
Rojava Kürtleri Til Koçer’de bir askeri başarı kazanınca, Rojava direnişi karşısında El Kaide uzantılarının saldırıları kırılınca, Suriye’de Kürt halkının bir statü elde etme imkanları oluşunca adeta bölge ve dünya diplomasisi bir anda hareketlendi. Tam bir mekik diplomasisi yaşanıyor.
Daha Til Koçer çatışmasının sonuçları bile belli olmadan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari soluğu Ankara’da aldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu neredeyse sevincinden uçacak gibiydi. Sanki Irak-Türkiye arasında hiçbir problem yaşanmamış gibi konuğunu sevinçle uğurluyor ve on beş gün içinde kendisinin de Irak’ı ziyaret edeceğini müjdeliyordu.
Sadece Ahmet Davutoğlu’nun Irak ziyareti mi? Tabi ki hayır! Buna ek olarak Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Irak Başbakanı Maliki’nin de Türkiye’ye davet edildiği açıklanıyordu. Ne olmuşsa Erdoğan ile Maliki arasındaki buzlar bir anda eriyivermişti.
Tabi eriyen buzlar sadece Erdoğan-Maliki arasındakiler de değildi. Türkiye ile İran arasındaki buzlar da bir anda eriyip gitmişti. İran Dışişleri Bakanı ışık hızıyla Ankara’yı ziyaret etmiş, AKP Hükümeti ile İran arasındaki ziyaretlerin devam edeceği açıklanıvermişti.
Peki sadece bunlar mı? Tabi ki değil. Türkiye-Irak, Türkiye-İran görüşmeleri şen şakrak yapılırken, aynı anda yapılan bir de Irak Kürdistan’ı Bölgesel Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Türkiye ziyareti vardı. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Neçirvan Barzani arasındaki görüşmeler sanki sorunlu gibi, tarafların yüzü hiç gülmüyordu.
Bunlar dışında bizim takip edebildiğimiz bazı dış geziler de var. Örneğin BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş uzun denebilecek bir süre Amerika ziyaretinde bulundu. Irak Kürdistan’ı Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin çok yakında Amerika’yı ziyaret edeceği açıklandı. Kasım ayı sonunda ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Amerika’ya gidecekmiş.
Bunların bazıları rutin görülebilir. Bazıları içine girilen yerel seçim süreciyle ilişkilendirilebilir. Fakat çok büyük çoğunluğunun Rojava ve Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olduğu tartışmasızdır. Rojava Kürtlerinin kazandığı askeri başarılarla ilişkilidir. Yine yaklaşan 2.Cenevre Konferansıyla bağlantılıdır.
Kim ne derse desin, biz El Kaide’ye karşıyız, ona “Terör örgütü” diyoruz, ona karşı savaşıyoruz diyenlerin neredeyse tamama yakını meğer umudunu El Kaide uzantılarının Rojava Kürtlerine saldırısına bağlamışmış! Meğer Cephetül Nusra ve Irak-Şam İslam Devleti isimli grupların Rojava’daki başarıları üzerinden siyaset yapıyorlarmış!
Bunları gözümüzle görmesek asla inanmazdık. Bazıları söyleseydi ya deli der, ya da gülüp geçerdik. Zaten hafiften de olsa söylenen bu tür sözlere hep gülüp geçiyorduk. Ama artık gözümüzle gördük. Güncel olarak hayretler içinde yaşıyoruz. Ve şaşa kalıyoruz: Meğer Kürt karşıtlığı insanları nereye kadar getirirmiş! Kürt düşmanlığı parti ve devletlere neler yaptırtırmış!
Şimdi bunları gördükten sonra hem tarihi ve hem de Kürt sorunu denen olguyu biraz daha iyi anlıyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP’nin, sıra Kürt sorununa gelince neden bu denli kılı kırk yardıklarını çok daha iyi kavrıyoruz.
