
Tayyip Erdoğan ve AKP Yönetiminin bütün saldırılarına rağmen, Kürt halkı Ulusal Kahramanlık Gününe sahip çıkarak Newrozu milyonlar halinde kutladı. Böylece Silopi, Cizre ve Sur direnişçilerinin, Mehmet Tunç ve Pakize Nayır’ın vasiyetine uyarak özgürlük için direnişi yükseltti. Saray ve AKP çeteleri saldırılarını ne kadar vahşi ve insanlık dışı kılarlarsa kılsınlar, Kürdistan’daki soykırım uygulamalarını ne kadar derinleştirirlerse derinleştirsinler, Özgür Kürdistan ve Demokratik Türkiye mücadelesinden vazgeçmeyeceğini bir kez daha çok somut olarak ortaya koydu.
Tarihi özgürlük ve direniş günü olan Newroz, aynı zamanda Kürt kahramanlık günü de oluyor. Binlerce yıl önce Kürtler, Demirci Kawa öncülüğünde kahramanca direnerek bölge halklarının özgür ve kardeşçe yaşamının yolunu açıyor. Söz konusu Kürt kahramanlığının PKK ile birlikte günümüze taşındığını ve daha anlamlı, kitlesel ve sürekli hale geldiğini görüyoruz. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın 1982 Newrozunda Diyarbakır zindanında geliştirdiği tarihi özgürlük direnişi Newrozu gerçek anlamına kavuşturmuş bulunuyor.
12 Eylül faşist-askeri rejiminin diz çöktürme ve teslim alma çabalarına karşı “Direnmek Yaşamaktır” diyerek ölümsüzlüğe ulaşan Mazlum Doğan’ın çağdaş Kürt kahramanlığı sürecini başlattığını biliyoruz. Bu yolda en kahramanca yürüyenlerden biri de büyük gerilla komutanı Mahsum Korkmaz oluyor. Dolayısıyla Kürdistan Özgürlük Hareketi tarafından Mahsum Korkmaz ulusal kahraman, şehadet günü olan 28 Mart 1986 tarihi de Ulusal Kahramanlık Günü olarak ilan edilmiş bulunuyor.
21 Mart 1982’de Çağdaş Kawa Mazlum Doğan direnerek şehadete ulaşıyor. 28 Mart 1986’da Büyük Gerilla Komutanı Mahsum Korkmaz savaşarak şehit düşüyor. Kürt halkı bu iki ölümsüz Ulusal Kahramanının şehit düştüğü haftayı “Ulusal Kahramanlık Haftası” olarak kararlaştırmış bulunuyor. Kuşkusuz bu kahramanlık yürüyüşü kesintisiz olarak devam ediyor. 1 Nisan 2008 günü Üçüncü Partileşme Döneminin sembollerinden olan Nuda Karker, Ferhat Dersim ve Halil Dağ AKP faşizmine karşı Botan’da savaşarak şehit düşüyor. Böylece 21 Mart’ta başlayan Kürt Kahramanlık Haftası 28 Mart’tan 1 Nisan’a kadar yayılıyor.
Şimdi Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı yeni bir Ulusal Kahramanlık Haftasını yaşıyor ve kutluyor. Her şeyden önce, Mazlum, Mahsum ve Nuda çizgisinde büyük kahramanlık yürüyüşü devam ediyor. Kürt halkı özgürlük için direnişi sürdürüyor ve bu yolda kahraman şehitler vermeye devam ediyor. AKP ve DAİŞ faşizmine karşı Bakur, Başur ve Rojava Kürdistan’da yürüttüğü kahramanca mücadele ve geliştirdiği demokratik özerklik direnişi bunu ifade ediyor. Kürt halkı demokratik öz yönetim direnişlerini geliştirerek kahraman şehitlerini anıyor ve sahip çıkıyor.
Önder Abdullah Öcalan öncülüğündeki PKK direnişi ile Kürt tarihinin kahramanlıklarla dolu bir tarih haline geldiğini görüyoruz. 21 Mart’tan 28 Mart’a ve 1 Nisan’a kadar uzanan Ulusal Kahramanlık Günü ve Haftası yanında, 18 Mayıs Şehitler Günü ve Mayıs Şehitler Ayı var, 14 Temmuz Ulusal Onur Günü var, 30 Haziran Fedailik Günü var, 15 Ağustos Gerilla Atılım Günü var, 27 Kasım Parti Kuruluş Günü var, 3 Ağustos Şengal soykırımını önleme günü var. Aslında kırk yıllık kahramanca yürüyüşü ile Kürt halkı yılın her gününü kahramanlıklarla dolu hale getirmiş bulunuyor.
Şimdi kırk yıldır özgürlük için direniş ateşinde pişmiş olan bir halkın kahramanlık gerçeğini yeniden sınamamak gerekir. Fakat ne yazık ki, katliam ve soykırım dışında iktidarını koruyamaz hale gelmiş olan Tayyip Erdoğan kişiliği böyle bir gaflet içine düşmüş bulunmaktadır. Öyle ki, Kürt halkına karşı Türkiye toplumunu seferberliğe çağıracak kadar gözü dönmüş hale gelmiş durumdadır. Tabi ki Türkiye’nin tüm şoven-milliyetçi faşistlerini böyle bir seferberliğe çağırmaktadır. Yoksa Türkiye halklarının faşist Tayyip diktatörlüğünü savunmak gibi bir derdi yoktur. Tersine bu diktatörlüğü yıkma göreviyle yüklü olduğunun derin bilincindedir.
