Kürt sorununun siyasal çözümünü reddeden iktidarların sorunun “feodaliteden ve buna bağlı ekonomik geri kalmışlıktan” kaynaklandığı savına dayanan resmi paradigmaya sarılmaları yeni değil. Ecevit CHP’sinin 70’lerde ortaya attığı toprak reformu da seksenlerde Özal’ın hayat geçirdiği GAP projesi de bu yaklaşımın birer ürünüydü.
Geçtiğimiz hafta sonu Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’da açıkladığı “23 ili kapsayan Doğu ve Güneydoğu Yatırım Destek Hamlesi” bu yaklaşımın son halkası oldu. Bugüne kadar hiçbir sonuç alamamış bu devlet girişimlerinin bölgesel işbirlikçiler ile bir grup üst düzey bürokratı zengin etmenin ötesine geçmediği biliniyor. Buna karşın iktidarların bu konudaki ısrarı devlet terörünü örtbas etme zavallılığının ve kirli savaşı beslemenin ötesine geçmedi.
Nitekim Yıldırım’ın da on yıl içinde trilyonlarca lira akıtacaklarını iddia ettiği konuşmasının şu bölümü asıl amacı ortaya koyması bakımından çok çarpıcı:
“Bu bölgede görev yapan, terörle bir şekilde iç içe olmuş 14 bin öğretmen olduğu tahmin ediliyor. Ancak bunların ne kadarının doğrudan terör örgütüyle ilişkili olduğu, ne kadarının olmadığı yapılacak incelemelerle, soruşturmalarla ortaya çıkacak. Bayramdan sonra okullar açılıyor, Milli Eğitim Bakanımız ile konuştuk, tedbir olarak üzerinde şüphe bulunan, gerekli tespitleri yapılan bütün öğretmenler açığa alınacak, yeni ders döneminde bunlara görev verilmeyecek.
Sadece öğretmenlerle sınırlı değil, terör sadece dağda değil. Terör devletin içinde de var, yerel yönetimin içinde de var. Terörle haşır neşir olmuş bütün kamu görevlilerinin üzerine gidecek ve tek tek ayıklayacağız. Bununla ilgili mücadeleyi sadece kırsalda yapmayız. Akıl hocalarını devre dışı bırakmazsak istediğimiz başarıyı elde edemeyiz.”
Sorunun “ekonomik olduğunu” ve bunu açıkladığı paketle aşacağını iddia eden iktidarın çok geniş bir kesime intikam duyguları ile saldıracağının bir başbakanın ağzından itirafıdır bu. Hiç bir hukuki gerekçeye ihtiyaç duymadan “tahmin ve bir şekilde ilişki” üzerinden başlatılacak bir imha politikasının göz boyama hamlesidir bu paket de.
27 Ekim 1989’da kurulan GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı bu devlet politikasının 80 sonrası ilk adımı sayılabilir. 6 Kasım 1989’da 388 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yürürlüğe giren GAP Kürdistan’da demografik yapıyı da parçalamayı hedefliyordu. Plan o gün Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Urfa, Şırnak’ı kapsıyor ve “GAP giderek önem kazanan bölgeler arası eşitsizliklerin giderilmesini hedefleyen devletin genel politikası çerçevesinde kendi hedeflerini oluşturmuştur” denilerek devletin Kürt sorununu salt bölgeler arası ekonomik eşitsizliğin bir sonucuna indirgeme çabasını gösteriyordu.
Kürt sorununu çözmek üzere büyük iddialarla ortaya atılan GAP’ın çok geçmeden Kürdistan Özgürlük Hareketi karşısında istenen sonucu alamayacağı anlaşıldı. Ancak devletin nafile “bölgesel ekonomik paketleri” birbirini izledi. Öyle ki dün 9 ili kapsayan paketler bugün 23 ili kapsıyor.
Ömrü ne kadar olursa olsun hemen tüm hükümetler “çözümü” adı altında benzer paketler açıkladı. Bugün AKP’nin sarıldığı Turgut Özal’ın olgunlaştırdığı bu politika, DYP, ANAP, RP ve DSP iktidarları tarafından da sorunun siyasal çözümünü yok saymak için bir araç oldu. Askeri operasyonlara “huzur operasyonu” adını veren “sivil” iktidarlar Kürtler’in varoluşsal sorunlarına da, “ekonomik geri kalmışlık” demeyi tercih etti.
Meselenin bir başka boyutu ise hükümetlerin Kürt sorununu “çözmek” iddiasıyla kullandıkları kamu fonlarının aslında nereye aktarıldığıdır. Söz konusu hibenin yerel muhataplar-özellikle belediyeler- değil çevre bakanlığı kontrolünde tutulması bu konudaki hükümet inisiyatifine dikkat çekmeyi gerektiriyor.
Çünkü bu hibelerin Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı devletin yanında yer alan gerici güçlere aktarıldığı biliniyor. Yine devlet tarafından oluşturulan bir takım “siyasal” yapılara aktarılarak bunların silahlı unsurlar oluşturması sağlanıyor. AKP hükümetinin geçmişte kullanılan hizbikontra benzeri silahlı grupları bu ve benzeri fonlarla beslediği de aşikar. Bırakın Özgürlük Hareketi’ni desteklemeyi sempati duyanlar dahi bu kapsamın dışındadır. Bu noktada Binali Yıldırım’ın “Terör devletin içinde de var, yerel yönetimin içinde de var. Terörle haşır neşir olmuş bütün kamu görevlilerinin üzerine gidecek ve tek tek ayıklayacağız. Bununla ilgili mücadeleyi sadece kırsalda yapmayız. Akıl hocalarını devre dışı bırakmazsak istediğimiz başarıyı elde edemeyiz.” ifadeleri dikkate alınmalıdır.
Yine bu hibelerin iktidar partisinin il teşkilatları, iktidara yakın çevreler ve bölge bürokratları tarafından pay edildiği açık. Her ekonomik paket bölgede iktidarlar yoluyla devlete bağımlı yeni zenginler türetiyor. Buna karşılık Kürtler’in siyasal mücadelesi tabiri caizse yükseltilen proje bütçeleri ile ters orantıda büyümeye ve bu projeleri boşa çıkarmaya devam ediyor.
hevaltaha@riseup.net