “Hem okulda başarılıydı hem de halk tarafından sevilen bir gençti. İnsanlarla ilişkisi çok iyiydi. Dep halkı onu seviyordu.”
  • 2016 yılının baharında yaşanan bu olay, Karasungur için bir dönüm noktası oldu. Baba Zülküf Açıkgöz, “Kardeşi Aziz’in yaralanması ve iki gözünü kaybetmesi onu çok etkiledi. ‘Aziz artık mücadele edemiyor, onun yerine benim gitmem gerekiyor, onun mücadelesini benim sürdürmem gerekiyor’ diyerek Rojava’ya gitmeye karar verdi” diyor.
  • Rojava, Karasungur için yeni bir eşik oldu. Birçok savaşçı gibi Karasungur da yönünü Efrîn’e çevirdi. Takviye olarak giden grupların içindeydi. Aziz’in son görüşmeden aklında kalan ise kardeşinin moraliydi: “Son görüşmemizde morali iyiydi, coşkuluydu. Özellikle Avrupa’daki halka sürekli Rojava Devrimi'nin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu.”

 

ERKAN GÜLBAHÇE

Koçer bir ailenin çocuğu olarak Xarpêt’in (Elazığ) Dep ilçesinde (Karakoçan) dünyaya gelen Karasungur Andok (Muhammed Ali Açıkgöz), kardeşinin Rojava’da iki gözünü kaybettiği haberini aldıktan sonra Rojava’daki mücadeleye katıldı. Rojava’da savaş içinde kendisini geliştiren ve komutanlık düzeyine yükselen Karasungur Andok, 3 Mart 2018’de Efrîn’in Raco kırsalında Türk devletine ait savaş uçaklarının bombardımanında şehit düştü.

Karasungur Andok’un yaşamını, Rojava’ya uzanan hikayesini ve mücadele içinde şekillenen yolculuğunu kardeşi Aziz (Şemdin Açıkgöz) ile babası Zülküf Açıkgöz anlattı. Muhammed Ali Açıkgöz, mücadelede kullandığı adıyla Karasungur Andok, Bertî aşiretine mensup koçer bir ailenin çocuğu olarak 15 Mayıs 1987’de Dep’e bağlı Hamikan köyünde dünyaya geldi. Hamikan, PKK’nin ilk kadrolarından olan ve aynı zamanda mücadelenin erken dönemine damga vuran “Kızıllaşan Topraklar” romanının yazarı Abdullah Yıldız’ın köyüydü. 1991’de Başurê Kurdistan’da şehit düşen Abdullah Yıldız, mücadeleye katıldıktan sonra “Aziz” adını almıştı. Şemdin de yıllar sonra onun anısına Aziz adını kendisine kod adı olarak seçti.

Karasungur Andok (Muhammed Ali Açıkgöz) ailesi ile birlikte

O zamanların tadı bambaşkaydı

Hayvancılık ve göçebe yaşamla hayatını sürdüren Bertî aşireti, devlet politikaları nedeniyle bir süre sonra yerleşik yaşama geçmek zorunda kaldı. Bu zorunlu değişim sonucunda Açıkgöz ailesi de 2000’li yıllara doğru koçerliği tamamen bırakarak daha önce de yaşadıkları Dep’e bağlı Hamikan köyüne kalıcı olarak yerleşti. Karasungur’un çocukluğu tam da bu geçiş döneminin içinde şekillendi. Köyde aileler hayvanları sırayla ortak biçimde otlatmaya götürüyordu. Her gün başka bir aileye sıra geliyor, sıra Açıkgöz ailesine geldiğinde bu görev çoğu zaman Aziz ile Karasungur’a düşüyordu. Bu günler iki kardeşin birlikte geçirdiği en yoğun zamanlara dönüştü. Aziz, o günleri şu sözlerle anlatıyor: “Hayvanları otlatmaya biz götürürdük. Yolda iki kardeş konuşur, tartışır, bazen de saatlerce hiçbir şey demeden yürürdük. Ama o zamanların tadı bambaşkaydı.”

