Sharareh Rezaei, 2011'de ülkesinden kaçmak zorunda kalan İranlı komünist bir mülteci. Almanya'nın Stuttgart kentinde yaşıyor. Ülkesinde kadın ve çocuk haklarına ilişkin eylemlere katıldığı için devletin hedefi haline gelen Rezaei, Kürt siyasetçi Habibullah Latifi'nin idamına karşı yapılan protestolarda öncü rol oynaması sonrasında ise daha büyük baskılarla yüzyüze gelmiş. Bir süre ülkesi içinde kaçmayı başaran Rezaei, sonunda çareyi ülkesinden çıkmakta bulmuş.

Kısa sürede Almanya'daki insan hakları eylemlerinin de tanıdık yüzü haline gelen Rezaei ile, başından geçenleri konuştuk. Rezaei'nin kimi zaman gözyaşları içinde anlattıkları, İran'ın baskıcı devlet gerçeğini gözler önüne seriyor.

'Uzlaşanlar zengin, halk fakir'

Rezaei, 1970 yılında, İran'ın başkenti Tahran'da marangoz bir babanın sekizinci çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Yoksul bir ailenin çocuğu olduğundan üniversiteye gidebilmek için önce bir devlet dairesine çalışması gerekmiş. Zorlu bir mücadeleyle İran Üniversitesi Edebiyat Bölümü'ne girmiş ve mezun olmuş. Bu sırada, 2006'da, İran'daki kadın ve çocuk haklarıyla ilgili iyileştirmeler sağlamak ve mücadeleyi geliştirmek için Tahran Kadın ve Çocuk Hakları Derneği'nin kuruluşunda yer almış.
Rezaei, İran rejimini şu sözlerle anlatıyor: "İran'da rejimle uzlaşma içinde olanlar çok zengin. Hepsinin yurtdışındaki bankalarda hesapları var. Fakat halk çok fakir. Fakirliğin en büyük mağdurları ise kadınlar ve çocuklar. Bu insanların hemen hemen tamamı okuma-yazma bile bilmiyor."

Sayısız terk edilmiş çocuk...
Aileleri tarafından kendilerini "isteyen" erkeklere sorgusuz-sualsiz verilen İranlı kadınların ülkeyi geçiş güzergahı olarak kullanan mültecilerin de mağduru olduklarını aktaran Rezaei, şunları anlatıyor: "Afganistan'dan gelip İranlı kadınlarla evleniyorlar. Bir süre sonraysa kadınları birkaç çocukla yüzüstü bırakıp gidiyorlar. Bu çocukların bu yüzden kimlikleri bile çıkarılamıyor. Çünkü İran yasalarına göre, çocuk babasının adını almak zorunda. Baba bırakıp gidince ise çocuklar kimliksiz kalıyor ve fakirliğin en beteriyle karşı karşıya kalıyorlar. Sayısız sokak çocuğu... 4-16 yaş arasındaki bu çocuklar yaşamlarını çöplerini ayıklayarak, tuğla yaparak, ayakkabı boyayarak, mendil veya çiçek satarak, araba camlarını silerek veya sokak müziği yaparak kazanmaya çalışıyorlar. Sokaklarda, viranelerde kalıyor, soğukta, yağmur ve kar altında yaşıyorlar. Ayrıca aile içi şiddete de uğruyorlar. Ben de ülkemde, kurduğumuz dernekte bu konuda çalışmalar yürüttüm."

Kadın ve çocuk çalışmaları

Rezaei devamla, daha sonra İran rejimiyle karşı karşıya gelmesine neden olan insani çalışmalarını şu sözlerle özetliyor: "Ailelere, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki etkisini anlatmaya çalışıyordum. Diğer yandan sokak çocukları için sergi ve başka etkinlikler düzenleyerek şiddetin zararlarını anlatmaya çabalıyordum.
İran'da tatil olan Cuma günleri sokak çocuklarını toplayıp bilgisayar kursu, okuma-yazma eğitimi, müzik, resim atölyeleri gibi etkinlikler düzenliyorduk. Mağdur kadınlarla ilgili de benzer çalışmalar yapıyorduk. Fakat İran devleti, derneğimizle resmen başvurmamıza rağmen küçük bir mekan bile vermedi."

Hakkını arayan kadına şiddet

Kadın ve çocukların hakları için sokağa çıkmaya başladıklarında devletin yoğun şiddetiyle karşılaştıklarını aktaran Rezaei, "Kadınlar polis şiddetiyle karşılaşıyor; çoğu tutuklanıyordu. Bu tutuklamalar, işkence ve kötü muameleler eşliğinde, bazen 6-8 seneye kadar sürebiliyordu. En son Avukat Nesin Sotudeh, sadece kadın haklarını savunduğu, idam cezalarıyla mücadele ettiği ve hapishanelerdeki siyasi tutuklulara hukuki yardımda bulunduğu için 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı" diyor.

İran'ın Kürdistan yatırımı: Zulüm

Konu İran'daki Kürdistanlılara geldiğindeyse iyice hüzünleniyor Rezaei. "En çok zulüm görenler İran'ın Kürdistan bölgesindeki Kürt kadınları" diye başlıyor söze ve devam ediyor: "Bu bölgedeki kadınlar Kürt kimlikleri ve eşlerinin cesaretli siyasi çalışmalarından dolayı daha büyük bir baskı ve şiddete maruz kalıyor. Siyasi çalışma yürüten erkekler tutuklanarak cezaevlerine atılıyor; çoğu idam ediliyor.

