
Kürt Kadın Hareketi üzerine araştırmalar yapan doktora öğrencisi Dılar Dirik’e bu çelişkiyi ve kadınların şiddete katılımının toplumsal ve bireysel sebeplerini sorduk. Kadının şiddete katılımını iktidar ile ilişkilendiren Dirik, Avrupa’da ötelenen Müslüman kadınların, seçeneksizlik içerisinde kendilerini DAİŞ‘de ifade etme yoluna gittiklerini belirtti. Dirik, ataerkil sistemin en uç temsili olarak değerlendirdiği DAİŞ‘in korkulu rüyasının, her türden ataerkilliği yıkma mücadelesi veren Kürt Kadın Hareketi olduğunu dile getirdi.
Kadının şiddet içindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? ‘Kadının özünde şiddet yoktur’ deniyor ama diğer yandan birinin çıkıp ‘kelle kesen ilk kadın olmak istiyorum” dediğini duyuyoruz. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Ben kimsenin doğuştan savaş ya da barış yanlısı olduğunu düşünmüyorum. Toplumda nasıl büyütüldüğü ile, erkeğe ve kadına biçilen rollerle alakalı. ABD’nin Irak’ı işgali sırasında Amerikalı kadın askerler, Ebu Gureyb Cezaevi’nde Arap erkeklerine akla hayale sığmaz işkenceler yaptılar. Yani kötülük kadınlık-erkeklikle alakalı değil, iktidarla alakalı. Kim iktidardaysa gücü de o kullanır. Böyle bir fırsat kadınların eline geçtiğinde, ‘ben de daha iyisini yapabilirim’ şeklinde iktidardakine benzeme davranışları içerisine girebiliyor. Bu bize iktidar ve şiddetin birbiriyle ne kadar ilişkili olduğunu gösteriyor.
Bu tür radikal İslamcı, faşist örgütler, partiler, kadınları sürekli kullanırlar. Çünkü kadının örgütleme gücünün yüksek olduğunu bilirler. İsrail askerinde de, Amerikan askerinde de kadının bu rolü barizdir. Toplumun yarısı kadındır. Bu nedenle kendi taraflarına çekmek için, kadınları da bu iktidardan tattırma yoluna gidiyorlar.
Demokratik değerlerin ön planda ve kadın yanlısı olduğunu iddia eden Avrupa sisteminde doğup büyümüş bir kadın, kafa kesen DAİŞ gibi bir örgüte neden katılır ki? Bunun sosyal arka planı nedir sizce?
Avrupa’daki kadınlar, ‘Bizim her şeyimiz var, eşitiz’ gibi bir yanılsama içerisindeler. Ama dünyanın hiçbir yerinde kadınlar eşit değil. Kanunlarda ‘eşittir’ yazılsa dahi toplumda böyle bir uygulama yok. Kadınlar Avrupa’da da eziliyor. Burada yaşayan veya doğup büyüyen özellikle Ortadoğulu kadınlar da bunu hissediyor. DAİŞ de hem kadınları eziyor, satıyor, tecavüz ediyor, ama aynı zamanda bazı kadınlara şunu da söylüyor: “Bizden olursan sana iktidarı veririz; sen de bizim kadınlarımızı örgütlersin. Seni koruma altına alırız.” ‘Koruma altına alalım’ derken de; “Batı sizi soymak istiyor, seksüel obje olarak kullanıyor, biz sizin ‘namus’unuzu koruyoruz” argümanlarını öne sürüyor.
Ortadoğu toplumlarında ‘namus‘ kavramı çok önemli ve DAİŞ bunu da kendi amaçları için kullanıyor. Nasıl ki Avrupa ırkçı, islamofobik yaklaşımlarla müslüman halkları karalamaya çalışıyorsa, DAİŞ de aynısını yapıyor. Avrupa’da Ortadoğu kadınının ezilmişliğini kendi lehine örgütlüyor. “Biz sizin için burdayız, size şans veriyoruz, onların sizden aldıklarını biz vereceğiz” gibi şeyleri propaganda ederek, özellikle gençleri örgütlüyorlar. Bu temelde birçok genç katıldı.
Bu açıdan her iki tarafta da büyük sorunlar var. Her ikisi de kadının bedeniyle oynayan, onu kullanan, sömüren sistemler. Hiç şüphesiz Avrupa sistemini DAİŞ ile kıyaslayamayız. Avrupa’da insanlar sistematik bir şekilde sömürülüp satılmıyor ama fuhuşu bir endüstriye çevrilmiş.