Kürt halkına karşı faşist-soykırımcı seferberliğe gelince, bu konuda Tayyip Erdoğan’ın çağrı yapmasına zaten gerek yoktur. Çünkü bu çağrı çoktan yapılmış ve 7 Haziran seçimi ardından bizzat MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde böyle bir faşist seferberlik geliştirilmiştir. Bu faşist güruh, 24 Temmuz 2015 topyekûn özel savaş saldırısı temelinde aylardır kendini seferber etmekte ve Kürt soykırımını gerçekleştirmek için en vahşi uygulamalara başvurmaktadır.
Ancak söz konusu faşist seferberliğin sonuçları ortadadır. AKP-MHP ittifakı temelinde geliştirilen faşist saldırganlık, kırk yıldır pişmiş olan Kürt kahramanlığına çarparak erimekte ve kırılmaktadır. Kürdistan faşizme mezar olmaktadır. Kış boyu Silopi, Cizre ve Sur başta olmak üzere tüm Kürt kent ve kasabalarında yaşananlar gözler önündedir. Özellikle baharın gelişiyle birlikte MHP-AKP faşizminin kesin yenilgiye uğrayacağı kanaati herkeste hakimdir. Çünkü faşist seferberliğe karşı direniş sadece Kürdistan’la sınırlı kalmamakta, HBDH’nin geliştirdiği demokratik seferberlik ile tüm Türkiye’ye yayılmaktadır.
Gelişmeler böyle olsa da, iktidarını Kürt katliamına ve soykırımına bağlamış bulunan Tayyip Erdoğan ve AKP yönetiminin yeni soykırım planları peşinde koştuğu anlaşılmaktadır. Yıkılarak tarihin çöp sepetine atılmadıkça bu amacından vazgeçmeyeceği açıkça görülmektedir. En son AKP Hükümetinin Sur topraklarını kamulaştırmak ve buraya TOKİ evleri yaptırarak başta Suriye olmak üzere dünyanın dört bir yanından topladığı insanları yerleştirerek Kürt kenti olmaktan çıkarıp soykırıma tabi tutmak istediği açığa çıkmış bulunmaktadır.
Aslında bu soykırım planının sadece Sur ile de sınırlı olmadığı, başta Cizre ve Sur olmak üzere Kürt yurtseverliğinin güçlü olduğu tüm kentleri hedeflediği anlaşılmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın “Yeni Güneydoğu inşa edeceğiz” açıklamasının aslında Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmeyi hedefleyen bir politika olduğu açığa çıkmaktadır. Suriye’den getirilen milyonlarca insan, bir süredir Avrupa Birliği ile pazarlık konusu yapıldığı gibi, esas olarak da Kürt soykırımında kullanılmak istenmektedir.
AKP’nin Kürdistan’daki tehlikeli uygulamalarını devam ettirmek istediği görülmektedir. Tank ve topla saldırıp Kürtleri göçerterek boşalan kentlere Arapları ve başka göçmen toplulukları yerleştirme planı ve politikası çok tehlikelidir. Bunun bir etnik temizlik olduğu ve soykırım anlamına geldiği açıktır. Aslında 24 Temmuz saldırısının esas amacının bu olduğu artık netleşmiş durumdadır. AKP’nin soykırım suçu işlediği açıkça görülmektedir.
Saray ve AKP Yönetiminin bugün uygulamaya çalıştığı plan ve politikanın, 1927 yılında Erzincan için İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak tarafından geliştirilen politika olduğu açıktır. Ahmet Davutoğlu Hükümetinin “Yeni karar” diye ortaya koyduğunun, aslında 1930’ların “Şark Islahat Planı” ile “Mecburi İskân Kanunu”nun güncellenip uygulanmak istenmesi olduğu tartışmasızdır. Aslında Baas Yönetimleri tarafından Rojava ve Başur’da uygulanmaya çalışılan “Arap Kemeri” politikasının bir benzeri olmaktadır. Saddam ve Esat yönetimlerinin Başur ve Rojava’da uygulamaya çalıştığı “Arap Kemeri Projesi”ni, AKP Yönetimi Arapları Silopi, Cizre, Nusaybin ve Sur gibi kentlere yerleştirerek Kuzey Kürdistan’da uygulamak istemektedir.
Kuşkusuz söz konusu plan en tehlikeli soykırım politikasıdır ve bu da kırk yıldır özgürlük için direniş ateşinde pişen Kürt kahramanlığına dayatılmak istenmektedir. Herkes bu konuda çok duyarlı ve dikkatli olmak durumundadır. AKP’nin faşist terörüne ve katliamlarına geçit vermeyen ve yiğitçe direnen Kürt kahramanlığının, söz konusu etnik temizlik politikasına karşı da direnerek geçit vermeyeceği kesindir. Kürt halkı hiçbir yerde kendi köyünü, mahallesini, kasabasını ve kentini asla terk etmeyeceği gibi, buralara başkalarının yerleştirilmesine de asla fırsat ve izin vermeyecektir. Kürt kahramanlığı esas olarak yurduna sahip çıkmada kendini gösterecektir.