Aile siyasetin içindeydi

Zamanla aile, Dep merkeziyle daha yoğun ilişkiler kurmaya başladı. Eğitim için çocuklar ilçeye giderken Karasungur’un hayatında da yeni bir dönem başladı. Bu dönem yalnızca okul yıllarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda siyasal atmosferle doğrudan temas anlamına geliyordu. Baba Zülküf Açıkgöz, bu yıllarda hem ticaretle uğraşıyor hem de siyasetin içinde aktif rol alıyordu. HEP, DEP ve DEHAP süreçlerinde yöneticilik yaptı, bir dönem ilçe başkanlığı görevini üstlendi. Karasungur da böyle bir ortamın içinde büyüdü.

Zülküf Açıkgöz, “Beş çocuğum var. Karasungur ikinci çocuğumdur. Bütün çocuklarımı seviyordum ama onun yeri farklıydı. Çok terbiyeli, saygılı bir çocuktu” diyerek anlatıyor oğlunu.

Dep’in Oktay’ı

Dep’te herkes Karasungur’u kimlikteki adıyla değil, “Oktay” olarak tanıyordu. Okul yıllarında hem derslerinde başarılıydı hem de sosyal ilişkileri güçlüydü. Bu özellikleriyle Dep halkının sevdiği gençlerden biri haline geldi. Babası şöyle diyor: “Hem okulda başarılıydı hem de halk tarafından sevilen bir gençti. İnsanlarla ilişkisi çok iyiydi. Dep halkı onu seviyordu.”

Che’nin şapkasını takardı

Karasungur’un gençliği, okul ve aile çevresinin sınırlarını aştı. Dep’in politik atmosferi, gençlik çalışmaları, babasının yürüttüğü faaliyetler ve eve gelen insanlar onun dünyasında derin izler bıraktı. Kardeşi Aziz, o yılları şöyle anlatıyor: “Dep merkezdeyken sürekli bir hareketlilik içindeydi. Partili arkadaşlarla gidip gelmesi, gençlik çalışmalarıyla ilgilenmesi, arkadaş çevresiyle ilişkileri dikkat çekiyordu. O dönem yalnızca o değil, çevresindeki gençlerin de içinde olduğu farklı bir ruh hali vardı. Karasungur o dönem yıldızlı Che Guevara şapkası takardı. O şapkanın ayrı bir havası vardı, ona bir karizma katıyordu. Arkadaşların arasında o şapkayla dolaşması, konuşması beni çok etkiliyordu. Evde olmadığı zaman gizlice odasına giderdim. Defterini açar, yazdığı stran sözlerini okurdum. Kasetlerini dinlerdim. Bugün hâlâ bizde etkisi olan birçok şarkıyı o dönem onun sayesinde tanıdım.”

Köy düğününde ‘Ha Gerilla’

Aziz’in hafızasında yer eden anılardan biri de bir köy düğününde yaşandı: “Karasungur, köy gençleriyle birlikte ‘Ha Gerilla’ ve ‘Özgürlük Mahkumları’ eşliğinde halay çekmişti. O anın yarattığı etki yalnızca bende değil, köyde genel olarak hissediliyordu. Farklı bir hava vardı. Halayda söylenen bu iki stran adeta hepimizi derinden sarsmıştı.”