Eski Başbakanlardan Adnan Menderes’e idamından bir süre önce “Türkiye’nin en önemli sorunu hangisidir” diye sormuşlar, usulca “Kürt sorunu” cevabını vermiş derlerdi. Belli ki Menderes’in izinden gittiğini söyleyen Tayyip Erdoğan da dersini iyi almış. İpin ucunu sıkı tutarak Menderes gibi olmak istemiyor.
Buradan Kürt sorunu denen olgunun gerçek karakterine geliyoruz. Kürt sorunu denen şeyin bir dünya gerçeği olduğunu görüyoruz. Kapitalist modernite sisteminin dünya gerçeği olsa gerek. Meğer devletçi uygarlık ve kapitalizme dair bütün gericilik Kürtlerin inkar edilmesinde suç birliği yapmış! Mevcut Kürt kültürel soykırım rejimi böyle ortaya çıkmış.
Belli ki ulus-devletçi sistem Kürt inkarı ve imhası üzerine oturmuş. Kürtler bu biçimde bölünüp parçalanarak ve inkar edilerek tarihten silinmek istenmiş. Elbette bu çok kötü bir şeydir ve Kürtler açısından uğranabilecek en büyük felakettir. Kürtler yaklaşık yüzyıldır bu büyük felaketin cezasını çekiyorlar.
Yüzyıldır bu biçimde Kürtler ceza çekiyorlar da diğer halklar fayda mı sağlıyorlar? Elbette ki hayır! Yirminci yüzyılda yaşanan soykırım ve katliamların arkasında kesinlikle Kürt soykırımını uygulayan zihniyet ve politika var. Yine Ortadoğu’nun bu kadar bölünüp parçalanması ve halkların ulus-devlet despotizmi altında yaşamak zorunda kalması bu zihniyet ve politikalara bağlı.
Demek ki Kürt karşıtı bu sistemden bütün halklar zarar görmüş ve görmeye de devam ediyor. Örneğin ülkemizin gerçek demokrasiye bir türlü ulaşamaması, hiçbir hükümetin bu adımı atamaması, oligarşik despotizmin kendini hep yaşatması buradan kaynaklanıyor. Kürdü inkar ve imha ile Türkü faşist baskı altında tutma birbirine bağlı ve birbirini besliyor.
Hatta Kürt inkarı bir yerde Türk inkarı haline de geliyor. Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunu söyleyenler, Türk dışında herkesi inkar ederken, aynı zamanda Türkü de inkar etmiş oluyorlar. Türk milleti Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle birlikte oluştu diyerek, doksan yıl öncesinde Türkün bulunmadığını söylüyorlar.
Gariplik işte bu düzeye varmış durumda. İnsan bir kere inkarcı ve soykırımcı olmasın. Yani şoven milliyetçi zehirle zehirlenmesin. Bir kere böyle bir zihniyet zehirlenmesi yaşarsa nerede duracağı belli olmaz. Her şeyi inkar eden garip bir varlık haline geliverir.
Şimdi işte böyle bir garipliği yaşıyoruz. Rojava Kürtlerinin özgürlük adımı karşısında bilcümle Kürt karşıtlarının yaşadığı histeriye tanık oluyoruz. Söz konusu mekik diplomasisi ve tüm hükümet temsilcilerinin deli olmuşçasına harekete geçmesi bunu gösteriyor.
Fakat herkes bilmeli ki, bu gerici ve faşist çabalar boştur ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Kürtler artık eski Kürtler değildir. Büyük bir özgürlük bilinci ve örgütlenmesi edinmiş durumdadır. Rojava direnişi bunun en açık kanıtıdır. AKP’nin utanç duvarı karşısında gelişen halk direnişi bunu açıkça göstermektedir.
Gelişen çağdaş Kürt direnişi karşısında hiçbir inkarcılık ve soykırımcılık artık ayakta kalamaz. Bunu artık herkes görmelidir. Kürt karşıtlarına alet olan ve onlardan medet uman Kürtler de görmelidir. Yoksa çöken gericiliğin altında kendileri kalırlar.