Avrupa’da ticaret yapan Kürdistanlıların geldikleri egemen ülkelerinin kimlikleriyle tanındığını söyleyen Kürt İşverenler Birliği’den Naim Kılıç “artık buna ‘yeter’ demeliyiz. Ulusal kimliğimizle kendi ekonomik birliğimiz yaratıp ileri seviyelere taşımalıyız” diyerek Kürt işverenleri kurulacak kurumun çatısı altında birleşmeye davet etti.

Avrupa’daki Kürt işverenler yeni bir çatı altında toplanıyor. Daha önce Kürt İşverenler Birliği (KARSAZ) ve Doğu-Güneydoğu Sanayici ve İşverenler Birliği (DOGSİAT) deneyimlerinden gerekli dersleri çıkardıklarını söyleyen Kürt işverenler, bu kez daha dikkatli adımlar atmaya hazırlanıyor. “Kürt işverenleri kendi kimlikleriyle ekonomi alanında tanınması” hedefiyle yola çıktıklarını söyleyen Kürt İşverenleri Birliği’nden Naim Kılıç, amaçlarının “Kürdistan parçalarında elde edilen kazanımlarla yatırım imkanı doğdu. Üyelerimize yatırım yapmaları konusunda bilgi ve ilişki sağlamak” olarak açıkladı. Avrupa’daki ve Türkiye’deki ticaret odalarıyla yakın temasta olacaklarını söyleyen Kılıç, kurum amaçlarını, izleyecekleri çalışma tarzını ve üyeleriyle lişiklerini gazetemize açıkladı.


Kürt İşverenler Birliği’ni kurma kararı aldınız. İlk olarak neden böyle bir girişim? Kürtler her alanda örgütlenirken Kürt işverenler biraz geç kalmadı?
Ekonomik ve siyasi nedenlerle Avrupa ülkelerine gelerek buraya yerleşen Kürtlerden önemli bir bölümü çalışarak elde ettikleri birikimlerini zamanla yatırıma dönüştürdü. Elimizde kesin rakamlar olmamakla birlikte Avrupa ülkelerinde sayıları onbinlere ulaşan hatırı sayılır Kürt işverenler var. Birçok branşta ve değişik çaplarda kendisini gösteren bu girişimciler, farklı ülkelerde istihdama ve ekonomiye önemli katkılar sunar seviyeye geldi. Böylece bu ülkelerde önemli miktarda bir Kürt sermayesi ve sermayedarları ortaya çıkmış durumda. Bir tarafta bu ülkelerde yatırımlar çoğaltılıp sermaye büyütülürken, diğer tarafta Kürdistan’a yatırım milli duygu ve avantajlar sebebiyle büyük bir ilgi haline geldi. Ülkemizin Güney, Kuzey ve Güney Batı bölgelerinde elde edilen kazanımlar, kısmi siyasi rahatlama buralara yatırım imkanlarını arttırmıştır. Kürdistan’a yatırım yapacakların bir temsile ve yatırımları nereye ve nasıl yapacağı konusunda bilgiyle besleyecek bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu gördük. Avrupa Kürt İşverenler Birliği de böylesine bir ihtiyacın ürünü olarak doğuyor.
Esasen bu alanda epeyce geç kaldığımız bir gerçek. Gerçi geçen süre içinde bu konuda, bazı adımlar atıldı, ama maalesef birçok sebepten ötürü başarılı olunamadı. Halbuki geldiğimiz aşamada profesyonel düzeye fonksiyonel çalışan bir örgütlülüğe sahip olmamız gerekiyordu.

Bu kuruluş neyi hedefliyor? Avrupa’daki Kürt işverenler yatırım amaçlı olarak mı biraraya gelecek, yoksa Kürt işverenlere danışmanlık mı yapacaksınız?