Wilson Uluslararası Enstitüsü Başkanı Jane Harman, “Radikalizme karşı mücadele radikalleştirileni anlamayı gerektirir” demiş. Avrupa’dan IŞİD’e katılanların yüzde 15’i kadın. Bu durumu nasıl anlamalıyız?
Radikalleşmeyi insanlığın sorunlarına bakarak anlayabiliriz. Demin de sorduğunuz gibi bu insanlar bu rahat yaşamı bırakıp neden oraya gider? Demek ki sorunları var, buralarda bir şeyler yaşıyorlar ki çözümü orada arama yoluna gidiyorlar. Elbette bu durum DAİŞ’in şiddetini hiçbir şekilde haklı kılmaz, ancak anlamamız lazım. Salt ‘bunların gözü dönmüş, kandırılıyorlar’ söylemi, sorunu çözmeye katkıda bulunmaz.
Avrupa’daki Ortadoğulu toplumlar, buradaki eğitim sisteminden dışlanmışlardır. Mesela Almanya’daki eğitim sistemi çok ırkçı, ayrımcı bir sistemdir. Gymnasium, Realschule, Hauptschule’ye neden hep işçi sınıfı ve yabancılar gidiyor da öteki okullara hep Almanlar ve zengin yabancılar gidebiliyor? Sistemden gelen bir ırkçılık var ve bundan dolayı bu insanlar kendilerini dışlanmış hissediyor.
Bir de yeterli perspektif verilmiyor. Kişi eşitlik, demokrasi gibi değerleri öğreniyor ama diğer taraftan toplumdaki gerçekler de ortada.
Buna karşı en büyük silah ise eğitimdir. Eğitim yanında da alternatif perspektifler bulmak gerekiyor. Hem gençlere yönelik perspektifler yaratmak hem de kadınları güçlendirmek çok önemli. Bilinçli, özgür bir kadın DAİŞ gibi bir örgüte tabii ki katılmaz. Gerçekten iradesini ispatlama temelinde katılmış olsaydı, DAİŞ’e karşı silahlanması gerekirdi. Batı önyargılı bakıyorsa, DAİŞ de pazarda satıyor. Burada seçeneksizlik içinde verilmiş bir karar sözkonusu.
Kimi sosyologlara göre Ortadoğu’daki kadınlar DAİŞ’i politik olarak temsilcileri olarak görmekten çok, güvenliklerinden endişe ettikleri için silahlanmayı kabul ediyor. Bunu doğru bir tespit olarak kabul edebilir miyiz?
Herkes DAİŞ gibi bir örgüte karşı mücadele edemez. Kürt kadınların DAİŞ’e karşı savaşması, Kürt Özgürlük Hareketi’nin çok güçlü, örgütlü olmasıyla ilgili bir durum. Mesela Raqqa’da bir kadın ona karşı silahlanmayı göze alamaz. Sanırım o bölgelerde kadınların çoğu zaman başka seçeneği kalmıyor. Bu yüzden; ‘bu sistemin içinde yaşayacaksam, en yüksek pozisyonda olayım“ diye düşünebiliyorlar. Elbette bu özgür iradeyle verilmiş bir seçenek değil ve çok üzücü bir durum. Tarihte de örnekleri var. Mesela Müslümanlık Mezopotamya’ya dayandığında bugünkü Aleviler gibi birçok inanç, yok olmamak için ‘içinde yer alalım ama kendi değerlerimizi bir şekilde koruyalım’ şeklinde bir seçeneğe başvurmuşlardı. Bu bir öz savunma mekanizması. Ama aynı zamanda pasif bir duruş; sistemi kabul etmiş oluyorsun.
Burada Kürt kadınlarının öncülük rolü çok önemli. Çok zor bir durum ama Kürt kadınların Arap kadınlara ulaşması, onlarla birlikte çalışması lazım. Kadınlar yalnız olmadıklarını bilmeli ve buna karşı birlikte mücadele etmeliler.
DAİŞ’in kadına biçtiği rol nedir? Sadece iktidar mı vaat ediyor kadınlara?
DAİŞ kadın özgürlüğüne kesinlikle karşıt bir örgüttür. Halkların, dinlerin, dinlerin, renklerin, tüm medeniyetlerin düşmanıdır. Kendisine bir ideoloji kurmuş ve ona göre bir devlet kurmaya çalışıyor. Karşı olan herkesi öldürüyor. Bu genel duruşu. Ama özellikle kadına karşı bir savaş ilan etmiş. Savaş içinde bir savaş yürütüyor. Sistematik olarak, bir savaş silahı olarak katlediyor, tecavüz ediyor, pazarda satıyor.
