Türk devletinin özel savaş politikaları, verilen eğitimler, oluşturulmuş siyasi zihniyetler Türkiye’de her şeye şaşı bakmayı yaratmıştır. Kültürel soykırımla tek millet yaratma ve ulus-devlet olma stratejisi Türkiye’de her şeyi sağlıksız ve ters hale getirmiştir. Dünyada hiçbir faşist rejimin yaratamadığı zihniyet çarpıtması Türkiye’de yaratılmıştır. Bu aşılmadan da Türkiye’nin bırakalım demokratikleşmesi, demokratik olmadığı söylenen birçok ülke gibi bile olamaz. Bugün Türkiye’de demokrasi ve hukuk kılıfı altında dünyanın en faşist rejimi yürütülmektedir.
KCK davası gibi binlerce insanın gerekçesiz ve siyasi nedenlerle zindana atıldığı bir ülke faşist değil de nedir? Türk devletinin bugün izlediği Kürt politikasına karşı çıkan, AKP’nin Kürtleri aldatma üzerine kurulu özel savaş politikalarına karşı tutum alan tüm Kürtler zindana atılıyor. Bilinçli yurtseverlerin kökü kazınmak isteniyor. Kürt hareketi buna siyasi soykırım dedi. Türkiye’nin en temel demokratikleşme sorunu Kürt sorunuysa Kürt sorununun çözümünü isteyen bilinçli insanların tümünü zindana atmak faşizm değil de nedir? bunu gündemleştirmeyen, sadece bu nedenle olsa bile AKP Hükümetine tutum almayan hiç kimseye ne aydın ne de demokrat denir. Bu tutuklamalara tavır almadan bırakın demokrat olmayı, vicdanlı insan bile olunamaz.
Türkiye’de bilinçli Kürtleri tutuklamak bir hakmış, normalmiş gibi bir durum yaratılmıştır. Her gün onlarca insan tutuklanıyor, buna karşı doğru dürüst bir tepki bile yok. Bu, faşizme alışmaktır. Ya da Kürtlere faşizm uygulanıyorsa bu normal görülmektedir. Bu yönüyle Türkiye zihniyet olarak patolojik bir vakadır. Kılıçdaroğlu Başbakan için “patolojik bir vakadır” dedi. Doğrusu Kılıçdaroğlu da dahil Türkiye’deki siyasal zihniyet, hatta düşünce atmosferi patolojik vakadır.
Türkiye’de Kürtlere uygulanan faşizm o kadar normalleştirilmiş ki, bu BDP’yi dahi etkilemektedir. Öyle ki kendi arkadaşları ve üyelerine yönelik yürütülen bu saldırılara karşı gösterdikleri tepki gerçekten de çok cılız ve bu tutuklamalara alışmış olmayı ifade ediyor. Bu kadar tutuklama var, her gün BDP’ye yapılmadık bırakılmıyor; hakarette sınır tanınmıyor. Gerçekten de BDP’ye yapılanlar dünyanın hiçbir yerinde görülemez. Ancak bir tane AKP’li kalkıp AKP’nin genel söyleminden ayrı konuşunca hemen cıvatalar gevşiyor. Sanki yapılan zulüm ve uygulamalar bırakılmış gibi bir yaklaşım gösteriliyor. Bu kadar tutuklamadan sonra ve hiçbir adım yokken sanki iyi şeyler olabilirmiş gibi toplumu AKP konusunda beklenti içine sokmak anlaşılır gibi değildir. Tabii ki umutlu olmak lazım. Tabii ki Kürt halkının mücadelesi Türk devleti ve AKP’yi Kürt sorunu konusunda zorlamaktadır. Ancak somut adımlar atılmadan bir tane AKP’linin Başbakandan ayrı konuşması ya da Başbakanın kafa karıştırmak için sarf ettiği bir cümleye hemen “acaba hükümet yumuşuyor” gibi düşünmek artık saflıktan öte bir durumdur. AKP’nin yürüttüğü psikolojik savaştan etkilenmektir.
AKP her şeyden önce topluma, özellikle de Kürtlere karşı bir özel savaş hükümetidir. Kürt sorununda çözüm zihniyeti yoktur. Özgürlük bilinci ve mücadelesi gelişen Kürtleri kültürel soykırımı engellemeyen bazı girişimlerle aldatıp kültürel soykırım sistemi içinde tutma rolünü üstlenmiştir. Tartışılan Dolmabahçe mutabakatı da budur. Erdoğan’ın “mezara kadar götüreceğim” dediği şey de budur. Birçok şeyi kendimle mezara götüreceğim dedikleri de kesinlikle Kürt sorununda izlediği politikayla ilgilidir. AKP bu rolü üstlenme karşılığında iktidarını sürdürmüş ve eşi türbanlı birisi cumhurbaşkanı olmuştur.