Avrupa Kürt İşverenler Birliği’ni kurarken, Kürt yatırımcı ve işverenleri bir araya getirerek onların kendi kimlikleri ve sermaye güçleriyle kendilerini finans dünyasında temsil etmelerini sağlamayı hedefledik. Kürt işverenler arasında düzenli bir ilişki sağlamayı, sermaye dünyasındaki gelişmelerle ve yatırım avantajlarıyla ilgili bilgilendirmeyi amaçlıyoruz. Kürt işverenlerini doğup büyüdükleri Kürdistan’a yatırım yapmaya teşvik edeceğiz. Bunun için de gerekli olan doğru ilişkiye ulaşmaları, avantajlı yatırım projelerinden zamanından haberdar olmaları konusunda yardım sunacağız. Ticari ilişkileriyle yabancı sermayenin ülkemize gelmesi, ülke zenginliklerimizi tanıtılması konularında lobi işlevi görecek.
Kısacası Avrupa Kürt İşverenler Birliği’nin temel amacı Kürt işverenleri biraraya getirme, temsil kimliği kazandırmak, ülkeye yatırıma yönlendirmek ve bu maksatlarla bilgilendirme olacak. Bunun yanında biraraya gelmiş, tanışmış işverenlerimiz gereksinim duydukları taktirde beraber yatırım amaçlı işler yapabilirler. Kurumumuz bu alanda bilgi ve zemin sunacaktır.

Kuruluş hangi örgütlenme modelini seçecek? Klasik ticaret odaları gibi mi (Başkan ve yönetim kurulu şekilinde mi) yoksa meclis olarak mı örgütleneceksiniz?

Kuruluş çalışması içinde olan bir Kürt işverenler örgütü olarak kendimize uygun örgütlenme modellerini bulmaya çalışıyoruz. Şimdilik genel kurul tarafından belirlenecek yönetim kurulu biçiminde bir örgütsel çalışmamız olacak. Pratik yoğunluğu, şeffaflığı ve sıkı bir denetimi temel alan bir çalışma göstereceğiz.

Kürt işverenlerin daha önce Kürt İşverenler Birliği (KARSAZ) deneyimi olmuştu. Yeni kuruluşun KARSAZ’dan farklı yanı olacak mı? KARSAZ’ın başarılı olmamasını neye bağlıyorsunuz?

Avrupa’daki Kürt işverenlerinin daha önceleri KARSAZ, DOGSİAT isimleriyle örgütsel, kurumsal çalışmaları oldu. Büyük bir heyecanla başlatılan bu adımlar gerekliydi. Ancak bu çalışmalar maalesef kalıcı ve başarılı olmadı. Başarısızlık konusunda herkes birşeyler söylüyor. Avrupalı Kürt işverenler ilk kez KARSAZ çatısı altında biraraya geldi. KARSAZ’ın bünyesinde küçük çaplı girişimçiler vardı, dolasıyla sermayeleri de sermaye denmeyecek kadar da küçüktü. Yine ticaret bilinci çok zayıftı. Sermaye edinme hırsı ve hevesi var ama yurtdışında olduğu için bunun milli kaynak, pazar altyapısı, yasal olanakları olmayan ve sosyal algıdan uzaktı. KARSAZ, büyük küçük demeden her yatırımcıya kapıyı açtı. Örgütsel tecrübesizlik, iyi bir denetim mekanizmasının işletilememesi, yolsuzluk söylentilerine sebep oldu. Bütün bunlara bir de siyasi/ideolojik yaftalamalar, siyaset ile ekonomi arasındaki ayrımın yeterince gözetilmemesi eklenince kalıcı bir başarı gösteremedi.
Daha sonra DOGSİAT kuruldu ve bu da benzer sıkıntılar sonucu başarılı olamadı. Elbette bu iki adım bize Kürt işverenlere önemli katkı sundu. Pratik olarak birçok ekonomik toplantı ve konferanslar gerçekleştirdi. Bu vesileyle biraraya gelen bazı işverenlerimiz Kürdistan’da yatırımlarda bulundu.
Yeni kurulan Avrupa Kürt İşverenler Birliği ise, KARSAZ ve DOGSİAT’ın bir tekrarı değildir. Yeni bir örgütlenmeyi hedefliyoruz. Daha avantajlı şartlara sahibiz. KARSAZ ve DOGSİAT pratiklerinden aldığımız tecrübeler var, oldukça dar ve nitelikli davranılacak, siyasete mesafeli olunacak, pratik yoğunluk, şeffaflık ve denetim farklılıklarımız olacak.