Diğer yandan DAİŞ kadının örgütleme gücünü biliyor. Ama kadını sadece kendi amaçları için kullanıyor, kadına biçtiği değerden ötürü değil. Bölgenin çok feodal, çok ataerkil olmasından dolayı da başarılı olabiliyor. Kadınları sırf bir obje olarak kullanıyor. İktidarını korumak için kadınları kalkan olarak kullanıyor, eziyor, kendi sistemini kadınların sırtında kurmak istiyor. Bu haliyle DAİŞ, ataerkil sistemin en uç temsili durumundadır. Diğer yandan bu sosyal sistemleri yıkmak istediği için, ataerkil sisteme karşı savaş ilan ettiği için, kadın gücünü örgütlemek istediği için de Kürt Kadın Hareketi, DAİŞ’in korkulu rüyasıdır. Hem ideolojik, hem askeri, hem sosyal, politik anlamda en büyük düşmanı Kürt Kadın Hareketi’dir.
İster Avrupa’da olsun ister Ortadoğu’da, genç kadınların şiddete katılımı nasıl engellenebilir sizce?
Bence kadınlara özel eğitim verilmeli. Sadece okullarda verilen eğitimle sınırlı kalınmamalı, aynı zamanda politik bilinç kazandırılmalı. Kapitalizm, ulus devlet, ataerkil sistemi anlamadan, bu sistemdeki rolünüzü bilemezsiniz ve nasıl ezildiğinizin farkına varamazsınız. Batı’da kadınlar çok özgür olduklarını düşünürler. Halbuki işyerinde eşit ücret alamıyorlar, sokakta korkmadan rahat bir şekilde yürüyemiyorlar. Belli ki bu sistemde bir bozukluk var.
Kürt kadınlar da çoğu zaman erken evleniyor, erken anne oluyor, daha 20’li yaşlarda çocuk büyütüyor, üstüne bir de bunu romantize ediyor. Bu özgür bir hayat değil. Tek seçenek bu olmamalı. Başka alternatiflerin de olduğunun farkına varılmalı. Bu açıdan kadınların bilinçlenmesi, örgütlenmesi, bir güç oluşturması, birlikte çalışması çok önemli. Herkes kendi bireysel özgürlüğü için çabalarsa bu bir şey getirmez; mücadele toplumsal olmalı. Bu bilince ulaşılırsa o zaman DAİŞ’e veya farklı şiddet gruplarına katılımlar önlenir.
Diğer yandan bir bütünen halka özgürlük prensiplerini benimsetmek lazım.
Kürt Hareketi’nde kadın özgürlüğünü çok da benimsememiş insanların varlığıyla karşılaşabiliyoruz. Mesela bir 8 Mart panelinde bir erkek kalkıp;“Bizim dağ gibi sorunlarımız dururken niye kadın sorununu konuşuyoruz“ diyebilliyor. Belli ki kadın sorununun toplumun sorunu olduğunu anlamamış. Onun demokrasi, özgürlük anlayışı sadece halkın işgalden kurtulması anlayışından ibaret. Oysa dünyanın hiçbir yerinde işgalden kurtulduktan sonra kadınlara otomotikmen özgürlük gelmemiştir, aksine daha da kötü olmuştur. O nedenle baştan beri, bir gün belki hiç gelmeyecek o özgürlüğü beklemeden, kadın özgürlüğünü inşa etmemiz lazım.
Mücadele sadece karşındaki güce karşı yürütülmemeli, kendi toplumuna karşı da yürütülmeli. Mesela Êzîdî kadınların bazıları tecavüze uğradıktan sonra ailelerine geri kavuşabildi ama bu kez de aileleri kabul etmedi. Neden? Çünkü toplumda tecavüz edilmiş bir kadın dışlanıyor. Bu çok geri bir tutumdur.
Öte yandan dünyadaki diğer kadınlarla birlikte çalışmak da çok önemli. Özellikle Ortadoğu’da... Bu anlamda yapılan Ortadoğu Kadın Konferansı gibi çalışmalar çok önemli. Çünkü Ortadoğu’daki kadınların durumları birbirine çok benziyor. Ortadoğu’nun herhangi bir yerinden bir kadın bir şey anlattığında, o kadının hangi ülkeye ait olduğunu bilemezsiniz. Çünkü ataerkil sistem her yerde aynı. O nedenle birlikte çalışarak, birlikte örgütlenerek buna karşı bir şeyler yapılabilir.
SOZDAR DÊRSIM