Önce İstanbul, sonra Avrupa

Okuldan kopuşun ardından Karasungur’un hayatında yeni bir dönem başladı. Artık yalnızca Dep sınırları içinde yaşayan bir genç değildi. Ailenin yaşadığı siyasal baskılar ve değişen koşullar onu da bu hareketliliğin içine çekti. 2005 yılı, Açıkgöz ailesi için önemli bir kırılma oldu. Baba Zülküf Açıkgöz, siyasi nedenlerle yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Ailenin dengesi değişti, yollar ayrıldı. Karasungur ise bu süreçte İstanbul’a gitti. İstanbul’da geçen yıllar, onun içindeki arayışı yatıştırmadı. Gündelik hayatın sertliğiyle temas ettikçe içinde taşıdığı sorular daha belirgin hale geldi. Bir süre sonra yönünü Avrupa’ya çevirdi. Belçika’ya giderek ailesinin yanına yerleşti. Ancak burası da onun için kalıcı bir durak olmadı. Avrupa’ya ayak bastığı andan itibaren siyasal çalışmaların içinde yer aldı.

Kendimi buraya ait hissetmiyorum

Karasungur üç yıl boyunca siyasi çalışmalar yürüttü, ilişkiler kurdu, üretmeye devam etti. Ancak buna rağmen Avrupa’da aidiyet hissi geliştiremedi. Kardeşi Aziz’e “Kendimi buraya ait hissetmiyorum. Ne toplum olarak, ne arkadaşlık olarak, ne de sistem olarak” demişti.

2013 yılında yeniden ülkeye dönme kararı aldı. Bu dönüş, yaşadıklarının biriktiği ve yönünün daha belirgin hale geldiği bir eşik oldu. Yeniden İstanbul’a döndü ve birkaç yıl daha burada yaşadı.

Şemdin Açıkgöz (Aziz), Rojava’da yaralandı ve iki gözünü kaybetti.

Mücadelesini sürdürmem gerekiyor

Karasungur Andok’un Rojava’ya yönelişi tek bir ana indirgenebilecek bir karar değildi. Bu yönelim, yıllar boyunca biriken deneyimlerin, kopuşların ve iç hesaplaşmaların sonucunda şekillendi. Ancak süreci hızlandıran önemli bir gelişme vardı: Kardeşi Aziz’in Rojava’da yaralanması ve iki gözünü kaybetmesi. 2016 yılının baharında yaşanan bu olay, Karasungur için bir dönüm noktası oldu. Baba Zülküf Açıkgöz, “Kardeşi Aziz’in yaralanması ve iki gözünü kaybetmesi onu çok etkiledi. ‘Aziz artık mücadele edemiyor, onun yerine benim gitmem gerekiyor, onun mücadelesini benim sürdürmem gerekiyor’ diyerek Rojava’ya gitmeye karar verdi” diyor.

Tehlikeleri atlatsa da geri dönmedi

Karasungur, 2016’nın sonlarına doğru Rojava’ya geçmek üzere yola çıktı. Ancak bu geçiş kolay olmadı. Sınırlar, denetimler ve savaşın ortasında ilerleyen yollar büyük riskler taşıyordu. Aziz’in kardeşiyle yaptığı konuşmalardan aklında kalanlar, bu sürecin ne kadar tehlikeli geçtiğini gösteriyordu: “Geçiş sürecinde oldukça zorlandıklarını anlatmıştı. Güzergah boyunca çetelerin denetimindeki köylerden geçmişler. Ciddi tehlikeler atlatmış ama bu durum onları geri döndürmeye yetmemiş.”

Rojava’da buluşamadılar

Karasungur Rojava’ya ulaştıktan sonra iki kardeşin iletişimi bir süre koptu. Aziz tedavi süreciyle uğraşırken Karasungur savaşın içindeydi. Askeri koşullar ve güvenlik kuralları iletişimi zorlaştırıyordu. Ancak yollar bazen dolaylı biçimlerde yeniden kesişti. Aziz bunu şöyle anlatıyor: “Bir arkadaş bana benzeyen birini gördüğünü söyledi. Ona sormuşlar: ‘Heval Aziz’i tanıyor musun?’ O da ‘Abisiyim’ demiş. Bu şekilde yeniden iletişim kurabildim.”