Kuruluş sadece esnafları mı biraraya getirecek yoksa serbest meslek sahiplerini (avukat, doktor, mali müşavirleri) de barındıracak mı?

Avrupa Kürt İşverenler Derneği, Avrupa’daki Kürt sermayesini örgütlemeyi amaç edindiği için yatırım hacmi ve sermaye miktarı yüksek işverenleri kapsıyor. Bu nedenle her seviyedeki esnafa ve her serbest meslek erbabına açık olmayacak. Tecrübelerimiz sermaye sahibi işverenleri küçük esnafı ve serbest meslek sahiplerini bir çatı altında örgütleme girişimi akılı bir iş olmayacağını gösteriyor. Çünkü bu her birinin kendine özgü alanlarında atacağı ve atması gereken adımlar da manevra kabiliyetini daraltır. Hakkettiği itibarı kazandırmaz. Dolasıyla ekonomik çıta biraz yüksek. Ancak örgütümüz, kendisine güvenen, şartları müsait her Kürt işverine açık olacaktır.

Üyelerinize yönelik işbirliği, yatırım, kredi hangi şartlarda alınır-verilir, rebaketi önleyici nasıl olmalı konularında mesleki bilgilendirme-eğitim olacak mı?
Bilgi ve teknoloji çağında yaşıyoruz. Dolasıyla Avrupa Kürt İşverenler Birliği de bu gerçeği temel almak zorunda. Yetkin profesyonel elemanlarla çalışmayı esas alacağız, üyelerimize mali ve ticari, iş hukuku konularında bilgilendireceğiz. Bu maksatla bilgi akademisi oluşturmayı hedefliyoruz. Üyelerimizi tek tek ya da işbirliği dahilinde ortak yatırımlara, özellikle de Kürdistan’a yatırıma teşvik edeceğiz. Bu yatırımlar için de gerekli olan ilişki bulmalarına ve proje geliştirmelerine yardım edeceğiz.

Kuruluş, Avrupa’daki ticaret odaları, bankalar, kredi veren kuruluşlarla diyalog halinde olacak mı?

Biz, ister Avrupa’da olsun isterse Kürdistan parçalarında, isterse de Türkiye’de olsun, ticaret odaları, ilgili bakanlıklar ve tüm kurum ve kuruluşlarla ilişki kurmaya çalışacağız. Bu ilişkileri faydalanmaları için üyelerimize açacağız. Hatta bu konuyla alakalı özellikle Kuzey Kürdistan, Güney Kürdistan ve Güney Batı Kürdistan’daki Kürt ticari-ekonomik kurumlarla işbirliği yapma, kurumsal olarak birbirimizi güçlendirecek bilgi alış verişi sunma çabasında olacağız.

Kuruluşunuz sadece Almanya’da mı olacak yoksa diğer ülkelerde bulunan Kürt işverenleri de kapsayacak mı?

Çalışmamız Avrupa genelindeki Kürt işverenleri örgütlemeyi hedefler. Şimdilik Almanya’da hareketle işe girişmiş bulunuyoruz. Umarım yakın bir zamanda tüm ülkelerdeki işverenlerimize ulaşırız. Tabii onlar da bize ulaşmaya çalışsınlar. Herhalükarda hepsine ulaşmayı hedefliyoruz. Zamanla daha da hız kazanacak olan bu alandaki çalışmamız ülkeler bazından örgütlenme biçiminde de olabilir.

Kuruluştan önce Kürt işverenlerin hangi branşlarda aktif olduğu yönünde bir araştırmanız var mı?

