20. yüzyıla kadar bütün halklar daha çok sözlü edebiyatla müziğini yaşattı. Teyb, ses kayıt cihazları ve plakların bulunuşu ve okur-yazarlığın toplumsallaşması ile yazılı ve sesli kayıt dönemi başladı. Kürtçe yasak olduğu için biz bu haktan mahrum kaldık. Yine de binlerce yılda oluşan müziğimiz öyle güçlüydü ki kendini hafızalarda ve günlük yaşamda yaşattı.


Unkapanı kirliliği

Günümüze gelirsek… Sözde yasak kalkınca ne oldu? Örneğin İstanbul’da…

Sanatçı furyası ve müthiş bir Unkapanı kirliliği ortaya çıktı. Kirlilik nedir? Yüzlerce yıllık eserlerin sözleri, ritimleri ve temel kodlarıyla oynanıyor. Piyasada varolmak için bu eserler değersizce tüketiliyor. Halk ezgilerimiz, yöre ağızlı masallarımız, oyunlarımız tam da devletin istediği gibi bir sömürü alanı haline getiriliyor, içi boşaltılıyor. Kim yapıyor bunu? Kendine ‘Kürt sanatçısıyım’ diyenler…

Yasal olarak da halen tanınmıyoruz. Türkiye’deki müzik meslek kurumlarında halen ‘Kürt müziği’ ibaresi bulunmamaktadır. Kürd halkının anayasal güvencesi yok. Bu da kültürü ve müziği geliştirmeyi engelliyor. 

Örneğin Türkiye’de binlerce tv, radyo var ama kaç tanesi Kürtçe şarkılara yer veriyor? Parmak sayısını geçmiyor.


Dengbêjlerimiz yavaş yavaş ölüyor

Dengbêjlik için de bir görüş ifade edeyim… Nesillerin birbirine aktardıklarına miras diyoruz. Okula gidip, diploma alarak dengbêj olunmuyor. Onun da kendine göre bir eğitim evresi var. Örneğin şarkı ezberleyerek dengbêj olunmaz, icracı olunur. Yani yaratıcı olan kişiler dengbêj olabilir. Ancak ‘Günümüz eğitim kurumlarında nasıl yer edinebilir?’ sorusuna da yanıt bulmalıyız. Yöreden yöreye değişen gırtlak yapıları, ses ölçüleri ve halen bile kayıt altına alınmayı bekleyen kim bilir belki de binlerce eser… Oysa dengbêjlerimiz yavaş yavaş ölüyor. Bu miras onlarla birlikte gidiyor. Çünkü kapitalist modernite ve tüketim kültürü bizi onlardan uzak tutuyor. Ve bizim bu konuda çok ciddi bir çabamız yok.


Ezberci tüketicilik

Her zaman önem verdiğim bir konu da şu: Lehçelerimiz ve coğrafyaya göre değişen şivelerimiz… Bu da bizim bir zenginliğimiz ve arşivlik çalışmalar bu konuda da çok az.

Kürt müziği kendini dünyaya taşıyacak eserlere sahiptir. Ancak bunu taşıyacak prodüksiyon ayağımız eksiktir. Kendi içimize hapsolmaktan kurtulmalı, yenilikçi ve açık olmalıyız.

Günümüzde yaşadığımız bir sorun da şu: Edebiyat, şiir ve dil müziği besler. Bu dörtlü birbirini besleyemiyor. Kolaycı ve ezberci tüketiciliğe son vermeliyiz.


Erkek solistler

Erkek solistler için de bir durumu izah etmeliyim. Yasakların kalkmasıyla yüzlerce solist aynı sesle ortaya çıktı. Bunlar bir sanatçıyı taklit ediyorlardı. Bu kulak kirliliğine yol açtı.

Bazen de bir eseri on sanatçı kendi cd’sine okudu. Bu da yenileri derleme, arayıp bulma konusunda tembelliği gösteren bir örnektir.

Kültür-Sanat alanında çok ciddi eleştirmenlerimiz yok. Ayrıca müzikolog ve araştırmacılarımızın buluşabileceği alan ve zeminler de oluşmadı. Oysa bu üçlü de sanatçıyı besleyen olgulardır. Gazetelerimizde müziğin ehli olmayan köşe yazarlarımızın bir CD’yi yorumlaması gerçekçi değildir. Bazen zarar bile verebilir.


Müziğimizi dışarıya açmak

Kişi olarak kadim bir mirasın müziğini yapmak omzuma çok ağır bir sorumluluk yüklüyor.

Müziğimizi dışarıya açmak ve başka halklarla buluşturacak zeminleri yaratmalıyız. 

Sinema olmayı bekleyen öyle eserlerimiz var ki… Sağlıklı bireyler yetiştirecek, tüketim kültüründen uzak tutacak eserler… Bunlar ciddi projelerle açığa çıkabilir ve toplumun dinamizmine de sanatı ulaştırır. Sinemamızı, müziğimizi, dansımızı yüzlerce yıl besleyecek materyallerimiz bizi bekliyor. 

Bizim neslin sanatçıları böyle ağır bir görevle karşı karşıya. Bunu başarmalıyız. 

Mirasımızı bilimsel ve estetik ele alan bireylerin çoğalması umud vareden gelişmelerdir. Ki, toplumumuzun beklentileri yüksek, beğeni ölçüleri de çok keskindir.


ROJDA