AKP Hükümeti KCK operasyonlarıyla sonuç alamayınca şimdi Meclis grubuna yönelmiştir. Zaten şimdiye kadar yürüttüğü saldırılar ve siyasi soykırım saldırılarıyla BDP’yi sadece Meclis Grubu olan bir parti haline getirmiştir. Yürüttüğü saldırı, baskı ve psikolojik savaş BDP’yi tümden teslim almaya yetmeyince dokunulmazlıkları gündeme getirdi. Tüm bunlar BDP’yi baskı altında tutmak, savunmada kalmasını sağlamak ve bu temelde kendi politikasını daha rahat yürütmek için yapılmaktadır. AKP hem suçlu hem güçlü politikası izlemektedir. Kendisi faşist bir hükümet olarak her türlü zulmü yaparken, Kürt sorununu çözümsüz bırakırken, Türkiye’yi çıkmaza sokmuşken BDP’yi suçlu gösterip kendi karakterini gözden kaçırmaya çalışıyor.
Bu konuda da Türkiye’de fazla tepki yok. Karşı çıkanların bir kısmıysa BDP’liler yanlış yapıyor, ama dokunulmazlıklarını kaldırmak iyi olmaz diyor. Bunu da demokratik karakterinden değil, PKK’ye yarar diye söylemektedirler. BDP’ye yönelik politikalar ve dokunulmazlıkla ilgili değerlendirmeleri okuyunca Türkiye’deki zihniyet kendini daha fazla açığa vuruyor. Türk devleti Kürtlere her şey yapabilir, Kürtlere her şey söylenebilir, bu Türkiye’nin hakkıdır; ama Kürtler buna karşı çıkıp bu zulme tepki gösterirlerse bu anormal karşılanır. Çünkü Kürt Kürt olarak görülmez. Kürtlerin de kendileri gibi düşünmesi istenir. Olay ve olgulara kendileri gibi bakması istenir. Kürt’ün Türk devletinin politikalarına karşı çıkması haddini aşmak olarak görülür. Özcesi eskiden beri var olan Türk devletinin her şeyi yapmaya hakkı vardır, ama Kürt buna ses çıkaramaz anlayışı devam etmektedir. Yani Kürt köle gibi yaklaşmalıdır, zihniyeti hala Türkiye’de hakim olan zihniyettir. BDP’liler hakkında koparılan fırtınalar bu zihniyetin üründür.
Türkiye’de herkes Türk devletinin çizdiği sınırlar içinde düşünmelidir. Solculuğun sınırını da, demokratlığın sınırını da, Kürtlüğün sınırını da Türk devleti çizer! Hele hele Kürt sorunu konusunda Türk devletinin çizdiği sınırlar aşılırsa en büyük suç işlenmiş olur. BDP’lilerin suçu da Türk devletinin çizdiği Kürtlüğün sınırını aşmış olmasıdır.
Kuşkusuz bu tür uygulamalara en büyük zemini ve meşruiyeti ise AKP’yi öven ya da AKP’nin politikalarını değil de Kürt hareketini eleştirmeyi üslenmiş kimi Kürtler vermektedir. Bir süre önce yurtdışından getirilip Hak-Par’ın başına geçirilen Kemal Burkay, AKP güvenlik politikası izliyor, şiddete başvuruyor, ama buna yol açan PKK ve BDP’dir, diyerek AKP’nin baskı, zulüm ve katliamlarını temize çıkarmıştır. AKP de bunun gibi tutumlardan güç alarak askeri, siyasi ve psikolojik saldırılarını her alanda daha fazla arttırmaktadır.
Bu yeminli Apo ve PKK düşmanına göre Kürtler üzerindeki baskı ve katliamlar Kürtlerin yanlışlıklarından kaynaklanmıştır. Bu mantıkla bakılırsa Şeyh Sait, Seyit Rıza ve birçok Kürt akıllı olmadığı ve devleti bunlara zorladığı için katliamlar yaşanmış ve idamlar olmuştur. Kendisi ne derse desin, mantığı buna varmaktadır. Çünkü Türk devleti 1925 ve 1938 katliamları hep devletin uygarlık getiren politikalarına karşı çıkıp eşkıyalık yaptıkları söylenerek haklı görülmüştür. Her ne kadar şimdi bunların yanlış olduğu, yapılmaması gerektiği söylense de zihniyet değişmemiştir. Çünkü dünkü bu zihniyet şu anda Kürdistan’da kendisini çok yönlü uygulamaktadır. Zaten AKP Hükümeti bugün kendi politikalarının üstünü örtmek için geçmişteki yanlışlıkları eleştirmeyi bir tarz haline getirmiştir. Kemal Burkay gibi devletin akıllı, makul ve “iyi Kürt”ü de Türk devletinin eski politikalarını eleştirirken, AKP’nin bugünkü şiddet politikasını ve her türlü ezme politikasını PKK’nin yürüttüğü direnişle izah etmektedir. İnsanda hasetlik ya da kişilik bozukluğu olunca Kürtlerin gözünün içine baka baka bu tür şeyler de konuşulabiliyor.