'Kadınlar dayanamayıp intihar ediyor'

Rezaei, bu baskılar sonucunda Kürdistan'da yaşayan çok sayıda kadının, zulmün ulaştığı boyutlara dayanamayarak kendilerini yaktığını, intihar ettiğini anlatıyor.
Rezaei, konuşmasının bu kısmında gözyaşlarına boğuluyor. Biraz sakinleştikten sonra devam ediyor: "Bu bölgede devletin büyük baskı ve zulmünden başka yatırımı yok. Bölge bakımsız bırakılıyor, fakirleştiriliyor. Eğitim olanakları sıfır derecesinde. Ama bölge halkında büyük bir kimlik ve siyaset bilinci gelişmiş durumda. Kürdistan halkı çok büyük bir cesaret ve kararlılıkla imhacı rejime karşı mücadele ediyor. Tabii bölge dışında olan ve Kürt olmayan biz komünistler de onları hem izliyor hem de destekliyoruz."

'Fakir halk, çocuğunu parayla veriyor'

Kadının Kürdistan'da da İran'ın diğer bölgelerindeki gibi toplumsal geriliklerden nasiplendiği anlatan Rezaei, "Buradaki kadın çalışmalarımızda da gördüğüm en acı şey, fakirleştirilen halkın çocuk yaştaki kızlarını para karşılığında yaşlı erkeklere vermesi oldu" diyor.

Sürgüne uzanan öykü

Rezaei'nin sürgünle sonuçlanan öyküsüne geçiyoruz. "Yurdunuzu neden terk etmek zorunda kaldınız" diye sorduğumda, İngilizce, Kürtçe ve Farsça yazılmış, sağ üst köşesinde idam cezasına çarptırılan Habibullah Latifi'nin fotoğrafı bulunan bildiriyi gösteriyor ve "İşte bunun için" diyor.

Latifi'nin idamını durduran protestolar

Rezaei, sürgünle sonuçlanan hikayesini şöyle anlatıyor: "Kürdistan bölgesindeki komünist arkadaşlarımızla telefonlaştığımızda Habibullah Latifi'nin asılacağını öğrendik. Bu kabul edilebilir bir durum değildi. Mühendislik eğitimini bitirmiş bu insanın tek suçu kimliği ve özgürlüğü için verdiği siyasi mücadeleydi. Bu genç ve suçsuz insanın idamına sessiz kalamazdım. Arkadaşlarımla birlikte hemen Kürdistan'a gittim. Bildiri yazma görevi de bana verildi. Bu bildiriyi yazdım ve çoğaltarak ev ev dağıttık. Kürdistan halkını idama karşı duyarlılığa çağırdık. Kürt halkı zaten çok çabuk örgütlenebiliyor. Bir anda Sanandeç şehrindeki hapishane önünde 6 bin kişi olduk. Sabaha karşı 4:00 civarıydı üstelik. Habibullah Latifi'nin idam edilmemesini talep ettik. Yetkililer önce bir anons yaparak kız kardeşinin Latifi'yle görüşebileceğini söyledi. Biz eylemimizi sonlandırmadık. İki gün boyunca devam ettik. Bu baskı karşısında yetkililer, idamı durdurduklarını açıklamak zorunda kaldılar. Bunun üzerine dağıldık; ama kısa süre sonra eyleme katılanlar tutuklanmaya başladı. Benim evime de daha ben Tahran'a varmadan polisler gelmiş; tüm kimliklerimi, pasaportumu ve benzeri eşyalarımı alarak anneme şiddet uygulamışlar ve gitmişler. Yeğenim telefonla durumu bildirince bir hafta boyunca başka bir şehirde gizli kaldım. Ama polis her gün eve gidip yazdığım bildirilerden dolayı beni aradıklarını söylüyormuş. Artık eve dönemeyeceğimi düşünerek önce Türkiye'ye, oradan Yunanistan'a ve oradan da yine Kürt insanların yardımıyla Almanya'ya geçtim."

'Pişman değilim, göz yumamazdım'

Rezaei, yaşadığı onca zulme rağmen yaptıklarından pişmanlık duymadığını söylüyor ve ekliyor: "Hiçbir suçu olmayan, genç ve ülkesine yararlı olacak böyle bir insanın katledilmesine göz yumamazdım. Bu nedenle yaptığım eylemden dolayı mutluyum. İran'da siyaset yapmak, kandan gömlek giymeye benziyor. Nerede, ne zaman, başına ne geleceğini bilemiyor insan."
Sharareh Rezaei, şimdilerde Almanya'da İran'da aldığı diplomasının tanınmasını bekliyor. Böylelikle de tekrar çocuk eğitmenliğine adım atmak istiyor. Sosyal sorumluluklarını da unutmuş değil. Almanca'yı iyice öğrendiğinde, kadınlara yardım edebilmek için yine bir dernekte çalışacağını belirtiyor.


GÜL GÜZEL/STUTTGART