Karasungur savaşta Aziz tedavide

Bu dönemde Karasungur Dêrazor hattındaydı ve operasyonlara katılıyordu. Aziz ise tedavi süreci nedeniyle önce Qamişlo’ya, ardından Lübnan’a geçti. İki kardeş aynı mücadelenin içinde olsalar da yan yana gelme imkanı bulamadılar. Aziz için bu durum büyük bir eksiklik olarak kaldı: “En büyük hayalim, abimle çok kısa bir süre de olsa mücadele alanında görüşmek, ona sarılmak ve onunla sohbet etmekti. Uzun yıllar görüşememenin ardından onu o yetkinleşmiş haliyle görmek bana nasip olmadı. Bu yüzden içimde hem derin bir burukluk hem de eksiklik duygusu kaldı. Ömür boyunca bunu içimde taşıyacağım.”

Dêrazor’dan Efrîn’e

Rojava, Karasungur için yeni bir eşik oldu. Burada geçirdiği zamanın abisini daha da derinleştirdiğini belirten Aziz, “Birçok konuda farkındalığının arttığını söylüyordu. Hem Kürt tarihi açısından hem Rojava Devrimi açısından hem de hareketi tanıma açısından kendisini geliştirdiğini anlatıyordu” diyor. Özellikle Dêrazor’da edindiği deneyim onun için belirleyici oldu. Aziz, arkadaşlarından Karasungur’un giderek yetkinleştiğini ve bir grup arkadaşın sorumluluğunu üstlendiğini duyduğunda büyük bir gurur yaşadığını söylüyor.

Son görüşme: Coşkuluydu

Ardından Efrîn süreci başladı. Türk devletinin 2018 başında başlattığı hava destekli saldırılarla birlikte bölge yoğun bombardıman altına girdi. Operasyonun ilk günlerinde onlarca savaş uçağının aynı anda havalandığı, geniş bir coğrafyanın eş zamanlı olarak hedef alındığı bir süreç yaşandı. Bu tablo içinde birçok savaşçı gibi Karasungur da yönünü Efrîn’e çevirdi. Takviye olarak giden grupların içindeydi. Aziz’in son görüşmeden aklında kalan ise kardeşinin moraliydi: “Son görüşmemizde morali iyiydi, coşkuluydu. Özellikle Avrupa’daki halka sürekli Rojava Devrimi'nin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu.”

O anı ancak yaşayan bilir

Karasungur Andok, 3 Mart 2018’de Efrîn’in Raco kırsalında, yoğun hava saldırılarının sürdüğü bir gün, üç yoldaşıyla birlikte Türk savaş uçaklarının bombardımanında şehit düştü. Haber aileye ulaştığında, yıllardır içinde oldukları mücadelenin ağırlığı bu kez doğrudan kendi hayatlarının içine düştü. Zülküf Açıkgöz için o anı anlatmak kolay değil: “Yıllardır bu mücadelenin içindeyim. Çok sayıda şehit gördüm. Ama söz konusu kendi çocuğun olunca insanın içindeki o boşluğu hiçbir şey doldurmuyor. O anı ancak yaşayan bilir.”

Şehit düştüğü yeri görmek istiyorum

Karasungur’un şehit düştüğü yer bugün hâlâ ailesi için belirsizliğini koruyor. Raco’da olduğu biliniyor ancak mezarının yeri net değil. Zülküf Açıkgöz’ün en büyük isteği ise bir gün o topraklara gidebilmek: “Bir gün gidip o toprakları görmek, şehit düştüğü yeri ziyaret etmek istiyorum.”

Aziz için ise bu kayıp, kardeşlik bağının ötesinde bir anlam taşıyor: “Benim için sadece bir abi değildi, aynı zamanda bir yoldaştı.”

Son olarak Zülküf Açıkgöz, “Şehit olmak bu mücadelenin bir parçasıdır” derken; Aziz ise “Bize düşen şey nettir. Heval Karasungur’un ve tüm şehitlerin değerlerini sahiplenmek ve ileriye taşımak” diyerek, sözlerini noktalıyor.