Rakamsal olarak Avrupa ülkelerinde kaç Kürt yatırımcısı var, bunların branşlara göre dağılımı nasıl konusunda maalesef elimizde istatistiki bir bilgi yok. Avrupa’da Kürt girişimcileri Türkiye’den gelen Türk, diğer parçalarda gelenler ise o parçadaki egemen ulus kimliği ile kaydedildikleri için sadece Kürt yatırımcılarına dönük kesin bir rakam vermek mümkün değil. Bu alana yönelik bir çalışma, araştırıp ortaya çıkarma derneğimizin önemli işlerinden biri olacak. Ama genel izlenim Kürtler daha çok döner-et, inşaat, hizmet, kuru gıda, tekstil ve taşıma sektörlerinde faaliyet gösteriyor.

Kuruluş ne zaman kongresini gerçekleştirmeyi hedefliyor?

Yaklaşık bir senedir Avrupa Kürt İşverenler Birliği oluşturma amaçlı alt yapı çalışmaları yürütmekteyiz. Bu geçen zaman dilimi içinde tek tek görüşmeler, bölgelerde gruplar halinde toplantılar yaptık halen yapmaya devam ediyoruz. Basın yayın yoluyla herkese haber ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar sonuçlanmış değil, halen devam ediyor. Gayretimiz önümüzdeki aylar içinde toplantılarımızı sonlandırmak, kurucu üyeler tespit etmek ve yıl sonuna doğru kongreyi toplamak yönünde.

Saldırıları kabul etmiyoruz

Son olarak Kürt işverenlerine yönelik çağrınız var mı?

Kürtler bugüne kadar birçok Avrupa ülkesinde o ülkelerin ticaret odaları, yine Türkiye tarafından oluşturulan ticari ve mesleki dernek, klüp içinde yer aldılar, alıyorlar. Ne yazık ki bugüne kadar kendi kimliğimizle birşeye sahip değiliz. Ama artık buna ‘yeter’ demeliyiz. Ulusal kimliğimizle kendi ekonomik birliğimiz yaratıp ileri seviyelere taşımalıyız. Bu vesileyle tüm Kürt işverenlerine çağrımız bu birlik çatısı altında toplanmaları, yönetmeleri ve destek sunmaları. Ülkemizin zengin doğal kaynakları, genç ve bol işgücü, bol yatırım avantajları ve halkımızın ‘sermaye aktarın’, ‘istihdama katkı sunun’ beklentileri var. Biz buna cevap olmalıyız.
Yine güncel bir konu olan Kürt televizyonlarına yönelik saldırılar var. Bu kapatma ve cezalandırmayı kınıyorum. Bu kapatma ve cezalar Kürtleri ekonomik olarak da baskı altında tutmaya yönelik politikalardır. Avrupalı devletlerin bu tür tutumlarını kabul etmiyoruz. Kürtler işverenler, ekonomik çevreler eğer örgütlü olsaydılar. Danimarka veya başka bir ülke, Kürt televizyonları üzerinde bu baskıyı uygulayamazdı. Bu anlamıyla da geç kalmış olsak da Kürt işverenler zaman kaybetmeden bir çatı altında toplanmalıdır. Bir kez daha Roj TV, Nuçe Tv ve MMC’ye yönelik saldırıyı kınıyorum, bu haksız kararın ortadan kaldırılacağını umuyorum.

Not: Kürt İşverenler Birliği ile ilişki kurmak isteyenler “ ykk.eu@hotmail.de “ emaillinden ulaşabilir.



DENİZ BAŞPENİR




Ekonomide özgürlüğün sınırı


Siz bir iş yapmaya karar verdiniz. Eğer verdiğiniz kararınızı tümüyle uygulamaya koyma şansınız var ise ve bunun için direkt eyleme geçebiliyorsanız. Siz özgürsünüz. İçinde bulunduğunuz ekonomik şartlar özgürlükçüdür.
Paranız, tekniğiniz, elemanlarınız yeterli olmayabilir. Hatta siz kendiniz tek başınıza başlayabilirsiniz ya da gerekli örgütlemeleri yapar ve zorunluluklarını yerine getirmek için çaba sarf edersiniz. Bunun mümkün şartları var ise tabii ki, öyleyse özgürlükçü bir ortamdasınız.
Yok eğer kurmak istediğiniz iş için başkalarının onayını bekliyorsanız, öyleyse özgürlükçülüğü unutun. Serbest girişim teranelerini bir kenara atın.
Biraz daha açalım. İhale bekliyorsanız, tamamen banka kredisine bağlı iseniz, başka işletme sahibinin size sunacağı olanağı bekliyorsanız. Bir işletmenin şubesi veya parçası olacaksanız. Devlet teşviklerini gözetliyorsanız. Hele hele miras, patent, mal satışı gibi veri beklentileri ile hareket ediyorsanız, demek ki sadece hayal alemindesiniz.
Özgürlüğü esas alan bir kararı veren girişimcinin bununla donanımlı bilgi, para, teknoloji ve insan kaynağına hükmetmesi gerekir. Hele hele hiyerarşik bir etkiye yol açmamak ve başkalarının da özgürlüğünü yok etmemek için birlikte çalışacağı insanlarla diyalog kurması, katılımlarını sağlaması ve denk paylaşması esastır. Yani öyle patron vs olmaz. Rol ve fonksiyonlar farklı olmakla birlikte takım halinde hareket etmeli. İşbölümü ve araç temini bu eksende şekillenmeli.
Oysa hiçbir sistem bu basit olguyu ortaya koymadı. Bunun için devlet, ideoloji, felsefe veya din olmak gerekmiyor. Herbiri de bunu bir biçimde sunuyor aslında. Ama realitede yok.
Halbuki ekonomide özgürlük çok çok önemli bir tartışma konusudur. Daha doğrusu temel olgudur. Bütün ideolojik, felsefi ve dinsel çıkışlar ekonomik ilişkilerde özgürlüğü refere ederler, kendilerinin en iyi bu olanağı sağladığını öne sürerler.
Her ne kadar şimdi liberaller bunun bayraktarlığını yapsalar ve felsefi ruhlarını “bırakınız yapsınlar”, “bırakınız geçsinler” dayanaklarından aldıklarını öne sürseler de, örneğin sosyalistler bunun gerisinde kalmazlar. Hele hele Marks’ın komünist dünyasında eşit ve özgür bir dünya teması son ve en üst evredir.
Bundan dolayıdır ki, Sovyetlerde yaşanan merkezi ekonomik yapıyı sadece geçici bir süreç olarak tanımladılar. Planlamacı, katı hiyerarşik işleyiş bir anda kapitalizmle rekabet, yarış olgusuna dönüştü. Hadi bu da iddia edildiği gibi zorunluluktan dolayı, sistemi koruma gereği oldu diyelim. Ama Stalin’in komünizmi ilan etmesini nasıl tanımlamak gerek?
Onu geçelim. İslami dünyada ekonominin iki yanı hep oldu. Sosyalistlere yakın duran ve eşitlikçiliği öne çıkaran kesimler ile liberallere yakın durup özgürlükçülüğü öne çıkaranlar hep at başı gittiler. En iyi eşitliğin veya en iyi özgürlüğün İslam’da sunulduğuna dair ayetler, hadisler, tefsirler dizdiler.
Hristiyanlığın Protestan mezhebi nerdeyse ekonomik nedenli bir ayrışma gibidir. Max Weber okumaları bunu çok çok iyi izah eder. Ama Katolikler de bunun hiç gerisinde durmazlar. Özgürlüğe gidişin esaslarını katı esaslara dayandırarak sürdürürler.
Bunlar söylem ve iddialar. Teorik yanı var gerçekleşme şartlarının özgül özellikleri var. Belki her biri kendi şartlarını oluşturabilseydi, gerçekte söylediklerini yaşama geçirebilirdi.
Ama biz bunu nasıl ayırd edeceğiz? Bizim iktisadi eylemlerimizin özgürlükçü mü, bağımlı mı olduğunu hangi kriterlere göre anlayacağız?
Kanımca bu konuda çok derin felsefik ve iktisadi teoremlere girmenin bir manası yok.
Kendi bireysel pratiğimiz hem bizim anlayışımızı hem de içerisinde bulunduğumuz sistemin özelliklerini çok net ortaya koyuyor. Gayet berrak. Yukarıdaki paragraflara tekrar bakmakta fayda var.

AHMED PELDA